bankonun arkasındayım. loby bar tıklım tıklım. siparişlere yetişmekte zorlanıyoruz. barın öbür ucundan bir el havaya kalkıyor kocaman, geniş bir altın bilekliği ile ve sesleniyor "hey! dişi barman, bana bir blody marry!"
a la carte restaurant' da çalışıyorum. benim postadaki masaya geliyor kalın bileklikliye benzeyen bir bey ve misafirleri. hava atacak belli, iri bir sesle sipariş veriyor; "bu oteldeki en kaliteli şarabınızı getir bana" derhal vari bir tavırla isteğini yapıyorum. takdim sırasında sepetten çıkarıp sallıyor şişeyi; "ulan siz adam mı kandırıyorsunuz" dibindeki tortuyu kast ederek "bozulmuş bu!"
radyoda çalışırken, canlı yayına telefon bağlantısı ile katılan bir bey; eşiyle arasının bozuk olduğunu ve gönlünü almak için benden bir şarkı istediğini söylüyor, eşinin de şu an dilediğini belirterek. konuşmasının başında onun gece siyahı gözlerine vurulduğundan bahsettiğini anımsayıp "kömür gözlüm" türküsünü çalıyorum. şarkının sözleriyle dona kalıyorum:
"Kömür gözlüm sende sevda ne arar
Sirin sözlüm sende vefa ne arar
Sevmisim yar yüregim ona yanar"
Anadolu'da bir köyden yaşlı bir kadın yanında kocası ve yeğeni ile ilçedeki doktora gider. Kocası dışarıda bekler o yeğeni olan hanımla doktorun yanına girer. Doktor, muayene sonrasında yaşlı kadına yeğeni dışında kiminle muayeneye geldiğini sorar. Yaşlı kadın:
--ağanha onla.
-- O kim?
--İşte onunla
--o kim hanım?
--Kişiyle
--Kişi kim?
Doktor sinirlenir kadın da doktorun anlayışsızlığına sinirli.
Yeğen söze karışır:
-- Kız yenge desene ki beyimle geldim.
Yenge kıza hışımla söylenir:
-- Ya dışarı çıkıp bakar da bey değilse, ne derim?
Hep doktorların kapısı çalınacak değil ya bir doktor aile tarafından oldukça geç saatte komşu kapısı çalınır.
Komşu kadın kapıyı açar yarı uykulu gözle. Gelen, üst kattaki genç doktor çiftin yanlarında kalan genç kızdır. Komşu hanıma, bebeğini emzirip emzirmediğini sorar. Komşu kadın şaşırır, hayırdır inşallah der.
Genç kız yarı mahçup, üst kattaki doktor hanımın doğum yaptığını ve eve çıktığını ama henüz sütünün gelmediğini ve doktor beyin de mümkünse minik bebeği emzirip emziremiyeceğini sormasını rica ettiğini söyler.Komşu kadın, gülümser.
Üst kata çıktığında genç doktorun ilk defa bir şey yapamıyacak kadar doktor ve ilk defa herşeyi yapacak kadar da baba olduğunu görür.
Salonun girişinde kocaman "ayaktan tedavi salonu" yazmaktadır, rehabilitasyona yatılı olarak ihtiyacı olmayan hastalar, günün belirli saatlerinde gelirler, tedavi süresi dolunca da giderler. Bildiğiniz fizik tedavi işte...
Hasta ile fizyoterapist arasında geçen konuşma:
Hasta: Bana buraya gelmemi söylediler. Ama yanlışlık oldu herhalde?
Fizyoterapist: Neden?
Hasta: Ee benim kolum kırılmıştı, ama kapıda ayaktan tedavi yazıyor...
Fizyoterapist: .......
İlkokul dördüncü sınıfta Kurban Bayramın'dan bahsederken öğrencilerden birisi parmak kaldırdı ve kurbanın tarihçesini şöyle özetledi:
-Öğretmenim! İbrahim miymiş neymiş bi adam vaamış, oğlunu kescemiş, Allah ona "napmağa oğlunu kesyon al bu koyunu oğlunu kesme galiii, demiş.
işe başlammaın ardından 15 gün geçmiş bir rehberle, hayli tititz, fazlaca işgüzar bir rehberle beraber çalışıyorum(o dönem ben bir rehber yamağıyım). Derse geç kalmış öğrencilerin, derse girseler bile evinin aranması konusunda üzerimde sürekli bir baskı oluşturulduğundan, istemeyerek de olsa aramaları yapıyorum. fakat ben tel konuşmlarında rehberlik yaptığıma dair hiç bir şey çaktırmamaya çalışmaktayım, alan müktedir olduğum bir alan değil, lafı uzatmadan iş nihayetine erdirmek en iyisii diye düşünüyorum ki paylşılmaya değer olay çıkıyor karşıma.
evini arayıp, oğlunun derse geç kaldığını, bu hatanın bizden de kaynaklanabileceğni söyledeğim, kadın başlıyor acı acı ağlamaya. tabi rehber dediğin yol göstermeli ya bende gayet ciddi ve kendinden emin bir ses tonuyla, bunun çok ciddi bir şey olmadığını ağlamasını yersiz olduğundan filan bahsediyorum; lakin ne fayda ağlamaya devam... ben tskin etmekten ve telkin vermekten vazgeçip, ağlamasının başka bir nedeni olup olmadığını, geç de olsa idrak edip sorabiliyorum, akabinde kadın başlıyor anlatmaya. "yavruumm benim ahmetden daha çalışkan bir oğlum vardı, ahmetden 2 yaş büyükdü, okulun kapanmasına bir hafta kala eve bir zarf geldi, okula geç kaldığı günler ve gitmediği günler yazıyordu, babasıyla bende eccük azarladık, bunun sonrasında içine kapandı, bi açıkçası durumun ciddiyetini anlamadık gerçi bişey yokdu ama olsun anlıyamammışız. zarfın gelmesinden bir kaç gün sonra-cuma günü- cuma nazmazından geldi ve odasına girip bir uzun süre dışarı çıkmadı, içeriye girip baktığımda ranzaya kendini asmıştı. oğlum böyle şeyler deme bana geç kalmamıştır nolur deme" bu an rehberliğin, empatinin, ve yol gösterip telkin verip teskin vermenin bittiği andı, bende etrafıma bakmadan; öğrenci falan filan bok püsür dinlemden koydum yası..
pek keyifli olmadı belki ama meslek anısı dendiğinde, aklıma ilk gelen buydu...
Bir tane de ben ekleyeyim.
Alanım gereği, Fatih ve Küçükçekmece ilçelerinin beklenen İstanbul depremine hazırlık projelerinde görev aldım. Bu projeler kapsamında ilçede oturanlardan bir kısmını bilgilendirirken verdikleri tepkiler bana göre gayet ilgi çekiciydi.
Örneğin:
- Evlerinin muhtemel depremde %100 yıkılma ihtimali olan kimselerin büyük bir inatla "evimden çıkmam" demeleri.
- "Binanızı güçlendirme programına dahil etmek zorundayız fakat ayda bir miktar maddi katkıda bulunmanız gerekiyor" cümlesine "3 kuruş vermem" diyen insanlar.
- Fatih'teki meşhur çarşamba pazarı için "Bu pazarı buradan kaldırmamız lazım, kurulduğu sokaklardaki binalar riskli yapılar, pazarın olduğu gün yıkılırsa kötü olur" dediğimizde "Müşterimi kaybederim." savunmasıyla fikre karşı çıkan esnaflar.
- Fatih Camii için "Bu cami, cuma günleri bu ilçede en kalabalık olan cami, depremin cuma namazında olma ihtimaline karşı acilen güçlendirilmesi gerek." denildiğinde "Cemaat namaz kılmasın mı?" diyebilen şahıslar.
- Kapısına gidip "Bakın sizin mahalleniz için şu ve şu noktaları toplanma alanı seçtik, deprem olduğu takdirde tüm aile bir aradaysa ve kurtulmuşsanız şu noktaya gitmeniz gerekiyor, gerekli erzak ve barınma yardımları orada yapılacak, eğer bir arada kalamadıysanız öncelikle aileniz için bir buluşma noktası seçmeniz gerek" dediğiniz bir aileden duyduğunuz "Bize bir şey olmaz." cümlesi.
- Deprem sonrasında yapılması gerekenler anlatılırken "Kefenleme şu noktada yapılacak." denildiğinde ayaklanıp kendilerini karamsarlığa sürüklendiğini söyleyen insanlar.
Kime ne demeli bilmiyorum ama yarın bir gün bu deprem olup da facialara yol açtığında suçluları sadece yetkililer olmayacak gibi.
Bir gece nöbette sabaha kadar çalışmışız. Performans uygulaması yeni başlamış tabii o günlerde. Bizde harala-gürele performansımızı arttırıyoruz. Bütün ekip yorgunluktan bitkin halde. Nihayet son ameliyatı da tamamlamışız. Anestezist arkadaş hastaya bir takım ilaçları uygulayıp hastayı uyandıracak artık. Bir yanda da bağıyor ki sesini duyurup hastayı uyaracak.
Narkoz, uyandırma denince benim de aklıma geldi: Asistanız, köpek gibi çalışıyoruz, yorulmuşuz, son ameliyatta hasta narkozdan uyanıyor. Acı çektiği belli, sesi de sarhoş gibi, inliyor: "Neredeyim ben, öldüm mü?". Arkadaş seslendi: "Öldün maalesef". Hastanın sesi iyice inceldi. "Öldüm mü? Burası neresi? Nerdeyim?". Biz de katıldık oyuna: "Cehennem burası, cehenneme geldin". Hasta:" Ben iyi bir insanım, hep iyi olmaya çalıştım ama, n'olur cehenneme göndermeyin." . Biz acımıyoruz: "Hadi lan, yaptığın herşeyi biliyoruz, ne iyisi, yalancı". Hasta yalvarıyor "İstemeden yapmışımdır, affedin, n'olur". Birbirimize baktık, hastaya acıdık "Tamam ulan, affettik seni, götürün cennete". Hasta sevindi, teşekkürler ediyor, götürdüler cennete, yani yatağına...
Bizi gaddar falan zannetmeyin, spontan gelişti olay, zaten hasta hiçbirini hatırlamayacaktı. Her hastaya da böyle yapmıyoruz.
Müsterih olun, hasta ayılmamıştı. Zaten eskiden narkoz ilaçları bugünkü gibi değildi, şimdi hasta ilacı keser kesmez uyanıyor. Biz de gençtik. Bilinci açık olsaydı, yaptığımız eşek şakasıydı.
Konuyu değiştirmekte yarar var. Bir ürolog arkadaş yaşlı amcayı prostat ameliyatına alır. Hastayı uyuturlar, monitörü bağlamak için göğsünü açarlar. Hastanın göğsünde flasterle yapıştırılmış, avuç içi büyüklüğünde bir kağıt ve üstünde daktiloyla yazılmış bir yazı vardır. Yazı aynen şöyle:
"“saygıdeğer dostum …
Bu küçük ölümü ölenlerden olanlardan sordum
Hiç iç açıcı haber alamadım buna ramen
Bu masaya çıkma cesaretini samimiyetinize
Güler yüzünüze sığınarak buradayım
Tanrı ikimize de yardım etsin
Canımı fazla incitme
Ali …."
Hasta biraz mahçup olmalı ki, nasıl olsa göğsümü açarlar ve notu görürler diye doktoruna son bir mesaj iletmiş.
Bazen de hastalar, şikayetlerini daha iyi ve unutmadan iletmek için önceden kağıda yazarlar ve poliklinikte şikayetlerini yazıyla anlatırlar. Ama ne şikayetler vardır bu elyazısı notlarda. Hiç çözemediğimiz şu şikayet gibi: "... barsaklarım soldan balgam olmuş karpuz gibi sıkıyor." Cerrah arkadaş bu hastayı nasıl iyileştirdi bilmiyorum.
O gün diğer öğretmen arkadaşım izinliydi.Farklı yaş gruplarından 25 çocuk bana kalmıştı.5 yaşındaki Burcu en huysuz günündeydi ve öğlen uykusunda gerilim tırmanmış, ikimiz de ağlamıştık.Beni ilk ağlatan küçük afacan Burcu, şimdi 18 yaşındasın ve nerdesin bilmiyorum.Hala bütün sevimliliğinle hayalimdesin. Öğretmenlik böyle güzel bir meslek işte;üzse de, yorsa da seversin çocuklarını, hatırlar, merak edersin.Sizi seviyorum çocuklarım.
Kültür aktüalite ağırlıklı bir dergide çalıştığım günler. Sabahın erken saatlerinde beyin hücrelerim henüz uyanmamışken bir telefon çaldı. Muhatabımı dinlemeye başladım. Telefondaki ses meramını anlatmaya başladı: “Efendim ben derginizi beğenerek okuyorum ve aboneyim. Yalnız sizden bir ricam olacak”, “Buyurun” dedim. “Efendim şimdi ben dergiyi okuyorum ama anlamıyorum. Çok fazla yabancı kelime kullanıyorsunuz. Mesela küresel, global… Bunların ne anlama geldiğini parantez içinde yazsanız ya da yazının sonunda açıklasanız daha iyi olmaz mı? Yoksa başka dergiye abone olacam.” Diğer dergiler global için parantez içinde tarihçe yazıyorlarmış gibi…
Meram dinledik biz de meram anlattık sonra…
Genç bir öğretmen sınava iyi hazırlanın diyerek çocukları 5 soruluk bir sınava tabi tutar. Çocukların hepsi harıl harıl soruları cevaplarken en arka sıradaki bir erkek çocuğu kara kara düşünerek etrafa göz gezdirmektedir. Öğretmen yanına yanaşır ve sorar oğlum neden kağıdın boş? Bir süre sonra sınav bitecek ama sen hala etrafa bakmakla yetiniyorsun. Öğrenci şöyle bir cevap verir;" öğretmenim çok düşündüm, inan aklıma geliyor, dilimin ucunda ama kalemime gelmiyor...
Birinci sınıfı okutuyorum.
- Oğlum Gökhan, bir yılda kaç ay vardır?
- On iki öğretmenim.
- Say bakalım onları.
- 1...2...3...4... )
İşin komiği orda olanlara sadece sen gülersin, hiç biri anlamaz hatayı.
Yine aynı sınıf, Volkan yanıma geldi aynen şunu sordu :
" Öğretmenim gidem po..mu edem gelem ? Ve yine sınıfta sadece benim kahkahalarım )
Aynı sınıfımda resim dersinde Elif adıdaki öğrencim benim ve nişanlımın resmini çizmiş. Ben gülerek bakıyorum, nişanlım da bana çiçek veriyor resimde. Anlattı Elif resmini ballandıra ballandıra. "Ay ne kadar güzel çizmişsin Elif." derken Fırat'ın da bizi izlediğini hemen fark ettim.
Biraz sonra Fırat, renkli kalemlerle kocaman bir kız ve yanında tükenmez kalemle son anda çizilmiş bir Cin Ali ile geldi.
- Bu kim Fırat?
- Sensin öğretmenim (siz demesini öyle zor öğrendiler ki )
- Yanındaki kim?Utanıp resmi alıp kaçarken de cevap verdi:
- O da senin adamın hihhiiii! ))
Ne güzel ve ne zor günlerdi o ilk yıllar!...
İki sene önce mart ayında bir gün sabahtan başladım ağlamaya. Hazırlandım işe gittim, hâlâ ağlıyorum. 7. sınıflara dersim vardı ilk ders. Zar zor kestim ağlamamı. Derste tahtaya soru yazarken gözlerim doldu, sustum. Yüzümü sınıfa döner dönmez akmaya başladı yaşlar ama engel olamıyordum. Bütün öğrencilerin gözü bende. Neredeyse onlar da ağlayacak. Ciğerparem Ömerim "öğretmenim ben çözerim soruyu" dedi, aldı tebeşiri elimden. O soruyu çözerken ben sınıfın arkasında gözlerimi sildim.
Teneffüs zili çaldı. Ben yine başladım ağlamaya.
Bu arada Ömer şu an çok iyi bir anadolu lisesinde.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız