ANTONIUS
Dostlarım! Canım kardeşlerim! Sizi böyle birden
İsyana sürüklemiş duruma sokmayın beni.
Bu işi yapanlar şerefli insanlardır.
Yazık, bilmem neye kızıp da yaptılar bunu.
Akıllı, şerefli insanlar hepsi;
Elbet, haklı sebepler gösterirler size.
Ben yüreklerinizi çalmaya gelmedim, dostlar;
Ben bir söz ustası değilim, Brutus gibi;
Hep bilirsiniz, ben dostunu seven
Kaba saba bir adamım; bunu bildikleri için
İzin verdiler halkın önünde konuşmama.
Ne zekâm elverir, ne sözlerim, ne değerim,
Etkim, inandırma gücüm yeter
Halkın kanını azdırıp tutuşturmaya.
Ben içimden geleni söylüyorum düpedüz;
Sizin de bildiğiniz şeyler söylediklerim.
Canım Caesar'ın yaralarını gösteriyorum
Şu zavallı, güçsüz, dilsiz ağızları
Konuşturuyorum kendi yerime.
Ama ben Brutus olsaydım,
Ya da Brutus Antonius'un yerinde olaydı,
Öyle bir Antonius olurdu ki,
Akıllarınızı başlarınızdan alır,
Caesar'ın her bir yarasını bir dile çevirip
Roma'nın taşlarını yerinden oynatır,
Ayaklandırırdı sizi.
ANTONIUS
Ayrıca Tiber kıyısındaki gezi yerleri,
Kendi bağları, bahçeleri, yeni fidanlıkları
Hep size kalıyor, size bırakıyor hepsini,
Size ve mirasçılarınıza dünya durdukça;
Hep birlikte gezip dolaşasınız,
Gidip dinlenesiniz diye oralarda.
İşte buydu Caesar. Bir daha gelir mi böylesi?
BİRİNCİ YURTTAŞ
Gelmez, dünyada gelmez! Haydi davranın, yürüyün!
Kutsal yerde yakalım Caesar'ın ölüsünü,
Onu yakan ateşlerle de
Tutuşturalım hainlerin evlerini.
Kaldırın ölüyü.
İKİNCİ YURTTAŞ
Gidin yakacak arayın!
ÜÇÜNCÜ YURTTAŞ
Sıraları kralım!
DÖRDÜNCÜ YURTTAŞ
Kapı, pencere; kırın ne rast gelirse!
(Yurttaşlar cesetle çıkarlar.)
ANTONIUS
Şimdi bırak yürüsün.
Bir kez ayaklandın ya, ey Hınç.
Dilediğin yere git artık!
IIIP. IS
Kalabalığın öfkesi yön değiştirince, Brutus'la arkadaşları Roma'dan kaçarlar. Roma'ya gelen Octavius ve Lepidus'la birleşir Antonius. İç savaş başlar.
Bir gece Brutus'un çadırında Caesar'ın hayaleti belirir, «Philippi'de görüşürüz demeye geldim» der ve kaybolur.
Ve Philippi'deki savaşı kaybeden Brutus, kendini öldürerek tutsak alınmaktan kurtulur. Savaşı kazanan Octavius ve Antonius ondan saygıyla söz ederler.
Milano dukası Prospero kendini gizli bilimlere verdiğinden, hükümet işlerini kardeşi Antonio'ya bırakır. Antonio da, Napoli kralıyla anlaşarak Prospero'yu ülkesinden sürer. Napoli'den bir gemiyle açılan Prospero bir adaya çıkar, orada gizli bilimleri sayesinde üstün bir büyücü olur. Bir gün, kardeşiyle Napoli kralını taşıyan gemi Napoli'ye doğru yol alırken büyü gücüyle zorlu bir fırtına çıkartan Prospero, cini Ariel'e sorar:
PROSPERO:
Fırtına için verdiğim emri yerine getirdin mi... harfi harfine?
ARIEL:
Tıpıtıpına. Kralın gemisine sokuldum. Bir provaya, bir geminin ortasına, bazan pupaya, derken kamaralara… Alevimin korkusuyla şaşkına döndüler, Arada, bölünüp, birçok yerden birden tutuştum. Direğin, serenin, cıvadara-nın üstünde ayrı ayrı çaktıktan sonra, alevlerimi yeniden bir araya topladım. Korkunç gök gürültüsünün habercisi Jüpiter şimşekleri bu kadar çabuk, kaşla göz arasında, çakıp sönmezler. Kükürtle karışık gök gürültüsünün hem çatırtısı, hem ateşi, yüceler yücesi, Neptün'ü dört yandan kuşattı; kabına sığmıyan dalgalarını tir tir titretti; korkunç yabasını zangır zangır sarstı.
PROSPERO:
Yamansın sen. O kıyamette, aklı başından gitmeyen babayiğit var mı?
ARIEL:
Ne gezer? İçlerinde oynatır gibi olmayan, ümitsizliğe kapılıp kafasını yumruklamayan kalmadı. Gemicilerden başka kim varsa köpüklerin içine atıldılar. Ateşler içinde bıraktığım gemiden ayrıldılar. Kendini ilk dışarı atan kralın oğlu Ferdinand oldu.
«Cehennem tepemize boşanıyor; bütün şeytanlar, etrafımızı sardı» diye haykırıyordu. Korkudan saçları, saz gibi, diken diken olmuş ...
PROSPERO:
Aferin sana. Peki o sırada, kıyıya yakın değil miydiler?
ARIEL:
Yakındılar, efendim.
PROSPERO
(endişeli):
Hepsi kurtuldu ya, Ariel?
ARIEL:
Kimsenin kılına bir şey olmadı. Üstlerinde başlarında leke bile yok. Kılıkları eskisinden iyi. Bana söylediğin gibi, adanın ötesine berisine, küme küme serpiştirdim, kralın oğlunu yalnız başına karaya çıkardım. Adanın kuytu bir bucağına bıraktım. Şöyle kollarını kavuşturmuş (taklit eder) mahzun oturuyor. Çektiği âhların ateşini giderip soğutmağa çalışıyor.
Prospero'nun kızı Miranda, Napoli kralının oğlu Ferdinand'ı görünce şaşırır:
MİRANDA
O da nesi? İyi saatte olsunlardan biri mi ne? Aman Yarabbi, nasıl da bakınıyor etrafına! İnan olsun, onlardan; ama, sülün gibi.
PROSPERO:
Yok yavrum. O da yer içer, uyur. Onun da, bizim gibi, duyguları var. Gördüğün delikanlı, denizden kurtuldu. Üzüntüden, biraz süzülmüş. İç acısı, güzelliği yıpratır.
FERDİNAND (Miranda karşısına çıkınca):
İşte şerefine şenlik yapılan tanrıça bu, besbelli. Ah, söyleyin bana, yalvarırım. Siz, bu adadan mısınız? Ne yapsam, nasıl etsem bilmiyorum. Ne olur, bana bir yol gösterseniz. En başta gelen dileğimi ise, en, sonra söylüyorum. Siz, ey harika, kız mısınız, kadın mı?
MİRANDA:
Harika değilim ama, kızım elbet.
FERDİNAND:
Tanrım! Konuştuğum dili biliyor. Bu dilin kullanıldığı yerde olabilseydim, onu konuşanların başına geçecektim.
PROSPERO(ilerliyerek):
Başına mı? Dediğini Napoli kralı duyarsa, halin nice olur?
FERDİNAND:
Burada, kendi başına kalmış bir zavallıyım. Senin, Napoli kralının sözünü etmen, tuhafıma gidiyor doğrusu. Dediğini duyuyor Napoli kralı. Çünkü Napoli kralı benim. Kral olan babamın boğulduğunu, o zamandan beri yaşı dinmek bilmeyen gözlerimle gördüm.
MİRANDA:
Ah, yürekler acısı.
FERDİNAND:
Öyle, çok yazık. Beraberindeki ileri gelenler, yavuz bir delikanlı olan oğluyla birlikte, Milana dukası. .. hepsi göçüp gittiler.
PROSPERO (kendi kendine):
Milana dukasıyla daha bile yavuz olan kızı, sana anlatırlardı dünyanın kaç bucak olduğunu; ama, sırası değil. Daha ilk bakışta, gönülleri birbirine kaydı. Şu işi becerdiğin için, seni salıvereceğim, edalı Ariel.
(Azimle, Ferdinand'a)
Baksanıza, hazret. Siz korkarım, başınızın belâsını arıyorsunuz.
MİRANDA:
Niye babam böyle patavatsızlık ediyor? Şimdiye kadar gördüğüm erkeklerin üçüncüsü bu. Bana ilk defa içimi çektiren erkek. Babamı, merhamet biraz yola getirip benden yana çelse...
FERDİNAND:
Ah eğer bir başka el elinize değmemişse, gönlünüzü kimseye kaptırmış değilseniz, sizi Napoli'ye kraliçe yapmak isterdim.
PROSPERO:
Dereyi görmeden paçayı sıvamayalım. Bir sözüm daha var benim.
(Kendi kendine)
Birbirlerine iyiden iyiye tutuldular. Ateş bacayı pek çabuk sardı. Pişmiş aşa su katmalı. Yoksa sıkıntısız ele geçen kazancın tadı olmaz.
(Ferdinand'a)
Bir kelime daha. Emrediyorum, beni dinle. Sen, kendinin olmayan bir ünvan taşıyorsun. Buraya, casusluk etmeğe çıktın. Sahibinden, yani benim elimden adayı alacaksın.
FERDİNAND:
Öyle bir şey varsa, bana erkek demesinler.
MİRANDA:
Tapınılan yerde, fenalık ne gezer. Kötü ruh bile, böyle güzel bir yere yerleştikten sonra, iyilik diye ne varsa, oraya girebilmek için, haydi haydi can atar.
PROSPERO: (Ferdinand'a emredercesine)
Arkamdan gel.
(Miranda'ya)
Bu hain hakkında bir tek söz işitmek istemiyorum.
(Ferdinand'a)
Gel buraya; boynuna, ayaklarına hep birden pranga vuracağım. Tuzlu su içeceksin. Yiyeceğin de, ırmaktan çıkan midye, kurumağa yüz tutmuş kökler, içi çıkmış palamut yüksüğü.
FERDİNAND:
Hayır. Düşmanım kuvvetçe benden üstün olmadıkça, bu türlü muameleye karşı koyacağım.
MİRANDA:
Ne olur, babacığım, çarçabuk yargılamayın. Görgülü bir delikanlı. Yol iz biliyor. Yüreksiz değil.
PROSPERO:
Nasıl? Neler de işitiyorum? Dünya tersine mi döndü? Başlar ayak mı oldu? Bana akıl öğretmek ha! Koy kılıcını kınına. Kılıç çektin, hain ... ama, vurmayı gözün kesmedi. Ettiğin kötülük yüzünden için içini yiyor. Boşuna tetikte bekleme. Senin silahını şu sopayla elinden alır, yere düşürürüm.
PROSPERO:
Kes sesini, ağzından bir kelime daha çıkarsa, yüz çevirmesem bile senden, azarlarım seni. Bir yalancıyı savunmaya kalkmak ha!
(Miranda ağlar)
Sus bakayım. Ona benzeyen bulunmaz mı sanıyorsun? Caliban ile ondan başkasını görmedin de ... budala. Erkeklerin yanında o, Caliban gibi kalır. Erkeklerin çoğu da, bu delikanlının yanında, melektir.
MİRANDA:
Öyleyse, ben sevgimde çok alçak gönüllüyüm.
Erkeğin bundan güzelinde gözüm yok.
FERDİNAND:
Gerçekten öyle. Rüyadaymışım gibi, elim ayağım kesildi. Mıhlandım kaldım. Babamm ölümü ... üzerimdeki bitkinlik... arkadaşlarımın hep birden boğulmaları... bu adamın, karşısında boyun eğmek zorunda kaldığım tehditleri... bunların hiç birine aldırış ettiğim yok. Yalnız, günde bir kez hapsolunduğum yerden, bu güzeli görebilsem, varsın yeryüzünün geri kalan her yanı özgürlüğüne sahip olsun. Böyle bir zindandaki yer bana çok bile.
PROSPERO:
İşler tıkırında.
(Ferdinand'a)
Peşimden gel.
(Ariel'e)
Bak, dinle; daha senden neler istiyorum.
MİRANDA:
Üzülmeyin; babam öyle söylüyor ama, o derece katı yürekli değildir. Kendisinden böyle bir şey beklenmez. Şaştım kaldım, doğrusu.
PROSPERO(Ariel'e):
Dağlarda esen rüzgârlar gibi başın boş olacak. Yalnız, dediklerimi olduğu gibi yapmalı.
GONZALO:
Bu adada sömürge işletmek hakkım olsaydı benim...
ANTONİO:
Isırgan ekerdi buraya.
SEBASTIAN:
Yahut da labada, ebegümeci.
GONZALO:
Kral olunca ne yapardım biliyor musunuz?
SEBASTIAN:
Şarap bulunmadığına göre ... kafayı tütsüleyemezdi.
GONZALO:
Ülkemde her şey, alışılana aykırı olurdu. Her türlü alım satımı yasak ederdim. Tek memur istemez. Ne edebiyat bilgisi, ne zenginlik, ne züğürtlük. Hizmet de arama. Akit, miras yemek, sınır, hudut, bağ bahçe ... öyle şeyler de hak getire ... Ne maden isterim, ne buğday, ne şarap, ne de yağ... iş güç de yok. Herkes kendi havasında. Kadınlar da öyle. Hepsi masum, hepsi temiz. Hükümdarlık yok.
SEBASTIAN:
Ama kendisi başa geçip kral oluyor.
ANTONİO:
Ülkesindeki yasanın sonu başını tutmuyor.
GONZALO:
Her şey ortaklaşa. Kimse ter döküp emek vermeden ... doğa yetiştirecek. Başkasının kuyusunu kazıp arkadan vurmak, besle kargayı oysun gözünü ... yok bunlar ... , kılıç, kargı, tüfek, buna benzeyen döğüşe yarar başka âletler arama. Masum ulusumu beslemek için her şey bol bol, doğa ananın bağrından çıkacak.
SEBASTIAN:
Uyruklar arasında evlenmek yok mu?
ANTONİO:
Yok canım, ne gezer! Hepsi aylak, ipsiz ... ya orta malı, ya kılefteci.
GONZALO:
Kusursuz yöneteceğim, efendim. Altın çağını gölgede bırakacağım.
SEBASTIAN
(yüksek sesle):
Tanrı şevketlimi korusun.
ANTONİO:
Yaşasın Kral Gonzalo!
GONZALO:
Ama ... beni dinliyor musunuz, efendimiz?
ALONSO:
Yeter kuzum. Sözün incir çekirdeğini doldurmuyor.
GONZALO:
Buyurduğunuz doğru, tabii. Boğazları hemencecik gıdıklanıverdiği için, vara yoğa gülrneğe alışmış olan bu çelebilere fırsat vereyim diye yaptım, efendimiz.
ANTONİO:
Biz size gülüyorduk.
GONZALO:
Bu türlü şaklabanlıkta ben sizin yanınızda hiç kalırım. Onun için, buyurun, istediğiniz kadar gülün, hiçe.
ANTONİO:
A, bu tepeden inme oldu.
SEBASTIAN:
Ne yazık ki, tepesi aşağı yuvarlanıverdi.
GONZALO:
Beyler, siz, gözünüzü daldan budaktan sakınanlardan değilsiniz. Ay, beş hafta ileri geri kıpırdamadan, çakılı kalacak olsa, onu yerinden oynatmak elinizden gelir.
(Ariel yukardan gözükür. Ağır bir parça çalmaktadır.)
SEBASTIAN:
Gelir ya ... ondan sonra da, gece avına çıkarız. Ayışığı fener olur, kuşların gözlerini kamaştırır; şaşkalozları sersemletir, sopayı kafalarına indiririz.
(Gonzalo çekilir.)
ANTONİO:
Haydi, azizim efendim, hiddetlenmeyin.
GONZALO:
Yok, şunu iyi bilin, aklı başında diye tanırlar beni. Olur olmaz yere, şöhretimi ayaklar altına alamam.
(Yere uzanır)
Şimdi kahkahalarınızla beni uyutacak mısınız? Pele uyku bastırdı.
ANTONİO:
Gülüşmelerimiz sizi uyutsun.
(Alonso, Sebastian ve Antonio'dan başkası uyur.)
ALONSO:
Ne o, hep birden dalıverdiler. Keşke beni de uyku tutsa; kara kara düşünmesem. Gözlerim, kapanır gibi oluyor.
SEBASTIAN:
Aman efendim, içiniz geçiyorsa kaçmasa. Uyku, bağrı yanıkların yanına pek uğramaz ama, gelecek olursa, avutur insanı.
ANTONİO:
Siz başınızı dinleyin, efendimiz, biz bekler, gözcülük ederiz.
SEBASTIAN:
Peki, bizim gözlerimiz ne diye kapanmıyor?
Hiç uyumak gelmiyor benim içimden.
ANTONİO: Al benden de o kadar. Dipdiriyim. Bunlar, topu birden sözleşmişler sanki. (Uyuyanları göstererek fısıldar) Yıldırımla vurulmuş gibi yere serildiler. Ne talih, gözümün bebeği Sebastian, ne talih. Gerisini söylemem. Ama, neler olacağı yüzünden okunuyor. Kaçırma fırsatı. Güçlü hayalimle, başının üstüne bir tacın konduğunu görüyorum.
Antonio, uyuyan kardeşini öldürürse onun yerine Napoli kralı olabileceğini söyler Sebastian'a. Kılıçlarını çekerler, ama Prospero'nun cini Ariel, onlara gözükmeden, Gonzalo'nun üstüne eğilir:
ARİEL
Siz dostlarımın içinde bulunduğu tehlikeyi, Efsunla önceden seziyor sahibim. Beni o yolladı. Sizin canınızı kurtarmak için. Yoksa, efendimin tasarladıkları suya düşecek.
(Gonzalo'nun kulağına türkü söyler)
Siz burada horlayıp dururken
Almak isteyenler canınızı.
Uyanık, pundunu bekliyorlar.
Seviyorsanız hayatınızı,
Davranın, silkinip toparlanın.
Uyanın, uyanın!
ANTONİO:
Haydi, ikimiz de çabuk tutalım elimizi.
GONZALO(uyarır):
İyilik melekleri, işte şimdi koruyun kralı! Ne oluyor? Hoy! Kalkın!
(Alonso'yu dürter. Alonso uyanır.)
ALONSO (Antonio ile Sebastian'a):
Niye böyle yalın kılıçsınız? Nedir bu korkunç hal? Ne oluyor?
SEBASTIAN:
Şurada, siz başınızı dinleyebilesiniz diye gözcülük ediyorduk. Önünüz sıra bir böğürme duyduk. Boğaların, daha doğrusu aslanların kükremesi gibi. Bu gürültüden uyanmış almalısınız. Pek dehşetli geldi benim kulağıma.
ALONSO:
Siz duydunuz mu, Gonzalo?
GONZALO:
Namusum hakkı için, efendim, bir mırıltı geldi kulağıma. Hem tuhaf bir mırıltı. Ondan uyandım. Sizi sarstım efendim, bağırdım. Gözlerimi açınca, bunların kılıç çekmiş olduğunu gördüm. Bir gürültü oldu, bu kesin. Tetik dursak iyi ederiz. Ya da, savuşup gidelim buradan. Kılıçlarımızı çekelim.
ALONSO:
Gidelim. Zavallı oğlumu aramaya devam edelim.
Prospero'nun kaba işlerini gören Caliban odun toplamaya çıktığında, gök gürleyip yağmur yağmaya başlayınca, yağmurluğunun altına saklanır. Adaya çıkanlardan Trinculo adındaki Napoli'li soytarı da onun yağmurluğunun altına sokulur. İçki içerek adada dolaşan Napoli'li Stephana, yağmurluk altındakileri dört bacaklı iki sesli bir canavar sanır. Derken Caliban'a şarap içirir. Efendisi Prospero'dan kurtulmaya çalışan Caliban, sarhoş bir uşağa kul olmak ister:
O şişenin üstüne and içiyorum. Senin sadık bir kulun olacağım. O içki, bu dünyanın işi değil.
…………
Sana adanın her karış verimli toprağını göstereceğim. Ayağını öpeyim. Benim tanrım ol, ne olur.
TRINCULO:
Şu ışık hakkı için, hem zavallı, hem de körkütük bir canavar. Tanrısı sızınca, onun şişesini aşıracak.
Napoli kralının oğlu Ferdinand, Prospero'nun kızı Miranda'ya gönül vermiştir. Onun için, Prospero'nun kendisine gördürdüğü işlere seve seve katlanmaktadır:
FERDİNAND:
Bazı eğlenceler insanı yorgun düşürür ama alınan zevk, çekilen zahmeti unutturur. Görülen en bayağı işin bile, hatırı sayılacak değeri vardır. En ufak hizmet, insanı daha yükseğine ulaştırır. Yaptığım şu adi iş çok ağır gelir, tiksindirirdi beni. Lâkin, kapısında hizmet ettiğim hanımım, ölmüşlere can veriyor, mihneti zevk ediyor bana.
MİRANDA:
Kendi cinsimden kimseyi tanıdığım yok. Kadın olarak kimseyi hatırlamıyorum. Bir bildiğim varsa, o da, aynada gördüğüm kendi yüzüm. Adam denilecek kimse de görmüş değilim. Siz sevgili dostumla babacığımdan gayrı. Başka yerlerdeki insanlar neye benzer hiç bilmiyorum. Drahomamdaki biricik mücevherim...
(kekeler)
…iffetimin üzerine yemin ederim: dünyada sizden başka eş istemiyorum kendime. Hayalim, sizden başka beğeneceğim bir şekil yaratamaz.
Napoli Kralı Alonso yanındakilerle adada oğlunu ararken açlıktan ve yorgunluktan çökerler. Derken Ariel onlara göz alıcı bir şölen hazırlar. Onlar sofraya kurulurken, Ariel kanatlarıyla dokunuverir masaya, sofra kaybolur.
ARIEL:
İçindekilerle birlikte bütün bu aşağı alemi kendi amaçları için kullanan Yaradan, doymak bilmiyen denizi öğürtüp, siz üç günahkarı, insan ayağı basmayan bu ıssız adaya püskürttü. Çünkü insanlar arasına hiç yaraşmıyorsunuz siz. (üçü kılıcını çeker) Sizi çılgına çeviren benim. Sizin gibi kabadayı geçinenler, elleriyle kendilerini ipe çeker, suya atılıp kendi kendilerini boğarlar.
(Saldırmağa kalkarlar, ama büyülenip hareketsiz kalırlar.)
Çılgınlar! Ben ve arkadaşlarım, feleğin emektarlarıyız biz.
……………
Size hatırlatmak görevim: Siz üçünüz, iyi yürekli Prospero'yu yerinden yurdundan ettiniz. Denizlere salıverdiniz. Hem kendini, hem çocuğunu. İşte bu suçun cezasını çekiyorsunuz. Bu kötülüğü unutmayan, ardına koyan yüce kudretler, denizleri, kayaları kışkırttılar. Yaradan ne yaratmışsa, hepsi düşman kesildi size. Gönül rahatı yok artık sizin için.
Senin, Alanso... oğlunu aldılar elinden. Sizin için verilen yargıyı benim ağzımdan duydunuz: Apansız gelen herhangi bir ölümden beter, ağır ağır can çekişerek göçeceksiniz. İşte, hayatınızı adım adım kovalayıp peşinizi bırakmayacak tanrıların öfkesi... bu tüyler ürperten adada başınıza gelecek felaketlerden korunabilmek için tek yol, içten nadim olmak, bundan böyle lekelenmeden, alnının akıyla yaşamak.
(Gök gürültüsü arasında kaybolur; sonra tatlı bir müzikle birlikte, şekiller yeniden çıkar ortaya; yüzlerini gözlerini oynatıp ekşite buruştura, maskaralıklar yaparak raksederler; masayı alıp götürürler.)
………………
GONZALO:
Kutsal varlıklar hakkı için, efendim. Bizler niye kalakaldık böyle?
ALONSO:
Ne canavarlık bendeki. İşlediğim suç ne müthiş. Günahımı dile gelen dalgaların ağzından duyuyorum sandım. Onu tekrarlıyordu rüzgârın sesi. İnsan ürperten, tok sesli bir erganun gibi gürleyen gök, Prospero'nun adını çağırıyor, benim suçumu haykırıyordu. İşte bunun için denizlerin dibinde oğlum. İskandilin erişemediği derinliklere dalıp çamurlara gömüleceğim onunla birlikte.
(Denize doğru saldırır.)
SEBASTIAN:
Teker teker gelsinler ... ne kadar şeytan sürüsü varsa, hepsine karşı korum ben.
ANTONİO:
Ben de beraber.
(Kılıçları ellerinde, çılgınca uzaklaşırlar.)
GONZALO:
Umutsuzluktan bilemiyorlar ne yapacaklarını. Üstünden uzun zaman geçince etkileyen bir zehir gibi, yaptıkları büyük kötülük işlemeye başlıyor içlerine. Siz daha çeviksiniz. Rica ederim, koşun arkalarından. Akılları başlarında değil. Çılgınlıkla bir şeyler yaparlar. Önüne geçin.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız