ve şu konuşun benimle başlığının olmayacağını bilerek msn gibi olmasını istiyorum burada kendi kendime konuşuyormuşum gibi oluyor falan oluyor filan oluyor...
Bende az önce cayın ardından meyva ( meyve de olur mu ? ) suyu iciyorum. Sanırım biraz karıstırdım...
mavi zeytin, MSN deyince aklıma Icq geldi.. Ben Icq yu daha cok seviyordum ki hala da seviyorum. MSN nin bir cok özelligi cok önceleri Icq da mevcuttu... Hey gidi günler !
MSN ye pek alısamadım. Zaten cogu kez de acmıyorum... Bence böyle daha iyi oluyor anlık konusmaya göre.
Unutmadan sen -kendi kendime konusuyorum- diye düsünüyorsun ama seni dinliyorlar burada emin ol...
Bu arada aöf sınavı icin birazcık ugrasıyordum yoklugumda... Yarın sabah tekrar sınav var...
Cibran, forumun ender futbol yazarlarından birisin, sen yaz; ben, Ceve, Kukulkan ve Yazarım, seni takip ederiz merak etme...
Nasıl cıkar karanlıklar aydınlıga !
Vallahi tian ne bileyim işte, birseyler dürtüyor yaz, yaz, yaz diye ! Aslında ne var biliyor musun ben YAZARIM dan bir Çarşı yazısı merak ediyorum. Ama nedense yazmadı... Belki yazdı ama ben görmedim...
Ceve de artık transfer yapmaya basladıklarına göre cıkar ortalıga diye düsünüyorum... Yahu su Emre nasıl gitti onlara ? Ceve iyisin degil mi ?
Yahu aslında söyle bir Euro 2008 icin fikir görüş alışverişi yapsak bir kac kisi, hic fena olmazdı hani !
Bizim takımdan hic ümidim yok ama... Favorim Ruslar veya Hollanda...
Finaller kapıya dayandı. Okumanın yaşı yoktur diyenlere gıcığım bu aralar. ( Yaş ilerledikçe beynin kıvrımları kelimeleri geri püskürtüyor sanki. Ders çalışmak bir meydan savaşına dönüşüyor adeta.
Ben umudu çıkmış sorulara bağladım, umarım işe yarar.
Herkese kolaylıklar…
Sevgili Care, bu sabah sınavdan cıktıgımda kafam kazan gibiydi. Ardından işe gitmek zorundaydım. Sonrasını sen düşün artık... Belli bir yaştan sonra insanın hard diski doluyor galiba. Ama pes etmek yok !
Vostok 1'in ( Yuri Gagarin'i uzaya cıkaran arac ) inişini iki öğrenci kız görür, şu şekilde tarif ederler:
"İki veya üç metre çapında dev bir toptu. Düştü, zıpladı, tekrar düştü. Yere ilk vurduğu yerde büyük bir çukur oluştu."
Bir çiftçi ve kızı, gökyüzünden paraşütle inen tuhaf turuncu elbiseli, başında miğfer olan bir insan görürler.
Gagarin olayı şöyle anlatır
"Beni uzay elbisemle ve arkamda sürüklenen paraşütle görünce korkuyla gerilediler. Onlara 'Korkmayın, ben de sizin gibi Sovyet'im, uzaydan indim ve Moskova'yı aramak için bir telefona ihtiyacım var.' dedim."
1961 ! İlk insan Uzay'da.
Ve gecenlerde NASA Mars'a bir arac indirdi. Hatta forumda bir de baslık acılmıstı konuyla ilgili. Son günlerdeki en heyecan verici bir gelişmeydi benim için.
Carl Sagan'ın bir kitabında Mars ile ilgili birseyler okumustum vakti zamanında. Uzay'ın karanlık noktaları, gök cisimleri ve insanoglu'nun gezegenleri kesfi, dünya dışında yasanabilir bir yer arama cabası, her zaman ilgimi cekmistir...
Ama nedense her zaman NASA nın bazı seyler sakladıgı öngörüsü, her zaman aklımın ucunda bir yerde saklı kaldı...
Belki okumussunuzdur bir yerlerde; Kuzey kutbu icin bir kac ülke paylasım konusunu görüsüyorlar diye haber vardı... Halbuki oraları bütün insanlıgındı tıpkı Güney kutbu gibi..
80 li yıllarda Tercüman Cocuk dergisinin verdigi ( her hafta bir fasikül veriyordu ve o sekilde tamamlıyorduk ansiklopediyi. Hala saklıyorum o dönemden 10-15 tane ansiklopediyi ) bir ansiklopedi de Güney kutbu kasifi Amundsen'i, Kuzey kutbu kaşifi Peary'yi okumustum.
2008 de ise Kuzey kutbunun nasıl paylasılacagını okuyorum...
Rus çarı 2. Nicholas’ın oğlu Rusya’nın veliahtı amansız bir hastalığa yakalanır. Çocuklarının hastalığına hiçbir çare bulamayan çar ile çariçe bir tanıdıklarının tavsiyesi ile umutlarını kestikleri anda Rasputin’i çağırırlar .
Rusya’nın veliahtını iyileştirdikten sonra odadan çıkan Rasputin’e veliahtın doktoru bunu nasıl yaptığını sorduğunda:
Onun ruhunu rahatlattım
cevabını alır. Doktor:
Ruh diye bir şey yoktur
karşılığını verir. Rasputin’in verdiği cevap ise doktorun inandığı maddi gerçeklerin yıkımıdır.
Düşünceyi ve duyguları da göremiyoruz, o zaman onlar da yoktur.
Ama uyandıgımızda sadece basını hatırladıgımız ve kısa bir süre sonra bir cogunu hatta tamamını hatırlamadıgımız düşlerimiz var.
Kuşlardan da kücük oldugunuz bir gece vaktinde,
aşkın elinizden tutması dilegiyle,
aşk'la kalın, hoşça kalın
Kayıt: Feb 05, 2008 Mesajlar: 90 Nereden: keman sesinden
Tarih: Çrş Hzr 04, 2008 12:08 am Mesaj konusu:
(istanbul-cadde bostan)
"Bir kentten daha geçtim
Buğdayları yakıyorlardı
Yedikleri pirinçti
Birbirlerine açılan borular gibi üfürüyorlardı
Sonra birbirlerinden borular gibi çıkıyorlardı
Pirinçler gibi çoğalıyorlardı
Atlarını yalnız atlarını cana yakın buldum
Öpüp çıkıp gittim yelelerini "
Sezai Karakoç
..bir kentten daha geçtim..öpüp gittim yelelerini..
evet tam da buydu duygularıma tercüman olan şiir.
dört gün üç gece güzel bir istanbul seyehatiydi.daha önce gittiğim hiçbir sehre benzemiyordu.ne sabahı ne gecesi ne de yıldızları...her sey nazlı ve mağrur tıpkı buradaki güneş gibi..
yine her şeyine hayran oldum İstanbulun..büyük ve sabırlı ve inatçı ve sevgi dolu ve güzel ve ve ve...ve lerin en çok dilden dile dolaştığı şehir.
İstanbula giderken büyük bir heyecan vardı gönlümde..hayal ettiklerimden,düşlerimden ve gerçek olanlardan her seyden heyecan duyuyordum.saatler ilerledikçe O nazlı ve mağrur kente yaklastıkça içim içime sığmıyordu.bende bu heyecan olduğu için de ne İstanbul trafiği ne otobüsün içinde iki buçuk saat boyunca hiç susmadan ağlayan bebek moralimi bozmadı..aslında İstanbul bulunduğum yere yakın trafiği ile birlikte iki buçuk bilemedim üç saat uzaklıkta ama; ha deyince de gidilmiyor.bazen bazı şeyler dokunacak kadar yakınımızda olur da dokunamayız ya onun gibi bir şey ) ama çok özlemiş olmalıyım ki ani bir karar sonucunda kalkıp gittim İstanbula ve her şey mükemmeldi..
aramızda İstanbulda yaşayan çok insan vardır fakat 4 gün boyunca İstanbula dair her sey benim oldu ) yıldızları,güneşi,suyu,havası..
her ne kadar İstanbulun havasına pis de deseler inanın her içime çekişimde ayrı bir huzur buldum.bu şehirde insan gerçekten yaşlanmaz,yaşlanamaz..ne trafiği ne enflasyonu ne de başka bir şeyi..bir sahile inmekle insan her şeyi unutuyor.en çok zevk aldığım şey: deniz kenarına oturup denizin sesini dinlemek..bu çok ayrı bir şey ve herkesin duyduğunu zannetmiyorum
hani "şirinler" çizgi filminde "eğer gercekten uslu bir çocuk olursanız sizde şirinleri duyabilir ve göreilirsiniz" diyor ya bu da öyle bir şey
evet siz de gerçekten yaşamaktan zevk alıyor ve İstanbulu seviyorsanız denizin mükemmel sesini duyabilirsiniz..
ve her şeyi düşleyebilirsiniz..
Kayıt: Feb 05, 2008 Mesajlar: 90 Nereden: keman sesinden
Tarih: Çrş Hzr 04, 2008 12:27 am Mesaj konusu:
"Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul..."
Kayıt: Feb 05, 2008 Mesajlar: 90 Nereden: keman sesinden
Tarih: Çrş Hzr 04, 2008 12:35 am Mesaj konusu:
(çamlıca tepesi)
"Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul..."
(bu iki resmi çekerken elim titredi ve ortaya hoş bir görüntü çıktı ) )
Kayıt: May 26, 2007 Mesajlar: 230 Nereden: Muğla/Yatağan
Tarih: Çrş Hzr 04, 2008 8:28 am Mesaj konusu:
Annem geldi daha yeni.... Alıp beni de götürse İstanbula... Ya sen ya sen benim yerimede çeksen bir nefes şehri İstanbuldan... Akbilim anahtarlığıma takılı. Her an bir delilik yapıp gelemesem de artık...
Merhaba Cibran ve de karakutu müdavimleri. Yav cibran bir resim ekleyecektim sayfana ama nasıl yapıldığını unutmuşum yav. Biraz kurcalayayım elbet başarırım.
Dikkat ettin mi Emre olayına girmiyorum bile. Sadece şunu söyleyeyim hep beraber duran topların usta ismi, kıvrak bilek hareketler sahibi Emre'yi seyredeceğimiz için şanslıyız. Bir de fikstürde ilk hafta rakibimiz Galatasaray olsun başka bir şey istemiyorum.
İnancım tam, içine ruh üflenmiş kelimelerin hem cana hem kana karıştığına, okuyarak doyanlara, okuyarak doymayanlara... ve hiç doymayacakların, midesi bedenine hükmedenlerin, sesi soluğundan çok çıkanların, boşların ve doluların da olduğuna, çocukların saf doğduklarının ama sonradan ve nokta tespiti mümkün olmayan bir anda değiştirildiklerinin ve tam o sırada değişimi farkedemeyecek kadar çocuk olduklarının, sonra büyümeye yeltendiklerinin ama büyüyünce ne olacaksın sorusuna geçiştirme cevaplar verirken söyledikleri kelime olmaya çalışmadıklarının, olmaya çalışsalar da pek azının olabildiğinin, sonra "sistem" yakınması içinde kaybolanların safında çığlık sahibi olduklarının ama en çok da çocukların masum olduğuna...İnancım tam doğrunun değişken olmadığına, tek olduğuna, aklın yolunun bir olduğuna...Hatırlatılmalı aslında "düşünüyorum, öyleyse varım" sözünün "düşünüyor olma" varsayımına ve şartına bağlı olduğu, içine ruh üflenmiş kelimelerin hem cana hem kana karışabildiği, bununla beraber ruhsuz kelimelerin de vücuda dahil olup insanı dert sahibi edeceğine... Hala arıyorum. Hala arıyorum. Ne arıyorsun diyorlar, arıyorum diyorum. Bu yazıyı neden yazdım? Söylesene bana. Düşünüyorum, bir yaşındaki o güzel mavi gözlü oğlan çocuğu, en çok seni düşünüyorum? Bu kabuk değiştirme, deri değiştirme gibi bile değil. Yılan gene yılan. İnsan, insan değil. Hangi kelime insanlığını çalıp, insanlığa seni karıştırdı bilmiyorum. Nerde başladı, ilk ne zaman söyledin yanlış kelimelerle kurduğun yamuk cümleleri? Değişim mi? Dönüşüm mü? İlk ne zaman vazgeçtin kendinden? Böceklik mi yapmaya kalktın? bari arı olaydın...Sen de vazgeçmeyi zor mu sandın? Vazgeçmek kolay, öyle kolay ki... Bir sen değilsin, senler var şimdi. Sorguladığım senler, bizden geçenler...Tek soru değil ne zaman dediğim, ömür değil zaman dediğim. Sen nasıl böyle oldun mavi gözlü, ısırılası yanaklı güzel çocuk? Kundağından çıkarıldığında, senden önce kundağından çıkarılmış olanların beşiklere yaptıklarını görünce ne hissettin? Ruhuna üfleyecek doğru kelimeler arıyorum artık. Bir arayışım da sensin... Tüm herşeyim senin için... Rüzgarları da meriçleri de senin için selamlıyorum, elimi suya değdiriyorum. Ağlayıp içimizi acıtmayasın.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız