Ölen kralın oğulları korkudan kaçınca, Macbeth kral olur. Kendisine geleceği bildiren cadılar Banquo’nun soyundan krallar yetişeceğini söyledikleri için, Banquo’yu öldürtür Macbeth. Beylere verdiği şölende Banquo’nun hayaleti gelir, Macbeth’in yerine oturur. Dengesi altüst olan Macbeth deli gibi seslenir Banquo’nun hayaletine:
Çekil! Git karşımdan! Git, toprak gizlesin seni!
Kanın kurudu senin; ilik yok kemiklerinde;
Akıl yok üstümüze diktiğin o gözlerde.
Macbeth’in çevresindekiler kaçarak Macduff’la Malcolm’un ordusuna katılırlar. Macbeth onları güvenle bekler şatoda. Derken kadın çığlıkları duyulur, Macbeth:
MACBETH
Korkunun tadını da unutmuşum nerdeyse.
Bir zamanlar elim ayağım kesilirdi
Bir çığlık duysam karanlıklarda;
Korkulu masallar gerçekmiş gibi
Diken diken ederdi başımda saçlarımı.
Korkuları yemiş doymuşum artık:
Korkunçla senli benli olmuş kanlı düşüncem;
Kılım kıpırdamıyor...
(Seyton girer)
SEYTON
Kraliçe, efendimiz, kraliçe ölmüş!
MACBETH
Er geç ölecekti Kraliçe:
Er geç bir gün söylenecekti bu söz.
Yarın, yarından sonra bir yarın, bir yarın daha
Sürüp gidiyor günden güne küçük adımlarla;
Geçmiş günlerimizse nice sersemlere ışık tutmuş,
Ölüm yolunda toz toprak olmazdan önce.
Sön, cılız kandil, sön! Hayat dediğin ne ki:
Yürüyen bir gölge, bir zavallı kukla bu sahnede:
Bir saat boy gösterip boyun kırıp gidecek!
Bir daha da duyulmayacak artık sesi.
Bir aptalın anlattığı bir masal bu:
Kuru gürültüler, deli saçmalarıyla dolu.
MACBETH
Dilini kullanmaya geldin, belli, hadi anlat, çabuk!
HABERCİ
Haşmetli kralım, bir şeyler gördüm sanıyorum,
Anlatmaya geldim, ama nasıl anlatsam ...
MACBETH
Haydi, söyle ne söyleyeceksen.
HABERCİ
Tepenin başında nöbetteydim;
Birnam’dan yana bakıyordum:
Birden orman yürüyor gibi geldi bana.
MACBETH
Yalancı, köpek!
HABERCİ
Yalansa bütün hıncınızı benden alın.
üç mil uzaktan görülüyor düpedüz geldiği:
Yürüyor, orman yürüyor diyorum size.
MACBETH
Yalan söylüyorsan, ilk ağaca diri diri asılır,
Açlıktan geberinceye kadar kalırsın.
Doğruysa söylediğin, sen beni as, aldırmam.
- İşte bu yıkar bütün güçümü.
İster misin bir şey saklı olsun
Cadının gerçeğimsi yalanlarında.
«Birnam ormanı Dunsinane’e yürümedikçe korkma!»
Bilmesen daha iyi ederdin, Kraliçe!
KADIN
Söylemese daha iyi ederdi söylediklerini.
Allah bilir daha neler var içinde!
LADY MACBETH
Kan kokuyor hâlâ şurası:
Arabistanın bütün kokuları
Temizleyemiyecek şu ufacık eli!
Of! Yeter artık! Yeter!
HEKİM
Nasıl boşaltıyor içini!
Yarılırcasına dolmuş yüreği.
Evet, Macduff’ın askerleri ağaçlardan birer dal kesip ilerleyince, Birnam ormanı yürümüş olur; Macbeth’in inancı da sarsılır, ama savaş alanından ayrılmıyacaktır o:
MACBETH
Kaçamam, kazığa bağladılar artık beni:
Ayı gibi, boynumda zincir, döğüşmek zorundayım
Üstüme saldıran köpeklerle, sonuna kadar.
Nerde o bir kadından doğmamış olan?
Ondan başkası öldüremezmiş beni.
MACDUFF
Kes o büyüten umudunu sen:
Kölesi olduğun şeytana sor, söylesin sana:
Macduff’ı doğum vaktinden önce
Anasının karnını yarıp çıkardılar.
MACBETH
Lânet olsun bunu bana söyleyen dile:
En sağlam yanını yıktı yüreğimin.
Kimseler inanmasın o kalleş cadılara:
Karışık sözlerle alaya alıyorlar bizi.
Kulağımıza soktukları umudu
Söküp alıyorlar yüreğimizden.
Döğüşmeyeceğim seninle.
MACDUFF
Teslim ol öyleyse, korkak! Sağ kal da
Gezdirip dünyaya seyrettirelim seni
Görülmedik bir canavar seyrettirir gibi.
Resmini bir kazığa asar, altına yazarız:
«Zorbayı görmek isteyen gelsin! » diye.
MACBETH
Teslim olmam: Genç Malcolm’un ayaklarına kapanmak
Aşağılık kalabalığa kendimi yuhalatmak için.
Birnam ormanı Dunsinane’e gelmiş, gelsin;
Hasmım bir kadından doğma değilmiş, olmasın:
Döğüşeceğim sonuna kadar.
Kendi savaş kalkanım yeter göğsümde:
Haydi vur, Macduff! Dur diyenin canı cehenneme!
Derken Macduff, Macbeth’in kesik başıyla görünür. Yeni İskoçya kralı Malcolm tutumunun ne olacağını açıklar:
MACDUFF
Kralınız uzun zaman beklemiyecek
Sevgilerinize karşılık vermek,
Her birinize borçlarınızı ödemek için.
Beylerim, yakınlarım: kont yapıyorum sizleri,
İlkin siz alıyorsunuz bu şerefi İskoçya’da!
Yeni dev’in başlaması için
Yapılması gereken şeylere gelince,
Zorbanın kuşkularından, tuzaklarından kaçıp
Gurbetlerde yaşayan dostlarımızı çağırmak,
Ölen kasabın ve zebanî karısının,
Kendi canını kendi almış denen kadının,
Bütün zulüm ortaklarını arayıp bulmak,
Bütün bunları ve bizi bekleyen başka işleri
Sırasıyla ve gereğince yapacağız
Tanrının izniyle. Hepinize ve her birinize ayrı teşekkürler.
Scone’da taç giyme törenimize de beklerim sizi.
Roma İmparatorluğu’nun üç sahibinden biri olan Antonius’un Mısır Kraliçesi Kleopatra’ya tutkunluğunu şöyle anlatıyor Antonius’un dostlarından Philo:
PHİLO:
Yoo, ama artık fazla ileri gitti
Bizim komutanın bu kadına düşkünlüğü.
Savaşta dizi dizi lejyonlara çevrilince
Mars Tanrının zırhları gibi ışıldayan
O yiğit bakışları Antonius’un
Şimdi, tanrılar önünde eğilir gibi,
Bir esmer yüzden başka şey görmez oldular.
O kahraman yürek ki, savaşta hızlı atınca
Şişip gevşetirdi göğsündeki zırhları
Şimdi, vazgeçip yiğitlikten,
Bir yelpaze oldu Mısırlı bir kadının elinde
Ateşli sevgisini soğutmak için.
(Boru sesleri. Antonius ve Kleopatra girerler.
Önlerinde, arkalarında yelpazeler tutan kadınlı
erkekli saray uşakları vardır.)
Bak geliyorlar işte. Aç gözünü de iyi bak;
Dünyanın üç direğinden biri bu gördüğün adam,
Bir fahişenin maskarası olmuş bu adama iyi bak!
KLEOPATRA
Gerçekten seviyorsan beni,
Söyle ne kadar seviyorsun, ne kadar?
ANTONIUS
Sevgide ölçü mü aranır?
Dilencilerin olsun öyle sevgi.
KLEOPATRA
Bilmek istiyorum nereye kadar gidebilir
Beni sevenin sevgisi.
ANTONIUS
Yeni gökler, yeni bir dünya düşün öyleyse.
(Bir hizmetçi girer.)
HİZMETÇİ
Roma’dan haberciler geldi, efendimiz.
ANTONIUS
Aman, sıktılar artık. Kısa kes.
KLEOPATRA
Yoo, dinlemelisin iyice, Antonius:
Ya Fulvia’nın öfkesi kabarmışsa?
Kim bilir, belki çiçeği burnunda yeni Caesar
Yüce buyruklar yollamıştır sana:
Şunu yap bunu yap; şu krallığı al;
Şu krallığı bırak, hemen dediklerimi yap
Yoksa yandığın gündür.
ANTONIUS
Daha da neler, sevgilim.
KLEOPATRA
Ya da, olur ya, niçin olmasın?
Gayri buradan gitmen gerekiyordur;
Caesar bu işten attırıyordur seni.
Onun için dinlemelisin, Antonius;
Dinleyelim buyruklarını Fulvia’nın,
Yani Caesar’ın, ikisinin daha doğrusu .
Çağır habercileri.
Yüzün kızarmadıysa, Antonius,
Bana da Mısır kraliçesi demesinler.
Kanın dört dönüyor Caesar’a saygısından,
Fulvia’nın cırlak sesiyle azarlanmak ta
Böyle kızartabilir yüzünü
Gelsin haberciler!
ANTONIUS
Bırak, Roma gömülsün Tiber’in sularına;
Çöksün kubbesi koca imparatorluğun.
Benim göklerim burada. Bütün devletler çamur,
İnsanı da hayvanı da besliyor bu çirkef dünya.
Yaşamanın en soylu yanı nedir? işte bu.
KLEOPATRA
İyi haberleriniz olduğu belli yüzünüzden.
Nikahlı karınız ne buyurmuşlar?
Gidin çağırıyorsa,
Keşki hiç izin vermeseydi gelmenize.
Sizi ben tutuyorum sanacak burda.
O güç nerde bende! Onun avucundasınız siz.
ANTONIUS
Tanrılar bilir, benim ...
Hangi kraliçe uğramıştır böyle bir ihanete?
Ama çoktan görmüştüm bu ihanetin tohumlarını.
KLEOPATRA
Yeminlerin tanrıların tahtını da sarsa,
Nasıl inanabilirdim benim olduğuna,
Benim kalacağına? Kimdi Fulvia’yı aldatan?
İnsan deli olmalı ki kansın
O yalnız ağızdan edilen,
Edilir edilmez de bozulan yeminlere!
ANTONIUS
Canım kraliçem benim...
KLEOPATRA
Yok, rica ederim, bahaneler arama gitmene:
Hoşça kal de ve git. Kalmak istediğin günler de
Neler söylemişiin neler. Gitme sözü yoktu o zaman.
Sonsuzluk dudaklarımızda, gözlerimizde,
Mutluluk kaşımız kirpiğimizdeydi, o zaman.
Varlığımızın tek kılında bile.
Tanrısal bir şeyler vardı. Bugün bunlar yine var,
Yok dersen, dünyanın en büyük yalancısısın,
Dünyanın en büyük askeri de olsan.
ANTONIUS
Bu nasıl söz, kraliçem?
KLEOPATRA
Senin boyun bosun bende olmalıydı,
Mısır’da bir yürek olduğunu görürdün, o zaman.
ANTONIUS
Dinle beni, kraliçem; çok önemli sebepler
Bir süre iş başına dönmemi gerektiriyor.
Ama bütün yüreğim burada, buyruğunda kalacak.
Bir iç savaşın kılıç parıltıları var İtalya’da.
Sextus Pompeius Roma kapılarına dayanmış;
İki karşı gücün birbirine denk oluşu
Halkın ikiye bölünmesine yol açıyor.
Antonius Roma’ya döndükten sonra, Kleopatra sevgilisini düşünmektedir:
KLEOPATRA
Ah, Kharmian! Şimdi nerdedir dersin?
Ayakta mı, oturuyor mu, yürüyor mu?
At sırtında mı yoksa? Ne mutlu bindiği ata!
Ağırlığını taşıyor Antonius’umun.
Kabart göğsünü, at! Biliyor musun taşıdığın kim?
Bu dünyanın yarısını omuzlamış bir Atlas,
İnsanlığın zırhı, sorgucu! Konuşuyor şimdi
Ya da mırıldanıyor kendi kendine:
«Nerde yılanım benim, ihtiyar Nil’in kızı»
Böyle der o bana... Ben artık şimdi
Zehirlerin en tatlısıyla besler oldum kendimi.
Beni düşünecek ha! Ben ki morarmış kararmışım
Güneşin aşk çimdikleriyle; ben ki
Buruş buruş olmuşum zamanın elinde! ..
Geniş alınlı Caesar, bu topraklar üstünde
Senin kanat gerdiğin günlerde
Kralların ağzına lâyıktım ben.
Koca Pompeius karşımda dura kalır,
Bakar bakar doyamazdı yüzüme.
Gözlerimin içine dalmak ve orda
Hayatını seyrederek ölmek isterdi sanki.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız