Yürü bakalım...
Adımlarını çoğaltarak devam et koşaradım. Hele bir ıslansın ayakların dalgalarda elbet uslanırsın... üşürsen o vakit ver göğsünü kayalara , sarıl sımsıkı ısınırsın...
Ne yaparsan yap, ne yaşarsan yaşa sakın susturma o yüreği. Ne zaman susarsa bil ki o an ölü(r)sün...Sen yürü yüreğine.. İster koşa koşa... İster düşe kalka... Korkma!!!
Kayıt: May 26, 2007 Mesajlar: 246 Nereden: Muğla/Yatağan
Tarih: Prş May 29, 2008 5:10 pm Mesaj konusu:
İçimde mavisinin özlemi git gide büyümekte memleketimin. Gökçenin doğumu gün be gün yaklaştıkça ölüpte göremem diye biraz daha artıyor gölünün mavisine özlemim. Mavi sürgün olmaz diyen yanmış mıdır, mavi bir gölün şavkında? Üstelik göl buz kesmişken...
Köşelerinden buruş buruş olmuş bir hikayenin yar(ın)sızlığının özeti bu...
Korkarak seven bir kalbin aynalardan kaçışı. Gözbebeklerini nereye sürükleyeceğini şaşırmış bir kim(sesiz)liğin , sus pus olmuş diline (d)ağlanmış cümlelerle örülü sessiz çığlıklar ... inatçı harflerin savaşında ; çelimsiz bir ruh, hırpalanmış bir yürek parçası...
Kendi kayıtsızlığında hiçliğine çözülen bir bellek... yarına mavisi çalınmış umut sızıntıları düşüyor parmak aralarından. Küçük bir kız çocuğu öpüyor, gözpınarında birikmiş acıları ... "Dilinden düşen her sözcük yaranı unutmak için dimi ?Oysa her defasında hatırlamak için yaralanıyor için... boşuna çırpınmak değil mi bunun adı? " diye bir haykırış kopartıyor zilsiyah gecelerde...
Biliyor musun?
Bugün boşum , boşluğum...
Rotası olmayan gemilerim var , içleri boş...
İçimde nereye gidecek yol bulup, rota çizip bilmiyorum... suskunluğumla alabora olucak belki de...
Yalnızlık çoğaltıyorum çıplak bir yalnızlık... Kocaman bir bozkır...
Dün vedaydım...bugün eylül olasım var. Yarın ayrılık... yalnızlık iyi geliyorsun sen bana. Vefa bir tek sende ...
Geçtim...
Geciktim...
Yabancı suretlerle başım dertte yine... gelip oturuyorlar yaramın üstüne bilmiyorlar ki her veda her ayrılık bende tuz niyetine...
Gidiyorum...
Gitmeliyim...
Oysa hiçbir gidiş; aşk kadar suç üstü yakalanmıyor kalbe ...
Birikmiş düşlerimin infaz anı geldi. birbirine bağlasam yada ucuca eklesem kaç intihar eder? Aşka korkaklık değil ki bu gidiş... Bencilliğimin üzerine vurduğum bir neşter darbesi yalnızca...
Yorgunum...
Kaç hayat eder ki bu yorgunluğum? Sol yanımda yüz ölçümü ne kadar ki bu suskunluğun?
Kimin yasını mırıldanıyor kirpiklerim yastığa gömülerek?
Yorgun şehirlerin yıkılmaya başladığı yerden delirmeye az kaldı diyerek yine kendime devriliyorum cümle cümle... öbek öbek ... düğüm düğüm ... ilmek ilmek...
yaşam kayıplarımın çetelesine bir hayalin vedasını daha ekliyorum ...
göğüs kafesimin en çetrefilli ukdesi...
yastık altı sakladığım yalnızlığım biliyorum,
suçluyum...
kaçağım...
karanlığım...
dipteyim...
siyaha bürünmüş içimin kar tanesi
koynumda sakladığım sevdamın sevinç ezgisi
gözbebeklerimde biriktiriyorum seni katre katre...
Yıkılmışlık...
Geç kalınmışlık...
İçimin arka sayfalarındaki altı çizili hayallere veda bunun adı...
Şimdi bin ömür , bin öykü , bin "Yusuf " , bin " Züleyha " geçiyor gözlerimden.
Her dönüş bir yıkılış... Her gidiş bir yok oluş...
Düşlerin tuzağında düşkündüm... Düşüncelerim mayın döşeli tarlalarda sek sek oynar halde... Oysa bir adım atacak olsam korku, bekleyecek olsam pişmanlık göğüs kafesimde beni tüketicek... içim enfeksiyon kapmış, sensizliğin ağrısı mıdır? bensizliğin mi ? hangisi ? bilmiyorum...
Hiç bir ağrı kesici dindirmiyor bu sancıyı , ne yaparsam yapayım durduramıyorum bu sızıntıyı... tam tersine yan etkileri bünyemde derin derin hissediliyor. Bu garip mahkumiyetime " F " tipi , rutubet kokulu , karanlık ve izbe yalnızlığım da ekleniyor.
yalnızlık bunun adı...
suskunluk bunun adı...
yoksunluk bunun adı...
gereklilik kipine bağlanmış cümlelerin kördüğümü bunun adı.
yokluğunda ve yoksunluklarımla; gecenin karasıyla, zilsiyah gözlerime çekiyorum. Sensizliği sürmeliyorum kirpiklerime. çaresizlik bunun adı...
Mavi sürgünlüğüme, hüznüme bir çizik daha atıyorum.
Şimdi yine bir nefes sen çekiyorum içime ve son sürat dalıyorum sürgünlüğüme...
İçimdeki senli yerlerim ihbar ediyor beni , gözlerimden soruşturuluyorum...
Suretin en çok gözlerimde demlenir olmuş ,
Sözcüklerin beli kırık, bükük bükük harflerim...
Sus kaçtı dilime. sanki bir ünlem düştü benliğime...
Söylesene ne iyi gelir senli yaralarıma ?
Hafızamda inzivaya çekilmiş anılarım var, hatırlatma şimdi dur!
Bana seni hatırlatma...
Sesin bölsün sessizliğimi...
İçin bölsün yalnızlığımı.
Tenin bölsün yoksunluklarımı.
Üç noktam, içimin çığlıkları, ölüm suskunluğum...
Alnıma vurulmuş adsızığım...
En son mavisurgun tarafından Sal Tem 22, 2008 8:18 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sen dedim , can dedim ...
Ben bu savaşı gözlerinde kaybettim.
Yüzüme değen her bakışınla bir kalemi aldın elimden
İçimde yürüdün kıvrımlarımda dolandı keşif orduların
Nizamı yok tarumar olmuş artık benliğim...
Çaresizliğimle göğe açılan ellerimle ,
Bu gece son diyerek yapılan duaların sonundaki aminleri alnına sürdüm bilesin...
Seni dilendim, canımsın dedim...
Ben bu savaşı gözlerinde kaybettim.
İçimde sana varan tüm yollarım sarmaşık kıvrımında. Yanıtsız kalan tüm sorular girinti çıkıntı halinde gözbebeklerime batıyor. Aklımın delirme kökündeyim. Sanki gece üzerime devriliyor. Tenime bulaştırdığın kokun , içimde yankılanan sesin,koridorlarımda geceye vurgun voltalar çoğaltıyor. Parmak uçlarımda yazılmayı bekleyen , dile düşmeyen kelimesizliğim, konuşmayan dilin öyküsü. İlk harfi sen son hafi sen... ardarda sıralanan üç noktalar , sessiz sessiz kopan çığlıklar, her veda her "hoşçakal " ölüm solgunluğunda .
Gidilen her yolun bir yolcusu vardır. Ve her yolcunun bir durağı. Benim de yollarım vardı, kimi zaman dar , ince, kıvrımlı, izbe, karanlık... kimi zaman yokuşlu, kaygan, dikenli tellerle çevrili ... seyyahlara durak, düşü göğsünde tutsak. Benden gülümseyişimi ansızın alıp yerine acı bir tebessüm bırakan , ömür çalmaya gelen bedevilere, seyyahlara duraktım ben...
Birileri hep oldu duraksamalarımda, hep giden bir yolcum vardı gözeşiğimin kıyısında...şimdi yine bir düş yolcusu daha beynimin kıvrımlarında ...
Yusuf'un kuyusunda...
"vakit bi hayli geç oldu
hadi kalk!!! düş yolcusu...
acele et , yol alma vaktin geçiyor durağımdan.
koşaradım git şimdi, sesim değmeden gitmelerine..."
Tırnak arası sözlerime aldırma...
Yüreğine sıçratmak istemedim içimin kanını , kırmızısını.
Ruhumun parçalanmışlıklarını gizlemeyi denesem de yeteneksizim...
"elim sen, gözüm sen, tenim sen ...
özüm sen, özlemim sen..."
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız