Prospero'nun kızı Miranda, Napoli kralının oğlu Ferdinand'ı görünce şaşırır:
MİRANDA
O da nesi? İyi saatte olsunlardan biri mi ne? Aman Yarabbi, nasıl da bakınıyor etrafına! İnan olsun, onlardan; ama, sülün gibi.
PROSPERO:
Yok yavrum. O da yer içer, uyur. Onun da, bizim gibi, duyguları var. Gördüğün delikanlı, denizden kurtuldu. Üzüntüden, biraz süzülmüş. İç acısı, güzelliği yıpratır.
FERDİNAND (Miranda karşısına çıkınca):
İşte şerefine şenlik yapılan tanrıça bu, besbelli. Ah, söyleyin bana, yalvarırım. Siz, bu adadan mısınız? Ne yapsam, nasıl etsem bilmiyorum. Ne olur, bana bir yol gösterseniz. En başta gelen dileğimi ise, en, sonra söylüyorum. Siz, ey harika, kız mısınız, kadın mı?
MİRANDA:
Harika değilim ama, kızım elbet.
FERDİNAND:
Tanrım! Konuştuğum dili biliyor. Bu dilin kullanıldığı yerde olabilseydim, onu konuşanların başına geçecektim.
PROSPERO(ilerliyerek):
Başına mı? Dediğini Napoli kralı duyarsa, halin nice olur?
FERDİNAND:
Burada, kendi başına kalmış bir zavallıyım. Senin, Napoli kralının sözünü etmen, tuhafıma gidiyor doğrusu. Dediğini duyuyor Napoli kralı. Çünkü Napoli kralı benim. Kral olan babamın boğulduğunu, o zamandan beri yaşı dinmek bilmeyen gözlerimle gördüm.
MİRANDA:
Ah, yürekler acısı.
FERDİNAND:
Öyle, çok yazık. Beraberindeki ileri gelenler, yavuz bir delikanlı olan oğluyla birlikte, Milana dukası. .. hepsi göçüp gittiler.
PROSPERO (kendi kendine):
Milana dukasıyla daha bile yavuz olan kızı, sana anlatırlardı dünyanın kaç bucak olduğunu; ama, sırası değil. Daha ilk bakışta, gönülleri birbirine kaydı. Şu işi becerdiğin için, seni salıvereceğim, edalı Ariel.
(Azimle, Ferdinand'a)
Baksanıza, hazret. Siz korkarım, başınızın belâsını arıyorsunuz.
MİRANDA:
Niye babam böyle patavatsızlık ediyor? Şimdiye kadar gördüğüm erkeklerin üçüncüsü bu. Bana ilk defa içimi çektiren erkek. Babamı, merhamet biraz yola getirip benden yana çelse...
FERDİNAND:
Ah eğer bir başka el elinize değmemişse, gönlünüzü kimseye kaptırmış değilseniz, sizi Napoli'ye kraliçe yapmak isterdim.
PROSPERO:
Dereyi görmeden paçayı sıvamayalım. Bir sözüm daha var benim.
(Kendi kendine)
Birbirlerine iyiden iyiye tutuldular. Ateş bacayı pek çabuk sardı. Pişmiş aşa su katmalı. Yoksa sıkıntısız ele geçen kazancın tadı olmaz.
(Ferdinand'a)
Bir kelime daha. Emrediyorum, beni dinle. Sen, kendinin olmayan bir ünvan taşıyorsun. Buraya, casusluk etmeğe çıktın. Sahibinden, yani benim elimden adayı alacaksın.
FERDİNAND:
Öyle bir şey varsa, bana erkek demesinler.
MİRANDA:
Tapınılan yerde, fenalık ne gezer. Kötü ruh bile, böyle güzel bir yere yerleştikten sonra, iyilik diye ne varsa, oraya girebilmek için, haydi haydi can atar.
PROSPERO: (Ferdinand'a emredercesine)
Arkamdan gel.
(Miranda'ya)
Bu hain hakkında bir tek söz işitmek istemiyorum.
(Ferdinand'a)
Gel buraya; boynuna, ayaklarına hep birden pranga vuracağım. Tuzlu su içeceksin. Yiyeceğin de, ırmaktan çıkan midye, kurumağa yüz tutmuş kökler, içi çıkmış palamut yüksüğü.
FERDİNAND:
Hayır. Düşmanım kuvvetçe benden üstün olmadıkça, bu türlü muameleye karşı koyacağım.
MİRANDA:
Ne olur, babacığım, çarçabuk yargılamayın. Görgülü bir delikanlı. Yol iz biliyor. Yüreksiz değil.
PROSPERO:
Nasıl? Neler de işitiyorum? Dünya tersine mi döndü? Başlar ayak mı oldu? Bana akıl öğretmek ha! Koy kılıcını kınına. Kılıç çektin, hain ... ama, vurmayı gözün kesmedi. Ettiğin kötülük yüzünden için içini yiyor. Boşuna tetikte bekleme. Senin silahını şu sopayla elinden alır, yere düşürürüm.
PROSPERO:
Kes sesini, ağzından bir kelime daha çıkarsa, yüz çevirmesem bile senden, azarlarım seni. Bir yalancıyı savunmaya kalkmak ha!
(Miranda ağlar)
Sus bakayım. Ona benzeyen bulunmaz mı sanıyorsun? Caliban ile ondan başkasını görmedin de ... budala. Erkeklerin yanında o, Caliban gibi kalır. Erkeklerin çoğu da, bu delikanlının yanında, melektir.
MİRANDA:
Öyleyse, ben sevgimde çok alçak gönüllüyüm.
Erkeğin bundan güzelinde gözüm yok.
FERDİNAND:
Gerçekten öyle. Rüyadaymışım gibi, elim ayağım kesildi. Mıhlandım kaldım. Babamm ölümü ... üzerimdeki bitkinlik... arkadaşlarımın hep birden boğulmaları... bu adamın, karşısında boyun eğmek zorunda kaldığım tehditleri... bunların hiç birine aldırış ettiğim yok. Yalnız, günde bir kez hapsolunduğum yerden, bu güzeli görebilsem, varsın yeryüzünün geri kalan her yanı özgürlüğüne sahip olsun. Böyle bir zindandaki yer bana çok bile.
PROSPERO:
İşler tıkırında.
(Ferdinand'a)
Peşimden gel.
(Ariel'e)
Bak, dinle; daha senden neler istiyorum.
MİRANDA:
Üzülmeyin; babam öyle söylüyor ama, o derece katı yürekli değildir. Kendisinden böyle bir şey beklenmez. Şaştım kaldım, doğrusu.
PROSPERO(Ariel'e):
Dağlarda esen rüzgârlar gibi başın boş olacak. Yalnız, dediklerimi olduğu gibi yapmalı.
GONZALO:
Bu adada sömürge işletmek hakkım olsaydı benim...
ANTONİO:
Isırgan ekerdi buraya.
SEBASTIAN:
Yahut da labada, ebegümeci.
GONZALO:
Kral olunca ne yapardım biliyor musunuz?
SEBASTIAN:
Şarap bulunmadığına göre ... kafayı tütsüleyemezdi.
GONZALO:
Ülkemde her şey, alışılana aykırı olurdu. Her türlü alım satımı yasak ederdim. Tek memur istemez. Ne edebiyat bilgisi, ne zenginlik, ne züğürtlük. Hizmet de arama. Akit, miras yemek, sınır, hudut, bağ bahçe ... öyle şeyler de hak getire ... Ne maden isterim, ne buğday, ne şarap, ne de yağ... iş güç de yok. Herkes kendi havasında. Kadınlar da öyle. Hepsi masum, hepsi temiz. Hükümdarlık yok.
SEBASTIAN:
Ama kendisi başa geçip kral oluyor.
ANTONİO:
Ülkesindeki yasanın sonu başını tutmuyor.
GONZALO:
Her şey ortaklaşa. Kimse ter döküp emek vermeden ... doğa yetiştirecek. Başkasının kuyusunu kazıp arkadan vurmak, besle kargayı oysun gözünü ... yok bunlar ... , kılıç, kargı, tüfek, buna benzeyen döğüşe yarar başka âletler arama. Masum ulusumu beslemek için her şey bol bol, doğa ananın bağrından çıkacak.
SEBASTIAN:
Uyruklar arasında evlenmek yok mu?
ANTONİO:
Yok canım, ne gezer! Hepsi aylak, ipsiz ... ya orta malı, ya kılefteci.
GONZALO:
Kusursuz yöneteceğim, efendim. Altın çağını gölgede bırakacağım.
SEBASTIAN
(yüksek sesle):
Tanrı şevketlimi korusun.
ANTONİO:
Yaşasın Kral Gonzalo!
GONZALO:
Ama ... beni dinliyor musunuz, efendimiz?
ALONSO:
Yeter kuzum. Sözün incir çekirdeğini doldurmuyor.
GONZALO:
Buyurduğunuz doğru, tabii. Boğazları hemencecik gıdıklanıverdiği için, vara yoğa gülrneğe alışmış olan bu çelebilere fırsat vereyim diye yaptım, efendimiz.
ANTONİO:
Biz size gülüyorduk.
GONZALO:
Bu türlü şaklabanlıkta ben sizin yanınızda hiç kalırım. Onun için, buyurun, istediğiniz kadar gülün, hiçe.
ANTONİO:
A, bu tepeden inme oldu.
SEBASTIAN:
Ne yazık ki, tepesi aşağı yuvarlanıverdi.
GONZALO:
Beyler, siz, gözünüzü daldan budaktan sakınanlardan değilsiniz. Ay, beş hafta ileri geri kıpırdamadan, çakılı kalacak olsa, onu yerinden oynatmak elinizden gelir.
(Ariel yukardan gözükür. Ağır bir parça çalmaktadır.)
SEBASTIAN:
Gelir ya ... ondan sonra da, gece avına çıkarız. Ayışığı fener olur, kuşların gözlerini kamaştırır; şaşkalozları sersemletir, sopayı kafalarına indiririz.
(Gonzalo çekilir.)
ANTONİO:
Haydi, azizim efendim, hiddetlenmeyin.
GONZALO:
Yok, şunu iyi bilin, aklı başında diye tanırlar beni. Olur olmaz yere, şöhretimi ayaklar altına alamam.
(Yere uzanır)
Şimdi kahkahalarınızla beni uyutacak mısınız? Pele uyku bastırdı.
ANTONİO:
Gülüşmelerimiz sizi uyutsun.
(Alonso, Sebastian ve Antonio'dan başkası uyur.)
ALONSO:
Ne o, hep birden dalıverdiler. Keşke beni de uyku tutsa; kara kara düşünmesem. Gözlerim, kapanır gibi oluyor.
SEBASTIAN:
Aman efendim, içiniz geçiyorsa kaçmasa. Uyku, bağrı yanıkların yanına pek uğramaz ama, gelecek olursa, avutur insanı.
ANTONİO:
Siz başınızı dinleyin, efendimiz, biz bekler, gözcülük ederiz.
SEBASTIAN:
Peki, bizim gözlerimiz ne diye kapanmıyor?
Hiç uyumak gelmiyor benim içimden.
ANTONİO: Al benden de o kadar. Dipdiriyim. Bunlar, topu birden sözleşmişler sanki. (Uyuyanları göstererek fısıldar) Yıldırımla vurulmuş gibi yere serildiler. Ne talih, gözümün bebeği Sebastian, ne talih. Gerisini söylemem. Ama, neler olacağı yüzünden okunuyor. Kaçırma fırsatı. Güçlü hayalimle, başının üstüne bir tacın konduğunu görüyorum.
Antonio, uyuyan kardeşini öldürürse onun yerine Napoli kralı olabileceğini söyler Sebastian'a. Kılıçlarını çekerler, ama Prospero'nun cini Ariel, onlara gözükmeden, Gonzalo'nun üstüne eğilir:
ARİEL
Siz dostlarımın içinde bulunduğu tehlikeyi, Efsunla önceden seziyor sahibim. Beni o yolladı. Sizin canınızı kurtarmak için. Yoksa, efendimin tasarladıkları suya düşecek.
(Gonzalo'nun kulağına türkü söyler)
Siz burada horlayıp dururken
Almak isteyenler canınızı.
Uyanık, pundunu bekliyorlar.
Seviyorsanız hayatınızı,
Davranın, silkinip toparlanın.
Uyanın, uyanın!
ANTONİO:
Haydi, ikimiz de çabuk tutalım elimizi.
GONZALO(uyarır):
İyilik melekleri, işte şimdi koruyun kralı! Ne oluyor? Hoy! Kalkın!
(Alonso'yu dürter. Alonso uyanır.)
ALONSO (Antonio ile Sebastian'a):
Niye böyle yalın kılıçsınız? Nedir bu korkunç hal? Ne oluyor?
SEBASTIAN:
Şurada, siz başınızı dinleyebilesiniz diye gözcülük ediyorduk. Önünüz sıra bir böğürme duyduk. Boğaların, daha doğrusu aslanların kükremesi gibi. Bu gürültüden uyanmış almalısınız. Pek dehşetli geldi benim kulağıma.
ALONSO:
Siz duydunuz mu, Gonzalo?
GONZALO:
Namusum hakkı için, efendim, bir mırıltı geldi kulağıma. Hem tuhaf bir mırıltı. Ondan uyandım. Sizi sarstım efendim, bağırdım. Gözlerimi açınca, bunların kılıç çekmiş olduğunu gördüm. Bir gürültü oldu, bu kesin. Tetik dursak iyi ederiz. Ya da, savuşup gidelim buradan. Kılıçlarımızı çekelim.
ALONSO:
Gidelim. Zavallı oğlumu aramaya devam edelim.
Prospero'nun kaba işlerini gören Caliban odun toplamaya çıktığında, gök gürleyip yağmur yağmaya başlayınca, yağmurluğunun altına saklanır. Adaya çıkanlardan Trinculo adındaki Napoli'li soytarı da onun yağmurluğunun altına sokulur. İçki içerek adada dolaşan Napoli'li Stephana, yağmurluk altındakileri dört bacaklı iki sesli bir canavar sanır. Derken Caliban'a şarap içirir. Efendisi Prospero'dan kurtulmaya çalışan Caliban, sarhoş bir uşağa kul olmak ister:
O şişenin üstüne and içiyorum. Senin sadık bir kulun olacağım. O içki, bu dünyanın işi değil.
…………
Sana adanın her karış verimli toprağını göstereceğim. Ayağını öpeyim. Benim tanrım ol, ne olur.
TRINCULO:
Şu ışık hakkı için, hem zavallı, hem de körkütük bir canavar. Tanrısı sızınca, onun şişesini aşıracak.
Napoli kralının oğlu Ferdinand, Prospero'nun kızı Miranda'ya gönül vermiştir. Onun için, Prospero'nun kendisine gördürdüğü işlere seve seve katlanmaktadır:
FERDİNAND:
Bazı eğlenceler insanı yorgun düşürür ama alınan zevk, çekilen zahmeti unutturur. Görülen en bayağı işin bile, hatırı sayılacak değeri vardır. En ufak hizmet, insanı daha yükseğine ulaştırır. Yaptığım şu adi iş çok ağır gelir, tiksindirirdi beni. Lâkin, kapısında hizmet ettiğim hanımım, ölmüşlere can veriyor, mihneti zevk ediyor bana.
MİRANDA:
Kendi cinsimden kimseyi tanıdığım yok. Kadın olarak kimseyi hatırlamıyorum. Bir bildiğim varsa, o da, aynada gördüğüm kendi yüzüm. Adam denilecek kimse de görmüş değilim. Siz sevgili dostumla babacığımdan gayrı. Başka yerlerdeki insanlar neye benzer hiç bilmiyorum. Drahomamdaki biricik mücevherim...
(kekeler)
…iffetimin üzerine yemin ederim: dünyada sizden başka eş istemiyorum kendime. Hayalim, sizden başka beğeneceğim bir şekil yaratamaz.
Napoli Kralı Alonso yanındakilerle adada oğlunu ararken açlıktan ve yorgunluktan çökerler. Derken Ariel onlara göz alıcı bir şölen hazırlar. Onlar sofraya kurulurken, Ariel kanatlarıyla dokunuverir masaya, sofra kaybolur.
ARIEL:
İçindekilerle birlikte bütün bu aşağı alemi kendi amaçları için kullanan Yaradan, doymak bilmiyen denizi öğürtüp, siz üç günahkarı, insan ayağı basmayan bu ıssız adaya püskürttü. Çünkü insanlar arasına hiç yaraşmıyorsunuz siz. (üçü kılıcını çeker) Sizi çılgına çeviren benim. Sizin gibi kabadayı geçinenler, elleriyle kendilerini ipe çeker, suya atılıp kendi kendilerini boğarlar.
(Saldırmağa kalkarlar, ama büyülenip hareketsiz kalırlar.)
Çılgınlar! Ben ve arkadaşlarım, feleğin emektarlarıyız biz.
……………
Size hatırlatmak görevim: Siz üçünüz, iyi yürekli Prospero'yu yerinden yurdundan ettiniz. Denizlere salıverdiniz. Hem kendini, hem çocuğunu. İşte bu suçun cezasını çekiyorsunuz. Bu kötülüğü unutmayan, ardına koyan yüce kudretler, denizleri, kayaları kışkırttılar. Yaradan ne yaratmışsa, hepsi düşman kesildi size. Gönül rahatı yok artık sizin için.
Senin, Alanso... oğlunu aldılar elinden. Sizin için verilen yargıyı benim ağzımdan duydunuz: Apansız gelen herhangi bir ölümden beter, ağır ağır can çekişerek göçeceksiniz. İşte, hayatınızı adım adım kovalayıp peşinizi bırakmayacak tanrıların öfkesi... bu tüyler ürperten adada başınıza gelecek felaketlerden korunabilmek için tek yol, içten nadim olmak, bundan böyle lekelenmeden, alnının akıyla yaşamak.
(Gök gürültüsü arasında kaybolur; sonra tatlı bir müzikle birlikte, şekiller yeniden çıkar ortaya; yüzlerini gözlerini oynatıp ekşite buruştura, maskaralıklar yaparak raksederler; masayı alıp götürürler.)
………………
GONZALO:
Kutsal varlıklar hakkı için, efendim. Bizler niye kalakaldık böyle?
ALONSO:
Ne canavarlık bendeki. İşlediğim suç ne müthiş. Günahımı dile gelen dalgaların ağzından duyuyorum sandım. Onu tekrarlıyordu rüzgârın sesi. İnsan ürperten, tok sesli bir erganun gibi gürleyen gök, Prospero'nun adını çağırıyor, benim suçumu haykırıyordu. İşte bunun için denizlerin dibinde oğlum. İskandilin erişemediği derinliklere dalıp çamurlara gömüleceğim onunla birlikte.
(Denize doğru saldırır.)
SEBASTIAN:
Teker teker gelsinler ... ne kadar şeytan sürüsü varsa, hepsine karşı korum ben.
ANTONİO:
Ben de beraber.
(Kılıçları ellerinde, çılgınca uzaklaşırlar.)
GONZALO:
Umutsuzluktan bilemiyorlar ne yapacaklarını. Üstünden uzun zaman geçince etkileyen bir zehir gibi, yaptıkları büyük kötülük işlemeye başlıyor içlerine. Siz daha çeviksiniz. Rica ederim, koşun arkalarından. Akılları başlarında değil. Çılgınlıkla bir şeyler yaparlar. Önüne geçin.
Prospero, evlilikleri törenle kutlanmadan Miranda ile birleşmemelerini öğütler Ferdinand'a:
Yalnız bil ki, gereği gibi her türlü törenlerle kutlanmadan, birlikte olursanız, bu ocağın tütmesi için gökten hiç bir rahmet düşmez. Kısırlaştıran bir tiksinti duyar, yerinip somurtur, birbirinizi hor görürsünüz. Geçimsizlik yaban otları gibi sarar yatağınızı, ikinizi de iğrendirir. Onun için, kendini kolla ... Hymen, meşalelerini tutuşturuncaya kadar...
Ariel'in düzenlediği periler gösterisi sırasında birden irkilir Prospero, kendi kendine:
PROSPERO:
Caliban yabanıyla ortaklarının bana karşı olan çirkin kasıtlarını unutmuştum. Bana kıyacakları an yakın.
(Perilere)
Güzel. Gidin haydi. Yeter artık, kesin.
FERDİNAND:
Hayret. Babanıza bir şeyler oldu. Fena halde nevri döndü.
MİRANDA:
Böylesine ateş püskürdüğünü görmemiştim bugüne kadar.
PROSPERO:
Bir şeyden ürküp heyecanlanmışa benziyorsun, oğlum. Keyfin bozulmasın, efendim. Oyunumuz bitti artık. Oyuncularımız, dediğim gibi, perilerdi. Hep birden sır oldular. Havaya karıştılar. İşte bu hayalin temelsiz yapısı gibi, başı bulutlarla çevrili hisarlar, görkemli saraylar, heybetli tapınaklar, koca dünyanın kendisi, evet, eriyiverecek içindekilerle birlikte; ve kaybolup giden şu asılsız seyran gibi, hiç bir iz bırakmayacak geride. Mayamız, düşlerin hamurundan yoğrulmuş; kısacık ömrümüzse, uykuyla başlayıp uykuyla biter. Canım sıkıldı, efendim, kusura bakmayın. İhtiyar kafam kızdı. Zaafımı hoş görün. Ne olur, benim mağaraya geçin, orada başınızı dinleyin. Çarpıntımı gidermek için, şöyle bir yol, yukarı aşağı dolaşayım.
FERDİNAND ile MİRANDA(çekilirken):
Size huzur dileriz.
PROSPERO:
Aklımdan geçen sensin, Ariel Gel. Hemen.
Caliban, Stephano ve Trinculo, Prospero'yu mağarasında öldürmeye geldikleri sırada, türlü cinler, irili ufaklı av köpeği ve zağar kılığında görünerek onları kovarlar. Prospero:
PROSPERO:
Tasarladıklarım oluyor artık. Efsunum bozulmadı. Cinlerim, dediğimi yerine getiriyorlar. Yapacaklarımı dar vakte sığdırabildim. Gün ne âlemde?
ARIEL:
Saat altı işlerinizin altıda biteceğini söylemiştiniz.
PROSPERO:
Doğru, fırtınayı çıkardığım sırada söyledim. Ey cin, kralla yakınlarından ne haber?
ARIEL:
Buyurduğun gibi, bir arada, toplu duruyorlar. Rüzgâra karşı mağaranıza siper olan ıhlamur korusunda mahpuslar. Siz koyvermedikçe kıpırdayamazlar. Kral, kardeşi, kardeşiniz... üçü de zıvanadan çıkmışa benziyorlar. Ötekiler de onların haline ağlıyorlar. Zihinleri allak bullak olmuş. Bitkinler. Hele, «temiz yürekli ihtiyar Gonzalo» dediğiniz, bir gözyaşı döküyor sakalından aşağı, üstü sazla örtülü damlardan kışın inen damlalar gibi. Efsununuz öyle göstermiş ki etkisini... Görseniz, yüreğiniz dayanmaz.
PROSPERO:
Cin, öyle mi dersin?
ARIEL:
Ben insan olsaydım, içim götürmezdi.
PROSPERO:
Benim de öyle. Onların acısıyla, bir nefesten başka bir şey olmayan senin yüreğin paralanır, için titrerse, onların kanını taşıyan, hisleri onlarınki kadar keskin olan ben, senden az mı acı duyarım? Gerçi yaptıkları kötülük çok büyük ... benim içime işledi. Gene de, daha soylu aklımla karşı koyuyorum öfkeme. Az bulunan davranış, öç alma değil, erdemdir. Pişman iseler, istediğim oldu demektir. Onları ezmem artık; git, salıver, Ariel. Büyüyü bozacağım. Duygularını yeniden bağışlayacağım onlara. Kendilerine gelsinler.
ARIEL:
Gidip getireyim efendim.
(Gözden kaybolur)
PROSPERO (Sopasıyla sihirli bir daire çizer):
Ey ormanların, yolların, ırmakların, tepelerin perileri. Ey alçalıp giden, o taşıp yükselince kaçışan sizler ... ey, ayışığında kuzunun otlamayıp üstünden geçtiği, yeşil halkalar çizen bebecikler... Siz ey, gece yarısına doğru mantar yetiştirmekle eğlenen, tok sesli çanları dinlemekten zevk alanlar... Çelimsiz gücünüzle, öğle güneşini peçelemek, rüzgârları baş kaldırmağa körükleyerek, yeşil denizlerle mavi göklerin arasını açıp onları çarpıştırmak için, yardım ettiniz bana. Korkunç gök gürültüsüne ateşini verdim. Jüpiter'in kunt meşelerini, kendi yıldırımlarıyla parçaladım. Denizin içlerine uzanan sivri kara parçalarını, yerinden oynamayan temellerinden sarstım. Ardıçları, çamları köklerinden söktüm. Emrimle mezarlar açıldı; efsunumun gücüyle uyanıp dışarı uğradı içindekiler. Bu hoyratça büyüden vazgeçiyorum.
(Sopasını kaldırır)
Onların ruhlarına işleyecek bir parça müzik dinleyeceğim göklerden. Havadaki sihirden istediğim bu. O da bitti mi, sihirli sopamı kırıp yerin dibine sokacağım, ta kulaç kulaç derinlere. Kitabımı ise, iskandilin erişemiyeceği dipsiz sulara gömeceğim.
(Tantanalı müzik. İlkin Ariel, sonra, çılgınca hareketler yapan Alonso girer. Alonso'ya Gonzalo çekidüzen vermektedir. Sebastian ile Antonio da aynı durumdadırlar. Bunlara Andria ile Francisco yoldaşlık etmektedir. Hepsi de, Prospero'nun çizdiği dairenin içine girerler; büyülenirler.)
Prospero hepsini büyüden kurtarır, bağışlar ve dukalığını yeniden kazanır. Kızı Miranda onları bir arada görünce:
Aman Yarabbi, harika... Dalyan gibi insanlar, toplanmış buraya... Hem, kaç tane... insanlar ne güzel. Böylelerini bağrında yaşatan o yepyeni dünya ne güzeldir kim bilir...
Ariel'in yardımıyla adadan ayrılıp İtalya'ya güvenlik içre dönülecektir. Son sözleridir Prospero'nun:
PROSPERO:
Olanlar oldu artık efsunuma. Kendi gücümle kalakaldım. O da, devede kulak. Beni burada alıkoymak, ya da Napoli'ye yollamak sizin elinizde. Dukalığımı geri aldım, suçluyu bağışladım. Bu çıplak adada büyülenip kalmayayım. Gönül almasını bilen ellerinizle bağlarımı çözün. iltifat saçan sesleriniz doldursun yelkenlerimi. O zaman, tasarladığım oldu demektir. Kaygım, sizleri memnun etmekti yalnız. Perilerimle, sanatımla başaramadımsa bunu, sonum hayal kırıklığıdır. Olmazsa, yalvarıp yakarıp çıkayım işin içinden. Dua öyle etkilidir ki, rahmetin bile gönlünü eder; her kusuru affettirir. Sizler, nasıl kendi suçlarınız için, bağışlanmayı umuyorsanız, beni de hoş görün.
Atina Dükü Theseus ile Amazonlar Kraliçesi Hippolyta’nın yakında düğünü olacaktır. Atina’nın ileri gelenlerinden Egeus, kızı Hermia’yı Demetrius adında bir gence vermek ister; ancak Hermia, Lysandrus adında bir başka genci sevdiğinden, babasına karşı koyar. Egeus, kızını şikâyet eder düke, Atina yasalarına göre, «Ya bu adama varır, ya ölüme kavuşur» der. Theseus da babayı destekler.
THESEUS:
Vaktiniz var, bekleyin; girecek ay başında, sevgilimle bu sonsuz hayat yoldaşlığına and içeceğimiz gün bana cevabı verin: O gün ya babanızın arzusuna baş eğmez ölüme gidersiniz, yahut baba sözünü tutar Demetrius’a varısınız; yahut da Diyana mahfilinde çile dolduranların yalnızlık hayatına rıza gösterirsiniz.
DEMETRIUS:
Hadi güzel Hermia, gönlünüz yumuşasın. Lysandrus, sen de gel bu apaçık hakkıma karşı boş iddiadan vazgeçmeye razı ol.
LYSANDRUS:
Demetrius, mademki babanın gönlü sizde: siz babasını alın: Hermia benim olsun.
EGEUS:
Ah atak Lysandrus! Doğru, gönlüm ondadır; gönlüm de, nem var nem yok tekmilona veriyor: kız da benim değil mi, onu da, üstündeki bütün haklarımla ben Demetrius’a verdim.
LYSANDRUS:
Devletli efendimiz, hem soyca hem varlıkça Demetrius’la eşim; sevgim onunkinden çok; belki Demetrius’tan daha zengin değilim, fakat varlıkça ona herhalde müsaviyim; bütün övüneceğim değerlerin üstünde şu fark var ki, Hermia yalnız beni seviyor. O halde şimdi niçin hakkımı aramayım? İşte yüzüne karşı söyleyim, Demetrius önce Nedar’ın kızı Helena’yla sevişti, kızın gönlünü çeldi; güzel madam, sonra kız bunu öyle sevdi ki, çıldırasıya sevdi, putlara tapar gibi şimdi buna tapıyor. Buna, bir dalda durmaz bu lekeli adama.
THESEUS:
İtiraf ederim ki bunları ben de duydum, hatta Demetrius’la konuşmak da istedim; fakat başımdan aşkın işlerimin içinde aklımdan çıkıvermiş. Ha, Demetrius gelin; Egeus siz de gelin; beraber gideceğiz: sizin ikinize özel sözlerim var. Siz de güzel Hermia, o tatlı hülyaları babanızın emrine uydurmaya çalışın; yoksa Atina’nın hiç hafifletilmeyen yasasının eline düşersiniz: ya ölüm, yahut yapyalnız çile doldurmak için yemin.
Gel benim Hippolita’m; sevinelim sevgilim!
Demetrius, Egeus, yürüyünüz gidelim; düğünümüzde size bazı şeyler düşecek, hem az çok size ait bir iş görüşeceğiz.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız