Hergün tükenebilmeye aralanan kirpiklerime zimmetlenmiş kahırlar...
Şiddeti ölçeksiz depremlerde yerle bir olmuş düşünceler, geride çürümeye başlamış bir beyin...
Gece vardiyalarında duvar dibi bekleyişler, suskunluk voltaları...
Yasak ve bölücü, sağır bir zaman...
Nar lekesi gibi üstüme bulaşmış yalnızlığa, gereği düşünülmüş bir hükmün infazı...
Sol cenahımda ayaklanmış, militan asiliğindeki duygularıma vursam kelepçeleri, sebepsizce darağacında sallandırsam, bu aşk kurtulur mu törerden? söylesene...
Bilir misin? düşler kırılarak çoğalır...
Düşüm kırıldı benim...
Suç üstü yakaladım beni, gece yarısı kırıklarını toplarken korktu. Hızla kaçmaya başladı merdivenlerde ayağı takıldı, düşürdü hepsini... kırıklar bir kez daha kırıldı. Düşüm de kırıldı... ben de kırıldım... düşüm çoğaldı ama ben çoğalamadım...
Sen geceleri çoğalmayı bilir misin dört duvar arasında?
Kendini hiç apartman boşluğu gibi hissettiğin oldu mu?
Yüzünü baktığın hiçbir aynada göremez oldun mu, körleşen bir yürek büyüttün mü?
Gözyaşlarını yastığına gömdün mü hıçkırıklarını yutarak?
Sevdiğine gidecek hiçbir yol, hiçbir vesait bulamadığın bir an var mı?
Ruhunu gizlediğin perdelerin ansızın indirildi mi, çıplak kalmak nedir bilir misin sen?
"gülüşüm yaralandı, sesim kör kuyuya düştü...
parmaklarımda bir üşüme, gözlerimde bir boşluk...
tepe üstü çakıldı benliğim...
telaşlı , ürkek, adımlarım çoğalıyor karanfilin sokaklarında.
yitik bir sevda koynumda, yarım kalmış bir gölge yanıbaşımda..."
Kundaklanmış cesetler karşısında "Lâl" ’im...
Zilsiyah bir gecede sözün imbiğine kan düşürdüm...
Plastik sadakatler şehrinde, halka içinde halka olmuş bin dokuz yüz seksen üç düğümle bağlı gözlerim...
Zift çeken hiçlerim çoğalıyor, hayat dalgınlığa gelmiyor...
Perde arkası cinayetlere peşkeş çekilen, nokta kadar cürmüme maktul rolü biçiliyor...
Ceset kokusu siniyor üzerine şehrin ...
Göğsümüze bulaşan kir ölümle temizleniyor.
Laff-u güzafın özeti; yargısız infazlar, dilek ağacında değil, kara bir kavağın dalından sallandırılıyor ...
bir fotoğraf karesine yansıyan mahcup bakışları vardı.
hızmasının tam köşesinden süzülmüş bir damla parlıyordu karanlıkda...
yitik umutları , yaralıyor gülüşlerini, dudağının köşesine yapışmış göz iziyle susuşlar çoğaltıyor usul usul içinde...
yaramaz bir çocuk gibi trabzanlardan kayıyor içim ...
sarkıyor korkusuzca bedenim istasyona girişinde tren camından...
yüzsürüyorum... adımlarının düştüğü, her yanı maviye sevdalı şehre...
kaçamak bakışların çoğaldıkça, gizli gizli seni ağlıyorum...
Kayıt: May 26, 2007 Mesajlar: 244 Nereden: Muğla/Yatağan
Tarih: Sal May 13, 2008 11:39 pm Mesaj konusu:
Şimdi ne desem boş... Bir gece yarısı dua etmiştim. Lal olmuşa dil ver ya rab diye... Dilsiz dilime lisan olan size nasıl teşekkür edebilirim ki? Her şeyi özetledi bu yazılar ve ben bir kere daha çıkardım alfabemdeki tüm ünlüleri...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız