Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 61 Üye Adayı ve 1 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Karakutu Forum Son Başlıklar

 Bilginin Muğlaklığı
 TARAF OLMAK !
 Divan edebiyatı üzerine konuşalım
 Her şeyi açık etmek
 Futbol Sadece Futbol Değildir
 Antonio Machado
 LAİKLİK YA DA ...?
 Sevmek ya da Sevmemek...
 SAKSI ÇİÇEKLERİ
 Siyasal Simge olarak Türk Bıyık Çeşitleri
 Vincent Van Gogh / Theo'ya Mektuplar
 Osmanlı'dan Miras- Türkiye'de Yönetici Sınıflar
 MÜSLÜMAN ESKİSİ
 İstihzanın psikosu..
 MİLATLARIMIZ
 Sanatçı küstahtır
 RODİN VE CLAUDEL=TRAJİK BULUŞMA
 Firavun, Musa ve deveyi kesen 9 kişi
 İdeoloji ve İdeolojik İnsan
 Aynalı sazan parlıyor...

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Üyelerimiz
Hoşgeldin, Misafir
Üye Adı
Şifre
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodunu Girin

(Üye olabilirsiniz!)
Üyelik:
Son Üyemiz: canejackie
Bugün: 0
Dün: 3
Toplam: 20785

Şu An Bağlı:
Üye adayı: 61
Üyemiz: 1
Toplam: 62

Şu An Bağlı:
01 : estonhxt

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

"AN"lar...


"AN"lar...
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Kişisel
Yazar Mesaj
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Cum Nis 25, 2008 12:51 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İnanılır gibi değil…
32. Gün’de güya Türklük üzerinden bir tartışma sürüyor.
Ama değil hiç değil,
İsmet Özel, kafası çalışmayan bunca insanın arasına nerden düştüm, diye düşünüyordur.
Vallahi haklı.
Bu adamlar tozpembe şalvarlarını giyinip gelmişler mekana.
Utanır insan, memleketin toprağına ayak basarken, ezberletilmiş söylemleri boncuk gibi dizerken.
Zora saplanan hep aynı şarkının mide kramplarına sebep olan nakaratını söylüyor.

Biz yorulduk, sizin ayakkabılar gıcır…
Üstelik boğazınızdan dane dane geçiyor lokmalar…

Ne günlere kaldık Ya Rabbi, devran kayıp, kimin için döneceği de meçhul…
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Cum Nis 25, 2008 1:45 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Saat 2.40

Hayatın kalbi nerede atıyor dersiniz,
ayak bastığınız yerde...
Başa dön
Lucilla
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: Apr 25, 2008
Mesajlar: 7

MesajTarih: Cum Nis 25, 2008 1:26 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Tanrının iklimleri düğmelerle kontrol ettiğine inandığım yıllarda, bazı anlar donar kalır şimdimi düşünürdüm; Şu an acaba ne kadar insan benimle aynı şeyleri söyleyip aynı hareketleri yapıyor? - Acaba bu suyu içerken, aynı zamanda iki parmağıyla kafasına tavşan işareti yapan kaç tane 8 yaşında çocuk vardır? - Yüzlerce…

Dünyanın çok büyük olduğuna inanıyordum, kendimi seviyordum ama ne kadar küçük olduğumu anlıyor hüzünleniyordum, benimle beraber yüzlerce kişi aynı anda aynı hareketi yapıyor!!! Korkunç…

Sonra büyüdüm… Şimdi biliyorum aslında o anlar hep bana ait şeylermiş, aslında o anlarda sadece ben varmışım, aynı anda milyarlarca insan farklı konuşup farklı hareket ediyorlarmış… Ama tüm bunları bilmem özel olduğumu düşünmeme yeter mi artık?
Başa dön
Lucilla
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: Apr 25, 2008
Mesajlar: 7

MesajTarih: Cum Nis 25, 2008 1:49 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Daha önce varlığından bile haberdar olmadığım bir şehrin, kimsenin umrunda olmayan bir caddesinde:
Başlıyor ben(ler)...

Kar yağıyor.

- Kar ne güzel değil mi? Balık pulu gibi yağıyor aynı. Bunların hiçbiri birbirine benzemiyor, garip değil mi sence de?
- Yoo değil. Her biri bir melek onların.
- Nasıl yani?
- Her bir kar tanesi yere inen bir melektir.
- Nereden biliyorsun?
- Düşünsene bir kere, neden sence havada birbirine değmiyorlar?
- Bilmem.
- İşte bu yüzden. Melek oldukları için.
- Bu kadar çok melek olduğunu bilmiyordum.
- Yaptığımız her iyilik bir melek var ediyor.
- Dünyada bu kadar iyilik yapılmış olamaz.
- Ee peki neden o zaman?
- Bilmiyorum.
- O zaman buna inanmalısın.
- …
Başa dön
testi
Okur


Kayıt: Dec 27, 2007
Mesajlar: 33

MesajTarih: Cum Nis 25, 2008 6:17 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

"Hayat yorucu anlardan ibarettir."
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Pts Nis 28, 2008 11:02 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Tut ki en can alıcı yanından kavradı seni dünya,
Gök siyahı ve beyazı bütün renklere perde eyledi,
Ve yer sırtüstü göğü seyretti,
Tut ki kırılacak yanlarına destek eyledi insan bir ötekini,
Bacağa ayak, gövdeye kafayı monte etti.
Ve insan iç içe geçen yanlarına hayret etti.
Tut ki denizin içinde canavarlar var
Ve periler dans ederler gövdelerinde
Ve tut ki güneş sadece sana göz kırpar bir öğle vakti
Sense yalnız ve çürük ağaçlar biriktiriyorsun içinde.

Dünya bir gün yıkılmak üzere inşa edildi,
Bir yıkıntı neresinde durur insanın,
Kalbinde mi?

Sonra durmadan beslemek ister salyangozları insan
Bir öğle vakti, güneş gözlerini kırpmak için hazırlanırken.
Yağmurlu havalara ne oldu ki…

Her an tapınmaya hazır milyonlarca insan ve tek bir günah,
Adem günahıyla yaşamayı bildi,
Havva diz çökmüş göğün kıyısında Tanrı’ya af dilemekteydi.
Tanrı ikisini affetti, çocuklar niçindi?

Ben ki onların kanından canından,
Ağzına kadar günah dolu bir çanağın içinde
Kendimden olanı kemiriyorum.

Bir geldi, susmak bilmedi.
İnsan günahıyla yaşamayı denedi,
Ve kaybetti…

*

Hayret…

*
Öylesine…
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Sal Nis 29, 2008 7:42 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bu aralar Ademle Havva'yı bolca yad ediyorum ya, hayırdır inşallah...

*
Uzun zaman oldu, eş dostla kaynaşmayalı. Bütün günler rutin, hep aynı ağızdan aynı şeyleri sıralıyorken, iyiydim…
Böylesi en güzeli…


*

Kadınlar…

Genç kızlar akranlarına, elbiselerinden, markanın vazgeçilmezliğinden ve sevgililerinin yapıp ettiklerinden bahsederler.

Genç kızlar büyür, evlenir ve yeni bir hayat başlar onlar için. Ve bu kadınlar akranlarına, evin düzeninden, yemek işlerinden, temizlikten ve kocalarından bahsederler.

Evli ve çocuksuz kadınların ortak noktası kocalarıdır ve hiç bıkmazlar adamlarını çekiştirmekten. Bazen övünç kaynağı ve bazen de yerginin en acımasız tarafında durur kocalar.

Evli, çalışan ve çocuksuz kadınlar, örgünün her ilmeğine hayatı bağlamışlar sanki örgü uzar, dedikodu alır başını gider, sözcükler eş ve iş arasında gider gelir, gider gelir. Kim kazanır bilmem ama sonra işe yarayacak olan tartışılmaz örgü işleridir.

Evli, çalışan ve çocuklu kadınların sırtında kocaman bir kambur durur öylece, nereye giderse gitsin kadın, kambur nasırlaşarak büyür. Ne eşleri ne çocukları ne de iş hayatı istedikleri kıvama gelir. Yorgunluk hep enselerinde birikir. Bu kadınların iki dünyası vardır, birine sarılayım derken ötekinin ucunu bırakıverirler ve çoğu zaman yastığa kocaman bir hüzün bırakırlar. Ama mutlu oldukları anlarda, gerçekten hayatın tadını çıkarırlar.

Evli, ev hayatının bütün köşelerine eli değen ve çocuklu kadınlar, detayların içinde boğulurlar adeta, hayat evin koridorlarında dolaşır gece gündüz. Ve bu kandınlar dört duvar arasından sıyrılmak için gün ortasında büyük caddelerde ve mağaza vitrinlerinde hayatı yakalamaya çalışırılar. Çocuklarını kendi geleceklerine teminat gösterirler. Mutfak parasından arta kalanlarla vitrinlerin aynalarında seyre dururlar kendilerini. Bu kadınlar mutluluğun tanımını yapamazlar çünkü onlar için mutluluk eşlerinin ve çocuklarının yakalarından salınır.

Bir de yalnız kadınlar vardır, işte bu kadınlar sadece göğü seyre dalmayı severler. Bir beklentileri vardır aslında hayattan ama beklemiyormuş gibi durmayı seçmişleridir en başından. Asıl yorgun kadın gözlerini göğden ayırmayandır…
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Cmt May 03, 2008 4:25 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Günler uzadıkça gece daha bir naza çekiyor kendini. Gece severler tadına doyamadan karanlığın gün ışıl ışıl pencereden içeri süzülüyor.

*

Hayatın neresinde duruyorum, sorusunu sıkılıkla sorarım kendime. Ve aldığım cevaptan genellikle hoşnut kalmam. İnsan belli bir yaştan sonra aynı numara ayakkabıyı bir ömür giyer ve eller hep ele verir yaşını insanın, leke leke… Ve yine belli bir yaştan sonra soruların seyri ve cevapların sıska ve çelimsiz duruşu rahatsızlık vermeye başlar.

*

Bunca yüzü var etmenin sırrı nedir Ya Rab?
Bir yüze sahip olanın hiç harcı değil bu soruyu sormak ya neyse…

Kazan gibi kaynıyor her taraf, insan insan insan…

*

Güneş bir açıp bir kapadı gözlerini, balkonlardan sarkıyor anneler çocukları için.
Bir bilene sormalı, evin göğe açılan kapısı balkonu mudur, diye…

*
Çenebazları dinledikçe yoruluyorum, kapıyı kapamalı. Ruh kelime çöplüğünde yaşamak istemez.

*
Ve klişe bir soru, “ Ne olacak bu memleketin hali?”
Soruya bulaştım, cevabına hiç dokunmayayım…

*
“Baba beni okula gönder”
Hangi baba?
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Pzr May 04, 2008 7:31 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Zaman zaman dilime dolanır Bergen’in en bilindik şarkısı: “Tanrım kötü kullarını sen affetsen ben affetmem.” Bunca hengamenin içinde ilaç gibi gelmese bile bir teselli kaynağı sayılabilir.
Kim iyi ve neden iyi, kim kötü ve ne hakla kötü… Uzar gider bu böyle. Bizi çevreleyen bunca sıkıntıdan sıyrılmanın bir yolu olmadığı kanaatindeyim. Yolsuz ve amaçsız bir nesli büyütmekle meşgulüz. Geçmiş ve gelecek arasında sıkışıp kalmışız.

Bir yanım böyle konuşuyor…

Diğer yanım ne diyor bakalım:

Amaaan boşver, ölümlü dünya. Nasıl yaşarsan yaşa hesap gününde ayakta korkudan titrerken bulacaksın kendini ve terinde boğulmak için dua edeceksin. Boşveeer…

Bir de şampiyon olduk mu tamamdır…

*
Bu kadar alakasız konuları bir arada dillendirmek sadece kafa karışıklığının ürünüdür…
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Pts May 05, 2008 7:12 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Vazgeçtim Tanrım...
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Sal May 06, 2008 10:40 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ben vazgeçtiğimi söylemiştim ama içten içe, nereye vazgeçiyorsun, ip bir kere koptu mu kim/ne seni bağlayacak göğün tellerine, diye söyleniyor içimdeki ses. Yine hastanenin koridorunda sıra sıra bekleşirken, tanıdık simalar Hıdırellezden konuşmaya başladılar. Gül ağacından, güneşin doğuşundan, dileklerden, duadan uzun uzun konuştular. İlk kez, Tanrım ben de inanmak istiyorum, diye bir dua geçirdim içimden. Kim bilir belki de yorgun düşen zihnim bir parça canlanıverir, umut tohumları gül ağacının toprağında filizlenir diye.

Berbat, iç karartıcı, bütün kapıları kapayan, doktorları bile ikilemde bırakan raporum elimde doktorcumun odasına yöneliyorum. Bir doktor, eyvah ne yapsam, diye düşündüğü anda bende ne gül ağacına fısıldanan dilekler kalır ne de doğacak günlerin yüzüme bırakacağı ışıltı. Yine mi diyorum, hep yeni baştan başlıyor her şey, kötü olan hep aynı noktadan filizleniyor sanki iyi olanı da kurutuyor üstelik. Ben şimdi hangi göğün altına gizlensem, hangi ırmakta ıslansam hangi dağa çıksam içimin çürük yanlarını diriltmek için. Şükür ki sığınacak bir limanım var, umudun yeşerdiği tek adres…

Elimde berbat raporumla öylece kalakalıyorum hastanenin bahçesinde. Bu bahçe beton yığınlara hayat veriyor sanki. Çabucak iyileşmek isteyen pencereye yaslıyor başını ve kargaların çığlığa boğduğu çam ağaçlarına bakıyor uzun uzun. Karga, çam ağaçları ve kediler… Bu üçlü bir araya geldi mi, bilin ki türlü oyunlar ve düzenbazlıklar da peşi sıra gelecek. Her seferinde ‘perde’ diyor bana bu üçlü, vazgeçemem…

Bahçenin en ırak köşesine doğru yöneldim ve duvara oturdum. Aradan saatler geçmesine rağmen kıpırdamak dahi istemiyordum. Bir yanım ne yapacağımı sorgularken diğer yanım gül ağacında asılı duruyordu öylece. Karga hışımla bir dalın yüzüne dokunuyor çığlığını da eksik etmiyor üstelik. Ardından başka bir karga yalayıp geçiyor diğer karganın sırtını ve oyun başlıyor. Ağaçlar kime ne desin rüzgarla boğuşurken, gölgesinde berbat bir sayfayla öylece dururken ben…

Yetmiş yaşlarında, orta boylu bir teyze yanıma yaklaştı, ben farkında bile değilim. Eğildi ve yüzüme baktı uzun uzun: “Kara kara ne düşünüyorsun böyle, çocuğun mu var” dedi. Yüzüme o kadar yakındı ki yüzü, yeşilin iç içe geçen tonlarını gördüm gözlerinde. Tertemiz bir yüz ve inci gibi dişler… Berrak bir deniz gibi…

“Sorunlar hiç biter mi teyzem,” dedim. İlk soruyla birlikte bir nefeste sorulan ikinci soruya bir anlam veremeden daha doğrusu hayretler içinde, “çocuğum yok,” diyebildim. “tatlı bela” dedi, “onunla da olmuyor onsuz da”, “Sen daha çocuksun,” dedi büktüğü belini doğrultmadan. “Yok teyzem otuza merdiven dayadık”, dedim. “Sen güzel bir çocuksun,” diye diretti. Sonra yine “tatlı bela” dedi gözlerini ayırmadan.

“Sen niye buradasın teyze” diye sordum merakla, cevap vermedi, doğruldu ve arkasına bakmadan geldiği gibi gitti. “Bana dua et” diye seslendim arkasından, “tatlı bela” dedi, “onunla da olmuyor onsuz da”…
Bir süre öylece kalakaldım. Rüzgar daha bir serin esmeye başladı ve ben de kalktım yürümeye başladım, teyze ortalarda yoktu…

Neye yorsam bilemedim…

Hıdırellez…

Ben şimdi hangi yüzle “vazgeçtim” diyeyim…
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Çrş May 07, 2008 5:46 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Canı çıksın ortalarda iyiyim diye gezenin. Vallahi çıksın.
Ben “insan” dedikçe zihnimin kör taraflarında dansa kalkıyor karanlık.
Kavramdan çok öte bir şey bendeki, bir dolar bir boşalır.
En çok da kıyısında mabetler bulundurup, uyduruk inançlar yaratanlara gücüm yetsin isterim.

Vura vura büyür mü çiçekler saksılarda?
Vura vura tepede bitenlerden sorumlu değilim.
Hiç değilim, kana arklar var ettikçe birileri.


Gücüm yetsin isterim, bakışlarında tilkiler besleyenlere…

Bir adım atsam ve yıkılsa ve yok olsa canımı dar bir çıkmaza sürükleyenler…

Bir gün “öfke” ben kutsalım dese, kim karışır…
Teknede çamaşır yıkayan kadınların sabunları bile omuz silker buna…
Başa dön
mavilale
Yazar


Kayıt: May 26, 2007
Mesajlar: 168
Nereden: Muğla/Yatağan

MesajTarih: Çrş May 07, 2008 7:18 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ölmeyi takarsın kafaya... Ölesin gelesi anlar biriktikce. Sonra an gelir içindeki kıpırtıyı duyarsın... Bu anı ölümsüzleştirmek istercesine inadına yaşarsın...
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Çrş May 07, 2008 8:36 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Mavilale, gün yine yeniden yenilenerek doğar üstümüze. Biriktirdiklerimiz vazgeçemediklerimizdir. Yaşamak, toprağın çiğerlerine su serpmek gibi taze kalmak ister...
Başa dön
sartre
Yazar


Kayıt: Jan 25, 2007
Mesajlar: 308
Nereden: ötelerden, ötesizliklerden

MesajTarih: Çrş May 07, 2008 9:04 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bu şiir ne kadar da uyuyor bu başlıktaki muhtevaya ve yazarına;

ANLAR

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ÖLÜYORUM...

Jorge Luis Borges
Başa dön
turuncu
Yazar


Kayıt: Aug 27, 2005
Mesajlar: 481

MesajTarih: Çrş May 07, 2008 10:31 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

care demiş ki:
Asıl yorgun kadın gözlerini göğden ayırmayandır…


ne güzel bir anlatim ...

insanin

"yere baksa kiyamet mi kopar"

diyesi geliyor
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Çrş May 07, 2008 10:49 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Hoş geldiniz Turuncu,
Belki de kıyamet kopardı kim bilir…
Yere yakın bir yanımız, ama gök daha da cezbediyor varlığımızı.
Su nasıl kaynıyorsa toprağın damarlarında,
Göğ de aynı sıcaklığa kuşatıyor bizi…

Geldiniz ne güzel ettiniz…
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Çrş May 07, 2008 10:59 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sartre,
kelimeler kimin canını en çok yakar bilmem.
Ama yaşam en çok “yaşamak” isteyenlerin canını incitir.
Sizin kelimeleriniz nokta atışı yapar durur hep.
ANlarda biriktiriyorum hayatı, nokta bir yerlerde belirecek, seksen beş eder mi, muamma…

Şiir için teşekkürler…
Başa dön
drsitare
Yazar


Kayıt: Nov 24, 2007
Mesajlar: 235

MesajTarih: Çrş May 07, 2008 11:16 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ekmek berekettir...
Düşte de, gerçekte de...
Elinde yarısı bölünmüş bir ekmek vardı, diğer yarısının elimde olmasını diledim ve hayra yordum düşümü...
Ekmek berekettir...
Öpüp alnıma koydum, ne göğe ne yere bakıyor yüzüm...
Avucumda cılız atan damardan, kalbime yol alıyor... Bereket, ümit ve güler yüzlü bir dua...
Ekmek berekettir...
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Çrş May 07, 2008 11:27 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ve Drsitare,
bir adım daha hayata…

ekmeğin bereketi içimizin ışığı olsun,
düşlerin açtığı kapıdan hep bir el usulca hayata alır ya bizi
ekmek gibi su gibi,
düş gerçektir, gerçek düş gibi…

gece güzele yürüsün…
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Prş May 08, 2008 7:21 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ona söylenebilecek bütün sözleri söylemiştim. Kapıyı kapa dedim, camları da ört.
İçeri girmeyi hak eden biri var ama bu o değil, dedim.
Sustu, kalabalığa beslendi.
Uzak dur dedim kalabalıktan, kalabalık her yerde kıyamet gibidir, uzak dur.
Bir böcek sürüsü gibidir ses, sessizliği örter.
Sana ait olan ne varsa alır gider…

Gün doğdu…

Merhaba…
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Cum May 09, 2008 11:37 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Haddimi aştım galiba, şimdide haddimi toplamaya gidiyorum. ))

Meğer bir sınır çizmeliymiş insan, sınır iyi bir şeymiş.
Sınır tanımamak haddi aşmakla eşdeğer görülüyor çünkü...

Sınırı çizdim haddimi de içine yerleştirdim mi al sana şık bir mezar. ))

Saçmalamanın da sınırı yoktur bilesin...
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Cum May 09, 2008 11:02 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

yattım Allah kaldır beni
nur içine daldır beni
can bedenden ayrılırken
imanımla gönder beni...
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Cum May 09, 2008 11:09 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

sıskaydı,
çelimsizdi,
güvensizdi,
uslanmazdı,
diline geleni söylerdi,
hep başı ağrırdı,
dua ederdi,
yatağa yatar
fakat hiç uyumazdı,
kimse de uyandırmazdı onu,
çiçekleri vardı,
ceza olsun diye sulamazdı,
abdest alır
namaz kılmazdı,
baharda ütü yapar
kışın çarşafları sererdi,
ellerini hiç yıkamazdı,
yemek yerken geğirir,
uykuda horlardı,
dişlerini fırçalamaz,
ekmeği dişlerinin arasında biriktirirdi,
su uyur düşman uyumaza inanmaz,
sabaha kadar suyun başında beklerdi,
babası onu çok döver,
o hep annesine gizlenirdi,
annesi dövünce de,
ay dedeye koşardı,
yıldızlardan çiçekler yapardı,
ama saçlarına taç yapmazdı,
kadınları hiç sevmezdi,
erkelerden nefret ederdi,
her ikisini de severdi,
büyüdü,
bir baltaya sap olabildi,
ne mutlu olsundu ona,
sap oldu,
balta olamadı...

kendisi hala yaşıyor...

*
yaylalar yaylalar... ))))
Başa dön
mavilale
Yazar


Kayıt: May 26, 2007
Mesajlar: 168
Nereden: Muğla/Yatağan

MesajTarih: Cmt May 10, 2008 12:58 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

bi an dönebilseydim karnına anamın
kim çıkarabilirdi beni bir daha oradan......
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Cmt May 10, 2008 4:24 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

sürü psikolojisi, çoban ne derse o olur.
arada kaçmaya çalışanlar da kurtlara yem olur.
ya çobana itaat edeceksin, ya da kurtlarla baş etmeyi bileceksin.
her ikisini yapamıyorsan, uslu uslu otlayacaksın.
ot bulamıyorsan, bulmuş gibi yapacaksın.
birden fazla çoban ve tek bir sürü varsa
arada başını kaldırıp çobanların kavgalarını izleyeceksin.
eğer çobanlar çok iyi anlaşıyorlarsa ki mümkün değil
kavga etmelerini sen sağlayacaksın.
sürü içinde lider olabilmişsen, arada dolaşan fısıltıları hemen çobanlara ileteceksin.
sonra yanındakilere en güvenilir olduğunu göstereceksin.

eğer bir çoban ve bir sürü varsa,
o zaman işler değişir.
bildiğimiz sürü ve çoban ilişkisi yeşilin bin bir tonunda yaşamaya devam eder.
ama biliyoruz ki bir sürü ve birçok çoban var…

dünya sürüye daha ne kadar zaman ot temin edecek bilinmez…
ot biterse kıyamet peşinden gelir herhal…

yine de kıyamet kopsa kopsa çobanlar yüzünden kopar...
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Pzr May 11, 2008 3:33 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

"Hava mazbut, tayyare yallah…"

Yine yol göründü…

*

İyi olan kazansın…
Başa dön
tu_ce
Yazar


Kayıt: Jan 15, 2006
Mesajlar: 837

MesajTarih: Pzr May 11, 2008 3:38 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

:)
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Pzr May 11, 2008 4:32 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bilmeyenler için...

Fıkra gibi... ))


“… Tarih, 1970’li yıllar. Yer, Yeşilköy Havaalanı. Uçakların biri inip biri kalkıyor. Mısır Hava Yolu Şirketi Egypt Air ilk Türkiye seferini İstanbul’a yapmış ve dönüş için kalkmaya hazırlanmaktadır. Kuleden uçağın pilotuna İngilizce olarak seslenilir: “Piste çıkıp acele kalkabilir misiniz? Rüzgâr normal, kalkış serbest.” Mısır uçağının kaptan pilotu cevap verir: “Tamam.”

Bu cevap üzerine inişe hazırlanan bir başka uçağa alçalma talimatı verilir. Ama ortada garip bir durum vardır. Mısır uçağı bir türlü kalkış yapmaz. Bunun üzerine kule görevlisi yeniden seslenir: “Piste çıkıp acele kalkabilir misiniz? Rüzgâr normal, kalkış serbest.” Pilot, yine tek kelimelik bir cevap verir: “Tamam.”

Alana inmek için başka uçaklar da izin istemeye başlamıştır. Kule görevlisi telaşlanır ve son durumdan şefini haberdar eder. Bu kez şef aynı cümlelerle Mısırlı pilota seslenir: “Piste çıkıp acele kalkabilir misiniz? Rüzgâr normal, kalkış serbest.” Mısır uçağı yine kalkış yapmaz. Bu kez kule şefi pilota şöyle seslenir: “Rüzgâr mazbut, tayyare yallah!” Bu sözcüklerin ardından uçak alandan havalanır.

Fıkra gibi olayın başkahramanı o dönemde kule şefi olarak görev yapan Kami Kayagündüz’den başkası değil…”
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Prş May 15, 2008 9:22 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

bütün gönüllere su serpildi...

insan neden başın avuçlamak ister ki
insan neden dert küpü olmakla gururlanır ki
insan dilinin altında olanla kendini ilan etmez mi dünyaya...

*

burada hava serin, güller kapıya çevirmiş yüzünü
annemin yüzü güllerin içinde şimdi.
toprak negatif olanı alır mı acep...
denemeli...

*

herkese günaydın...
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Prş May 15, 2008 10:39 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bizi geçmişe götüren kapılar vardır. Yüzüne çarpan rüzgar, ayak bastığın toprak, kaşıkladığın yemek, dinlediğin müzik vesaire... Geçmişin bütün izleri evin heryanına sinmiş, nereye baksam, çocukluğum...


Dilime çok şey geliyor ama dilim bugün benden yana değil...
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Cum May 16, 2008 9:39 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

kim kelamını esirgemek ister ki eşikte durandan?
eşik ya çok uzaktır yüreğe, ya da yakındır yakar içini...

iyi olmak güzeldir,
yorgun kanatlar değse de göğe...

hayat güzeldir gülebilene...
Başa dön
soluk
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: May 17, 2008
Mesajlar: 10

MesajTarih: Cmt May 17, 2008 10:49 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

hafıza, an'ları biriktirdiğimiz bir valiz değil mi zaten?
gittiğim her yere hafızamı da götürdükten sonra neye yarar ki uzaklar?
Başa dön
argolok
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: Mar 31, 2008
Mesajlar: 3
Nereden: rüzgarın 3. katı*

MesajTarih: Pzr May 18, 2008 7:19 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

küçük kız henüz uyanmıştı, rüyasında o bulduğu karanlığın minik meleğini gecede bırakarak... güneş tam olarak göstermediğine göre aydınlığını, erken olmalıydı saat.
pencereye yöneldi...perdeyi açtı. ve sonra camı. derince bir nefes alarak rengarek dünyasına baktı. ne güzeldi gördüğü ağaç, o uçan kuş...
birden rüyasını anımsadı.o güzeL meleği.
insan herbiri güzellerin arasında nefes almaya alışmışken, dikkatini çekmiyor hiçbirşey. oysa rüyasındaki karanlığa o ufak kuşu hapsetsek, melek yerine kuşu'n büyüsüne kapılmış olacaktı karanlıktaki 'tek' eşsiz oluşu yüzünden. meleği düşenerek bi perde çekti gözlerine. evet ne yapacağını biliyordu şimdi.
..Geceye doğru yola çıktı küçük kız!
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 520

MesajTarih: Çrş May 28, 2008 10:08 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

bizden yana serinliği üflüyor rüzgar,
bulut bizden yana çeviriyor yüzünü,
yağmur bizden yana,
toprak parça parça dökülürken bizden yana,
biz ki dağların çehresini bölmüşüz bin parçaya,
kabuk bağlarken sırtları, zirveler bizden yana.



değil değil hiç değil…

bereket evleri seçer oldu…



hoş gördük…
Başa dön