Bugün bir kadın vardı sadece… Bir kadın, utangaç, sıkılgan, sıkıntılı ve sadece kocasından ibaret… Bir kadın vardı yüzünü dizlerine gizlemiş, gözleri sadece betona çivili… Bir kadın basma eteği, mavi eşarbı ve kalın kabanıyla ürkek… Bir kadın, isminin çok ötesine taşımış bedenini… Bir kadın, acılar içinde suskun ve çekingen… Bir kadın, kocasından uzun ama onun gölgesi… Bir kadın, azar işiten, içinde fırtınalar kopan…
İnsan boş durmaya görsün, içine dolan karmaşık düşüncelerden sıyıramaz kendini. Önce kendini hesaba çeker, sonra başkalarını. Kendine köle, başkalarına efendi oluverir.
Bir bakmışsın insanların gözlerinde ışıldayan hayat, birdenbire en diplere indirmiş sevecenliğini. Karanlığı ürkütür de yine yalnızlığa beslenir. Kim gününü kıyıda köşede bekleşen canları doyurmakla geçirir. Eliyle kuşları besler, daha iyi kanat çırpsınlar diye. Önce kendimizde olana yeniliriz, sonra bir başkasının yenilgisinden kaçar, pay toplarız mutluluğundan. Öyle değil, her zerreye dokunmuş kıskançlığın düğümlerinde kayboluruz asıl…
Baş ağrısı iç ağrılarımızın dışa vurumu mudur? Baş ağrısı, göz ağrısı, kalp ağrısı… Ben hepsinden daha ağrılı buluyorum göğün ağrısını…
Yeniden engelleri var etmek için kolları sıvadılar.
İçimize serpilmiş tohumların filizlenmesi için devrilen toprağın her zerresine kıskançlığı ektiler. Şimdi tohumlar alabildiğine kıskanç ve kendinden emin. Yeşertilen filizlerin bir can taşıması içimizden beslendiği içindir. Ve her sabah güneş neden doğduğunu kimselere söylemeden doğar ve akşam neden hüznü getirdiğini sofraya… Kimin elinde diyeceği bir söz varsa, saklanacağı bir duvar da vardır. Duvarlar aşılmak için değil yaslanmak içindir bugün.
Benden bir başkasına yapışan korkular, başkasından bana yapışan korkularla aynı ismi taşımakta. Bugün korkuyorum, yarın da dünden farklı olmayacak. Sonra çıkacak birileri, zamanın alnına bir çivi çakacak. Can alacak basılan her çukur, çivinin pası can yakacak… Sonra bir sesi bekleyecek kendinden emin ve kıskanç benlikler. Zehri kusulan her sözcük bir diğerinin ardına gizlenecek. Salınan her yaprağın duaya durması gibi ve eğilmesi bir fidanın ve köklerini bağlaması güçlü bir toprağa…
Bütün zamanların içinden seçilen sözler, bütün zamanların secdesinden yüceliğe değdiler. Bugün, bana ne diyorsa, bir ötekine yaslanan, ihanet ediyordur kendine de… Ben ne tomurcuklanan fidanların gölgesinde bir yer buldum kendime ne de yaşlı bir çınara yaslayabildim sırtımı… Bir başkası için içtim suyumu, bir başkası için eğildim yerlere kadar, öptüm eteklerinden kutsallığın…
Bugün, dünün yasını tutanlar, yarının da yasını tutmayı öğretecekler çocuklarına… Ne yaslanan ne de yaslı kalan için gerçek yüzünü gizler hayat. Bir beklentim var doğacak günün sahibinden, bir beklentim, sessiz ve alabildiğine beni kuşanmış…
Gün senin günün…
Yapraklardan bir taç yap kendine, penceredeki çiçeği sula.
Sonra en dip köşelerini temizle yuvanın,
Sobayı yak ve öldür ayaklarına yapışan bezdirici soğukları.
Sonra bir daha dön sabaha, bir daha
Yeniden yaşa hayatı.
Kimse sesine çıkmak istemez
Bir boru öttürsen kılı kıpırdamaz durgunun
Bir boru öttürse
Yaban arıları doluşur peteklere
Acısı kalır batan iğnelerin
Gök eğilmese de pencerene.
Çitlerle çevrili bir bahçesi var yaşlı adamın. Evi gün boyu güneşin tadını çıkarıyor. Ve ben güneşli havalarda kıskanarak izlerim bu evi. Boyası aksa da yağmurdan kardan olsun, güneşe doymuş ev, aydınlığı iliklerinde gizlemiş demektir. Bizim kangalın da sahibi aynı zamanda bu yaşlı adam. Orta boylu, beyaz sakallı, kendi halinde… Bir sabah karşıdaki boş arazide iki koyun ve iki koç otlatırken gördük amcayı. Mahalle sakinleri önceleri yadırgasa da bu görüntüleri sonra aşina oldu herkes. Her sabah pencereden bu mübarek hayvanları seyretmeye başladım. Araba sesine inat köyü şehre taşımaya çalışan bu ihtiyar adamı çok iyi anladığımı hissettim. Dedem olsaydı o da böyle yapardı diyorum. Babam asla yapmazdı o ayrı mesele.
Bol güneşli, karlı, yağmurlu günlerin ardından yine bir sabah ince, heyecanlı ve titrek bir sesle meleyen kuzucukları gördük. Böyle bir görüntüyü önceleri yadırgayan bizler müdavimi olmuştuk bu seyrin. Çünkü aileye yeni katılan bu fertlerin sevecenliklerine diyecek söz yok. Şimdi yağmur iplik iplik yağmakta. “Toto” ailesi yok meydanda.
***
İçiniz sıkıldı mı dokunduğunuz her nesne nefessiz kalır sanki. Zaman sizden çalınmış gibidir. Ve geri almak için epey enerji sarf etmeniz gerekir. Karşı taraf inatla iade etmek istemeyebilir sizden çaldığını. Ah gelenekler boynum kıldan ince değil sizin için ama… Elden ne gelir?
Bazen bir söz söyler insan;
Kıskıvrak yakalar içinde olanı,
Dökülene ayna tutar.
Bir söz söyler insan,
Yaslanır arkasına, seyreder
Aslı yalandır söylenenin
Söyleyen de inanmaz kendine zaten.
Söz insana döner, içe
En içre olana kapar gözlerini
Sözün öz olmadığını bilir.
Bazen bir söz söyler insan,
Tutsak eder bütün kelimeleri
Terletir avuçlarını,
Bu döngü titretir sonra bütün vasıflarını insanın.
Söz döküldü mü bir kere
Sonuna kadar gerçeğin kapısında durduğunu sanır.
Bilen bilir aslında
Nerde duruyorsa devekuşu
Orda bir toprak parçası vardır.
Zaman bütün sözlerin şekline tenini sürer
Kokusu siner sonra
Rahatsız eder durmadan söyleyeni.
Son dönemlerde sudan bahanelerle çıkan kavgaların tam orta yerinde buluveriyorum kendimi. İnsanlar neyi neden yaptıklarının farkına vardıkları zaman koca bir pişmanlık çarşaf gibi seriliyor yüreklerine. Yarılan kafanın acısından daha derin oluyor yüreğin yarası ve savrulan küfürlerin perdesi aralanıyor, insanı örtenin teni olmadığı ortaya çıkıyor. Birileri af dilemek istiyor, dilin ucunda salınıyor iyinin ve kötünün sarkacı. Hangi yöne savursan bir karşılık bulacaktır, rengi değişecektir gerçek olanın da…
İnsan neyi neden yaptığını sorgulamaya başladığı andan itibaren "an" ın acımasızlığını öyle derin hissediyor ki.
Aflar çaresiz, eli mahkum özürlerin. İçtenliği bile şüphe uyandırırken.
Başkalarını boşver, kendi aptallığına yan deyiverir birden bir ses.
Olan olmuş biten bitmiş. Ne anlamaı var yaşadığını sorgulamanın. Aynı affedilmicek hataları yapmamak için mi? Hiç sanmam.
Her insan defalarca kovulsa da cennetten, yer yine yasaklı elmayı.
Bazen bir söz dinler insan,
çarptığı tertemiz, kusursuz yerden
öyle tam, hasarsız geri dönmüştür ki
baş döndürür,
bulandırır,
kusturur.
Bazen de bir söz dinler insan,
çarptığı kirli, pütürlü zeminde
öyle yayılıp emilmiştir ki
diğerlerini
özletir, bekletir
herkes
geri dönene sessizlik adını verir.
İnanmazsın...
Kusulacak şeyler yapmak gereklidir belkide ondandır. Temizlenir insan.
Ama düşünülür de kılıf mı ararım ben kirlettiğim bıçağa diye. Kana bulanmış ellerini ilk defa yıkarmışcasına temizlenmek.
Kötülerden öğrendikleri, iyilerle yaşadıklarından daha gerçektir. Bilinmez.
En güzel örtülerle örteriz "an" ın üstünü. Görünmesin diye yada güzel görünsün diye.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız