Tarih: Cmt Hzr 25, 2005 12:36 pm Mesaj konusu: NE YALNIZLIK NE DE YALAN ÜZMESİN SENİ
"Siz bencillik yapıp kendi yalnızlığınızı sorgularken, Oradaki insanların yalnızlığını sorgulamak aklınızdan geçti mi?
Ya onlar gibi yapayalnız kalsaydınız ve bu yalnızlık edebiyatını yapabileceğiniz birileri olmasaydı... " ANADOLU BEYİ
evet bu foruma gözleri degen insanlar yukarıdaki bu sözü alkısladınız mı ?
anadolubeyi, yazılanların ne alakası var bencillikle ve de yalnızlık edebiyatı yapabilecegim kisi bulmakla ?
hani bir söz varya "yasamak icin yemeli, yemek icin yasamamalı" diye... ona atıfta bulunup bu konuyu kapatalım
yazı yazmıs olmak icin yazmayalım paylasmak icin yazalım..
Büyük bir şair, filozof ve sanatçı olan Cibran peygamberler yatağı olarak da bilinen Lübnan'da doğdu. Ancak ünü ve tesiri Yakın Doğu'nun çok ötesine yayıldı. Şiirleri yirmiden fazla lisana çevrilmiş olan Cibran'ın çizimleri ve resimleri dünyanın bellibaşlı şehirlerinde sergilenmektedir.
Yaşamının son yirmi yılında ABD'ye yerleşmiş ve eserlerini İngilizce yazmaya başlamıştır. Başta "ERMIS" olmak üzere, kendi mistik çizimleriye bezeli kitapları sayısız okuyucu tarafından bilinmekte ve sevilmektedir. Pek çok kişi Cibran'da, yüreğin ve aklın en derin yansımalarının ifadesini bulmuştur.
Halil Cibran, 1883 yılında Becharide doğdu. 12 yaşındayken ailesiyle birlikte Amerika'ya göç etti. Kendi ısrarı üzerine yüksek ögrenimini Beyruttaki El Hikmet Medresesinde bitirdi. 1902 yılında bir daha hiç dönmemecesine Lübnandan ayrıldı. 1918 de ilk kitabı Deli yayınlandı.1923de Ermis basıldı. Bu kitabıyla adı bütün dünyaya yayıldı. Cibranın bütün kitaplarında bir öğreten bir de ondan öğrenenler vardır.
Gereksiz salvolarda bulunmayalım arkadaşlar.. Adam, kalbini, coşkusunu, keşfilerini, düşüncelerini paylaşmak istiyorsa biz buna karışamayız. Dileyen okur, dileyen okumaz.. Bunda ateşlenecek bir şey yok. Kişilerin niyetini biz bilemeyiz. Yaptıklarımız sanıdan öteye geçemez. "Zannın bir çoğu yanlıştır" der Yüce Yaradan. Erdemliliği de, erdemsizliği de insanın kendi sorunu; eğer bu durum toplumu ilgilendirmiyorsa. Hele böyle "yazmak" gibi oldukça öznel ve bulanık konuda kimse kimseyi rahatlıkla suçlayamamalı. Düşüncelerimizde kendimize baksak, belki bir çok samimiyetsizlik bulacağız. Bu illetten de öyle kolay kurtulmak mümkün değil. İtiraf etmek bile kurtuluşa erdirmiyor.
"Ben insanların kalbini açıp bakmak için gönderilmedim" diye buyuruyor Hz. Muhammed A.S.
Polemiğe girmeyi hiç sevmem. Tartışmaları kişiselleştirmeyi de. Çünkü nefsin araya girdiği tartışmada her iki taraf ta mağluptur. Fakat, söylemek zorundayım ki arkadaşlar, (Çünkü, "haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır."Hz. Ali) genel olarak bazı kişilerde asabi bir hava seziliyor. Keskin sirke küpüne zarar. İnsanları kırarak, kalplerini parçalayarak düşünür olunmaz! Düşünce özgürlüğü de sağa sola atış yapmak demek değildir. Ahlak ve edep, her türlü düşünceden üstündür. Bunları bildiğinizi biliyorum; ben hatırlatmak istedim sadece.
Saygılarımla..
benim adımın önüne bir cok sıfatlar ekleyen ( kibirli,ukala,kendini bilmis v.s ) arkadasım; yazdıklarının hicbirini dikkate almıyorum bilesin ve farkında mısın bu sekilde sana hitap etmedim hic, etmem ve etmeyecegimde...
o yüzden bu forumu ister okursun ister okumazsın o senin bilecegin bir eylem ama buraya yazdıgın vakit uslubumuza dikkat edersek sevinirim
ve bana yazdıgın asagıdaki sözü uygulamam mümkün degil cünkü benim actıgım bir yere yazıyorsun mecbur okuyacagım...
" - İşine gelmiyorsa benim yazımı görmezden gel. Yada hiç okuma tamam mı... - " ANADOLU BEYİ
diger forumlara söyle bir baktım sadece ne var ne yok diye... siir de var felsefe de güzel insanlar da ... buradaki olaya söyle diyebiliriz ben bu forumda her türlü konudan bahsetmek istedim.. yani buraya siirde yazmak istedim fikir de yazmak istedim gündelik olayı da paylasmak istedim...
gecenlerde bu forumları karıstırırken söyle bir seye rastladım kadın gercekten sevebilir mi ( yanlıs olmasın ama sanırım adı buydu ) diye bir bölüm de yazılanları gördüm kadın erkek iliskileri üzerine yazılmıs kelimeler vardı... aklıma bir yerde okudugum bir yazı geldi onu da sizlere aktarayım
" İnsan, kadın ve erkek olarak iki ayrı cinstir. Genetiksel ve hormonal yapıları farklıdır. En önemli iletişim aracı olan beyinlerinin işleyişi de farklıdır. Erkek beynin sol yarısı yani akıl öncelikli düşünür ve davranışları tepkiseldir. Kadın ise beynin sağ yarısı ile düşünür duyguları ön plandadır davranışı sezgiseldir. Asılolan olan şu ki ikisi bir elmanın diğer yarısı gibi birbirini tamamlari... "
kadın ve erkek ayrıdır kadın zarıf erkek gucludur hıc bır sekılde esıtlıklerı soz konusu degıldır cunku farklıdırlar..sag sol olayı dogrudurda kullanım seklı tamamen kısıseldır bu yarım elme hıkayesını sevıyorum ama..
derım..
Tarih: Çrş Hzr 29, 2005 5:23 pm Mesaj konusu: between of shadows
elma hikayesi deyince aklıma bir de söyle bir söz geldi ; duymus olanlarınız vardır elbet
" bir elmanın iki yarısının bir araya gelmekten baska bir caresi yoktur "
bu arada karakutu nickli admin arkadasın uyarı niteligindeki forumunu okudum [ "forum etigine icerigine adabına uygun sekilde yazmazsanız kulaklarınızı cekerim "seklinde bir yazıydı bu ] benim ne konu baslıgım ne de icerigim varolan konulara uymuyor farkındayım... burada icimizden geldigi gibi yazıyoruz yazmaya da devam edecegiz... yani isin özü umarım bize hitap etmiyordur bu yazı...
unutmadan yakın zamanda tesadüfen buldugum burasını olusturanlara ve cabalarına tesekkur etmek istiyorum
bazen oyle abuk subuk atip tutuyoruz, site kurucularinin ciddi olun, sadece incir cekirdegini dolduracak seyler yazin uyarilarini hic uzerimize alinmiyoruz.
Sana askın sarkı söylemedigi bir ülkeden yazıyorum.
ne yapabilirim ki sessizlik icinde aglamaktan baska ! hangi gercegi yanıma cagırabilirim kendimi avutmak icin ? su an elimde sadece sacma bir sekilde mutsuz olma olanagı var...
Sokrates "kendini tanı",Monique Charles ise "kadınlar aracılıgıyla kendini tanımak iste zevk iste yasamak denen sey" demis kendini Regine Olsen yerine koyup Kierkegaard'dan alıntılar yaparak.
Tam kendimi tanıyacakken kayboldun aniden mavi ufukların arasından.Simdi tanınmaz bir haldeyim !
Farkında mısın beni yazar veyahut filozof yapacaksın bu gidisle ! M.Charles bir noktaya dikkat cekmis"filozofların seyrek evlendiklerine" Kierkegaard ise eger bunu yaparlarsa yani evlenirlerse bunun ancak dalgınlıkla oldugunu söylemis Hegel'i örnek göstererek.
keske dalgın bir anıma denk gelebilsen ve iste tam o an cıksan karsıma; baslangıcı bir bakıs, bitimi sonsuzluk olan o muhtesem altın zincirin (evlilik) ilk halkasını olustursak seninle...
Nasıl sıkılıyorum bir bilsen.Hz.Adem'de sıkılımıstı Havva yaratıldı birlikte sıkıldılar ! sonra Habil ve Kabil de katıldı onlara,ailecek sıkıldılar ! sonrada bütün dünya sıkıldı !iste taa oradan gelip bana da sirayet etti bu sıkıntı...
dünya sıkılmıs umrumda degil ondan kücük degil ki sensizligin verdigi sıkıntı...
son üc sigaram simdi ve mum ısıgında kelimelerim
yalnızlıgım sıkıntılarım ve hayallerim
saat sabahın dördü ve ben ayaktayım hala
yürek acık göz acık ve senden beklentilerim
iki sarp kaya varmıs arasında ucurum olan, eskilerde anlatılan. erkekler buna yaklastıkları zaman gerekli hızı incelerlermis ve etrafında akıllı uslu bir sekilde dolanırlarmıs. genc kızlar ise aradaki mesafeyi ve o derin korkuyu umursamadan diger kayaya atlarmıs. ve derler ki o an icin gercektenden ask ucurumları asmak icin genc kızları kanatlandırırmıs...
halbuki sen tepenin karsı ucunda öylece duruyorsun ! Ne cok isterdim bana dogru kanatlanarak gelmeni, bense gelemiyorum kırık kanatlarımla sana dogru !yoksa seni cekmiyor muyum mutluluga yada bagımlılıgın doruklarına dogru ?
simdi seni sevdigin müzikle birlestiriyorum
tatlı bir nagme geliyor kulagıma KORSAKOV'dan
bir masal anlattım sana karsımda duruyorken öylece
ama sen kandırıp gittin ne farkın kaldı ki SEHRİYAR'dan
felsefe mi yapıyorum su an ? belki de uyandırıldıgımı biliyorum o yüzden yazıyorum tüm bunları senli düsüncelerin büyüsüne kapılmısken...
belki de yapmıyorum felsefe kimbilir bunu benden baska ? ama bildigim tek sey simdilerde bir sövalye edasıyla ortalıkta dolasıyorum; düslerde yasayan ve asla varolmayan bir sövalye...
kendimi hüznün oglu olarak görüyorum ve yalnızlıga sımsıkı sarılıyorum. az sonra ezan okunacak ve ardından günes dogacak ve ben gelen gün ile birlikte kendi halime dönecegim, insanların beni tanıdıgı surete bürünerek güne baslayacagım. ama geceleri seni bekledigimi o an ki halimi kimse bilmeyecek...
Ey sevgili karsı tepeden beni duyuyor musun ? gecenin koyu karanlıklarına ve himayesine bırakma beni...
cünkü korkuyorum artık ! bir kez daha kanatlarını acmayı dene ve askı kendisine yoldas edinmis varolmayan sövalyenin sevgisiyle kucaklasmayı dene bir kez daha ! sövalyenin seven,yanan ama erimeyen askına cevap ver...
sana gümüs renkli bulutlardan tac giydiremiyor ve yolunu gül'den ısıklarla doldurup yaldızlayamıyorum
gecenin karanlıgında dolasan bu sese kulak veriyor musun, gündüzün aydınlıgında dolasan güzel ?
ölümsüz ermis CİBRAN ; "asksız hayat ciceksiz ve meyvesiz bir agac gibidir" der. gecenin hayalleri ve senin sırların karsısında bir agac gibiyim su an. Mart geldi,baharda pesi sıra hazır bekliyor gelmek üzere ve ben bir mevve bir cicek arzusuyla bekliyorum dimdik ayakta ! Agaclar gibi ayakta öldürme beni...
saat bes oldu üstelik sigaram da bitti yalnız kaldım senin anlayacagın...
ama sen beni ask dolu bir adam haline getirdin ve ben bu adamı sevdim...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız