Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 231 Üye Adayı ve 10 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

"Ve" Asla Sadece Bir Bağlaç Değildir...


"Ve" Asla Sadece Bir Bağlaç Değildir...
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6 ... 29, 30, 31  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Denemeleriniz
Yazar Mesaj
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1426
Nereden: gebze

MesajTarih: Prş Eyl 27, 2007 12:43 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

soru işaretleri cesaret kırıcıdır
bazen.
(1966 model Volkswagen minibüs)
c.bukowski

Okur adayı mesajları bana ulaşmıyor önermesi tamamen yanlıştır, sadece sabırsız davranılmıştır, Karakutu'nun günahı alınmış, ağır gelmiş taşınamamıştır...

Ülke türban ve yeni anayasa üzerine kitlenmişken ve Amerika'dan sevgili sosyolog büyüğümüz Şerif Mardin tarafından " mahalle baskısı " adı altında bir ucube türetilmişken ve sırf eski Amerikan Dışişleri Bakanı iki ülkenin adını yan yana zikretti diye Türkiye Malezya olur mu gibi bir gündem belirlenmişken, ülkemin tüm sazan sürüsü medyası buna kafa yorup üstüne üstlük şu mübarek ramazan ayında acar muhabirlerini Malezya'ya gönderip sosyolojik saptamalar peşine düşmüşken Cumhurbaşkanı Abdullah Gül beyefendinin, cumhurun başına geçtiği ilk günden beri içerisinde bulunduğu ahval ve şerait içerisinde sergilediği tavır ve en son rektörler ile buluşmasında sarf ettiği "Üniversitelerin olaylara karşı sessiz kalması beklenemez. Toplum adına fikirleri yaymak görevleridir " sözü gündemime oturdu.

Garibim zaten ilk günden beri tedirgin bir hal sergiliyordu makamında, şimdi tedirginlik ötesine geçip ortamı yumuşatma aşamasında taviz verme derecesinde. Ne güzel delikanlı başbakanımız " Sivil anayasa çalışmalarına ara verilsin " ve " Kılık kıyafetle ilgili düzenlemelerde değişiklik hukuki açıdan mümkün değil " kelamlarını savuran YÖK' e " Herkes kendi işine baksın! " gibi bir cevap vermişken, Abdullah Gül beyefendinin beyanatı bana yapay ve zorlama geldi. Bir de YÖK'ün hangi toplum adına fikir beyanında bulunması gerektiğini tam olarak anlamadım. Siyaset Bilimine Robert Michels tarafından hediye edilen " Oligarşinin Tunç Kanunu " teorisinin en azından Ak Parti ve onun cumhura hediyesi Abdullah Gül tarafından yanlışlanmasını isterdim, hayırlısı...
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1426
Nereden: gebze

MesajTarih: Prş Eyl 27, 2007 6:06 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Benim konularım bira içmek, at yarışları ve senfonik müzik dinlemekten ibaretti. Eksik bir hayat olduğu söylenemezdi ama hayatın tamamı da değildi.
c.bukowski

Bakalım Abdullah Gül beyefendi Cumhurbaşkanı olduğu dönemlerde neleri not almışız...

30 Ağustos 2007

Bir gün aradan sonra yeşiller Abdullah Gül'ü sahiplendiler, "Cumhurbaşkanım" diye hitap edip selam durdular. Uzun lafın kısası sopayı gösterip havuç verdiler. İyi de bir gün de ne değişti? İlk gün gazete yazarı Emre Aköz'ün tabiriyle "bürokratik elit'in" kolluk kuvveti olduklarını ve başka hiçbir makam ve mevkinin kendilerini etkilemediğini ilan ettiler. Böylece Cumhurbaşkanı'nın başkomutanlık sıfatını ara sıra giyilebilen bir elbise gibi gerekli gördükleri hallerde askıya asabileceklerini gösterdiler. Eş davet etmeme saygısızlığı da aynı minval üzerinde yürüdü. Kamusal alan denilen saçma sapan ve yüzde yüz ayrımcı bölgeyi akıllarınca korudular. Atatürk sonsuz uykusunda ne hissetmiştir bilinmez ama bu durumu O'na ve öğretilerine bağladılar. İkinci gün normalleştirme çabalarının ve gündemi soğutmanın izini sürdüler.

Halk hareketi yerine askeri seçkinlerin eliyle kurulan toplumsal dönüşüm, tepeden inme demir yumruk misali kafalara vura vura gerçekleştiği için halk bu şemsiyenin varlığını her daim başının üzerinde hissedecek ve tepkisini CHP'ye oy vermeyerek ve az biraz kendisini yakın hissettiği sağcı partileri başa geçirerek gösterecektir. Şekerim, hayatımız can sıkıcı andavallıkların gölgesinde göbeğimizi kaşıyarak geçiyor şu sıralar. İddiam şudur: Bu ülkenin gazete yazarlarını Nişantaşı'ndan sürgüne yollayıp, Yozgat ya da Mardin kırsalında ikametgaha tabi tutmadıkça bunlardan fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bir çözüm beklenemez. Eyvallah...
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1426
Nereden: gebze

MesajTarih: Pzr Eyl 30, 2007 12:13 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ben apolitik biriyim, ama bu gericilerin fırlattığı falsolu toplar karşısında kafam bozulup oyuna girersem şaşmayın.
c.bukowski

Myanmar'da bir garip budist rahip olmak vardı şimdi diyecekken Beytüşşebap'da işçi minibüsü taranmış haberi geldi ve on iki kişi daha hayata gözlerini yumdu. On iki işçi, on iki aile ve on iki yas ve ağıt. Of of insanın insana yaptığı zulmün sonu yok mu bu topraklarda ve nasıl bir toprak ve yurt edinme davasıdır ki içinde yer alanları yok ederek meşruiyetini ilan etme çabasındadır. Allah belanızı versin ve mümkün olduğunca erken versin diyebiliyoruz sadece ve bu arada Cumhurbaşkanlığı tarafından Şehit aileleri ve gazilere verilen iftar yemeğine "Dinsel bir simge olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanan türban Çankaya'ya çıktı... İftar davetlerinin başlamasına da şaşılmaz..." deme cüretini gösteren İlhan Selçuk'u da araya sıkıştırıp protesto ediyoruz. Çok politize oldum bu günlerde, ara vermekte fayda var.

Hazır ramazan geldi işlerim yavaşladı, bayramda gelemeyeceğim nasıl olsa diyerekten çektim kepenklerini dükkanın, kalktım Sivas'a geldim. Şehir eski şehir de postu yenileme çabasına girmiş belediye. Gebze'de oruç yiyenler ile ramazanda içki içenler tayfasıyla yan yana yaşadığım için iyi geldi biraz muhafazakar hava solumak. Burada da açık lokanta, kahvehane, birahane ve tekel büfesi var ama büyük çoğunluk ya kilit vurmuş kapısına ya da tadilat olayına girişmiş fırsattan istifade. Her şey kapalı kapılar ardında dönüyor ve olay mahalle baskısı gibi algılanabilirse de daha çok inanca saygı olarak ifade ediliyor. Medyada kopartılan gürültü ile halkın içerisinde yer aldığı yaşantısı arasında uçurum var bu memlekette. Halk olayı çözmüş hocam, bir şekilde çevresinden etkilenerek ve bu etkinin sınırları içerisinde kendine yer edinerek ortamı kendine kendini ortama uydurmuş. Şerif Mardin ve türevleri de onları ve hayatını betimleme sevdasına kapılmış umurlarında değil. Sivas'a geldik ya hemen çete toplandı iftardan sonra. Hava soğuk, girdik bir kahvehaneye uyuz çay eşliğinde okey oynadık. Zaten ben sadece bu adamlarla girerim kahvehane ortamına. Gençliğimde mekan tutmuşluğum vardır ama işsizlik yıllarım dahil hiç bir zaman çok vakit geçirdiğim yer olmamıştır. Gençlik elden sessiz sedasız çıkan bir servete benzer. Varken değeri fazla bilinmez, gittiğinde ise bir anlamı yoktur arkasından sızlanmaya. "De get Bayburt de get sende nem kaldı" türküsünü dinlemeyeli çok oldu bu arada...
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1426
Nereden: gebze

MesajTarih: Pts Ekm 01, 2007 1:40 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İstedikleri buydu demek: yalanlar. Harikulade yalanlar.
c. bukowski

Sıradan bir sonbahar akşamı. Hayatın durgun bir su gibi görünüp hiç ses çıkarmadığı zamanlar. Kendinle kalabilmek kendine rağmen... Birkaç kitap heyacansız ve ışıltısız, sırf zaman geçirmek adına ve keyifsiz ve suya sabuna dokunmadan, beyhude ile boşver arasında ve hangisine yakın olduğu belirsiz. Hep aynı sıkıntılı ve hastalıklı görüntüler kabusu televizyon ve her hafta yenilenen ve aslında aynı filmin milyonlarca devamından sadece bir bölüm sunan futbol geyiği. Gecenin geç kalmış saatinde yorgun ve yaşlı olduğunu duyumsamak içerlerde bir yerlerde. Ve yazının bağlayıcı, sarıp sarmalayan biat ve itaat arasında sırat köprüsü anaforunda binlerce kelimenin beyninden ellerine pervasıca süzülmesi ve bunu yerleştirememek hiç bir kural ve betimlemeye. Nereye varacağını bilmeden ve kirli bir kültablasına atılmış ucu yanık bir kibrit değersizliğinde. Sadece kadınının elini tutarak çıkılan bir karanlık kuyu ve sırf bu nedenle Yaratıcı'ya sessiz ve derinden sunulan şükür ifadeleri. Bir deli türkü olup geceyi yıldızlarla bezeme vaktini gösteriyor saatler...
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1426
Nereden: gebze

MesajTarih: Pts Ekm 01, 2007 11:54 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sanırım
eylemsizlik korkusu
acının dağlayışından üstün; ölüm ise
havlayan köpek.

c.bukowski

“Çiçeklere su ver”

“Ne gülüyorsun! Bu senin hikayen.” diye başlar herşey ve sırtımın kamburu geçmişten getirdiklerimle geleceğe yüklediğim tüm gönderme, erteleme ve umutların bileşimidir ortaya konan. Saltanatını kuran, tahtına kurulan, hükmünü süren ve sigaranın dümen suyunda olağan bir yaşantının ayrıksı duruşudur o. Sigara bu günlerin en belirgin öğesi, onsuz yapamıyorum, öksüre öksüre geberirken ağzımda sigara olacağını düşlüyorum sık sık. Biraz eksilmek yaşam dediğin günden güne.

“Her şey akar” gibi bir söylemi yüzyıllar öncesinden ulu bilge sıfatıyla bizlere fısıldayan o ermişe bu ülkede her şeyin tersten aktığını söyleyebilecek bir erememiş varsa o da benim. Klişe “Burası Türkiye” geyikleri uzak dursun hele. Bir şeyler eksik ama neyim ben?
Yok hayır bir şişe ilaç içip intihara kalkışan aptallara, üç adet Bukowski okumalarını tavsiye etsem ve bir şişe ilaçdan daha etkili olduğunu iddia etsem ne olacak sanki? Öyle ya da böyle değişen bir şey yok aslında diye yola çıkarsam bu seferde ermiş ve erememiş deyişleri askıda kalacak. Ben en iyisi tüm bunların üstüne bir bardak çay içeyim.

Sokrates “Sanatı iki şey öldürür, çok zengin veya çok fakir olmak” diye buyurmuş. Bir bildiği olmalı diye düşünüyorum, ama ne? Bu aralar etrafımda binlerce düşünce uçuşuyor ve ben ancak yakalayabildiklerimi ele alıyorum. En çok da gece yatağıma uzandığım zamanlar oluyor bu ve ben epey bir süre uyuyamıyorum bu yüzden. Öylesine. Aslında bu aralar öylesineyim, yani birazım, yani yanisi yok gibi, aman be...

Pek çok alıntı yaptığımın farkına varıyorum ama açıklaması mevcut. Onlar benim yazın hayatımın yapı taşları. Sivas'ta eski defterlerimi karıştırma fırsatı buldum nihayet. Bir ton süprüntü döşenmişim yazmak adına geçmişte. Bir kaç ajanda yarım kalmış, bir kaçı da ilerde roman yapılmak üzere epeyce malzeme biriktirmiş ama roman olmayı hep ıskalamış, bundan sonra da olacağı şüpheli. İçlerinden sadece soyut bir anafor kurgulayarak, ölüm, yalnızlık ve varoluş olgularıyla yüzleşen bir adamın romanı ile askerde iken yazdığım notları içeren ve Aslı adının Ukraynalı bir hanımefendiye uyarlandığı adam olur gibi. Ama maalesef vakit yok. Yazı işlerinden para kazanan ve tek dertleri yazmak olan adamlara acayip öykünüyorum sırf bu yüzden. Neyse bu da kişisel bir mesele onu da geçelim bir kalem.

Yarın akşam itibariyle dönüş Gebze'ye ve kaldığı yerden devam herşeye...

U Stambolu na Bosforu bolan paša leži,
Duša mu je na izmaku, crnoj zemlji teži.
Molitva je njemu sveta,
Dok mujezin s minareta
Uči glasom svim:
"Allah illallah, selam alejkjum"!
Bunu Selda Bağcan söylemişti bir kasedinde ama ne demek ister bilmiyorum...
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1426
Nereden: gebze

MesajTarih: Cum Ekm 05, 2007 12:30 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Japon; Çay sanatı hakkında hiçbir şey bilmiyorsun değil mi?

Çinli; Anlamadığım o değil, sadece anlamak için istekli değilim, çay var olduğu sürece benim için sorun yok.

j; Ancak çay değişik kalite ve dereceye sahiptir! Dikkate alman gereken iyi ve kötü nedir?

Ç; Hepsi dağda yetişir, iyi ya da kötü yoktur.

J çayı doldurmuştur, Ç fincanı eline alır ve yudumlar.

Ç; Çayın kalitesini çayın kendisi belirlemez. Yetiştiren tarafından belirlenir. Değişik insanların tercihleri de farklıdır.

Ç fincanı masaya koyar.

Ç; Çaydan zevk almak basitçe senin ruh durumuna bağlıdır. İyi bir ruh halinde olduğun sürece, çayın kalitesi halen önemli olur mu?

Korkusuz filminden...


Korku

Ağdalı ve ve cehalet kokan konuşma tarzı. Vücut sallanıyor sağa sola, gözler kaykık, eller nereye gideceğini şaşırmış. " Ağbiii, bu ne gadarr? " " Yirmi beş kuruş." Nescafe üçü bir arada poşetini almış tezgahtan, buruşturup yüzüme doğru tutuyor. Tinerci, yaş on beş ya var ya yok. Bekliyor, ağzı gözü oynuyor ama ses çıkmıyor bir türlü. Nihayet kararlı bir hal alıyor, " Param yokh! " diyor. Yine sallantı, yine göz dönmesi. " Al " diyorum " Ama bir daha olmasın! " Bir yandan bir an önce çekip gitmesini istiyorum, diğer yandan masanın altında duran haydar'ı kolluyorum göz ucuyla. Haydar, kötü zamanlarda kullanılmak üzere zulalanmış balta sapına verdiğimiz ad esnaf arasında. Bir el uzantısı kadar mesafede. Nihayet hır çıkartmadan ya da düşmeden kapıya yöneliyor. " Kussura bakhma ağğbii! " O saatte sıcak suyu nereden bulup da Nescafe içeceği aklıma takılıyor, parkta yattığını biliyorum çünkü...
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1426
Nereden: gebze

MesajTarih: Pzr Ekm 07, 2007 8:18 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Balık gibi düz herifin biriydi, konuşmaları bağırsaklarıma bıçak gibi saplanıyordu. Can sıkıcı gerzeklikler, ruhunun pis kokusu havada dolaşıp her şeye sirayet ediyordu.
c.bukowski

Bütün gün yapışkan, huysuz, can sıkıcı şeylerle uğraşıp durdum. Daha yastıktan başımı kaldırır kaldırmaz boynumun sol yarısını kaplayan tuhaf ağrıyla günün boktan ve anlamsız geçeceği belliydi zaten. Hala kıpırdatmakta zorlanıyorum ya o da ayrı mesele. Ticari faaliyetlerim gün boyunca devam etti tabii, bu arada internette Nihat Genç abimizin RTÜK tarafından ceza alan konuşmalarını dinledim ki beş dakikalık bir konuşma yarım saatlik bir bekleyiş neticesinde tam olarak izlenebiliyor. Bir çuval keçi boynuzu yiyip bir tutam zevk almak gibi bişey sonuçta. Nihat Genç değil feriştahı gelip konuşsa ne çıkar. Sonra oradan ekşi sözlükle ilgili konuşmalarına geçtim, yılansı, fare gibi çocuklar ne diyor, bir yandan da ekşi sözlüğü açıp Nihat Genç başlığına göz atıyorum. Sonra hepsinden sıkılıp edebi metinler taramaya başladım, ilgilendiğim bir kaç forum var karakutudan hariç. Bir tanesinde de sıkı bir yazı yakalayayım Allah hakkı için, yok oğlu yok, körlerle sağırlar birbirini ağırlar hesabı, edebiyattan hariç herşeyin derdinde bir ton ıvır zıvırın arasında daha bir bunaldım. Alev Alatlı ve Ahmet Hamdi Tanpınar ile biraz avundukta ne varsa eskilerde var arkadaş diyerek yaşlı olduğumuzu kendi kendimize bir kez daha ispatladık.

Sonra yine arayış, yine kayboluş, bana tutunma bende düşüyorum muhabbeti arasında Bukowski'ye sığındım. Ülkemin acayip bir sirk olduğu fikri zaten bir kaç aydır beni oyalıyordu ki artık maske ve kapalılık konusunda biraz daha netleşti. Gerçek hayat da biraz daha seviyesizi olmak üzere, önüne gelen rol kesiyor. Bu konuyu biraz daha derinleştireceğim ama henüz çok yeni.

Kapalı kelimeler ardında çıplak cüceler, hepsi ne kadarda önemliler, herşeyin en iyisini bilir, en güzelini yerler. Topuklu ayakkabıların en yükseğini onlar giyerler, Atatürk adı geçiverince her hangi bir yerde, Dudaklarını açıp huşuyla dinlerler, En büyük aşkı onlar yaşar, en yoksul onlardır çocukken, yazsalar en güzel şiiri onlar yazacaktır, rezilliğin en kralı kendilerininkidir. Aklıma Selda Bağcan ve Ahmet Kaya'dan Gocunmayın güzel beyler hanımlar gelir, onu bile aklımdan alıp kendileri söyler.

Sarı kız ile Nihat Genç arasında müthiş dialog diye yer almış garip iki yazı var net aleminde, bir tuhaf kendini beğenme hali ve diğerini dışlama çabası, bazan abiye de kızıyorum kendini kaptırıyor diye.

Şimdi dükkanı kapatıp, herşeyi arkada bırakıp eve gitme zamanı.

Rüzgar şimdi de bu yandan esti...
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1426
Nereden: gebze

MesajTarih: Sal Ekm 09, 2007 5:31 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bu cıvayı kim koydu kalbimize Necati?
Nazenazen

Bu ülkede herkes Hrant'tır ancak herkes Mehmet değildir. Bu söylem Hrant Dink cinayetinin tasvip edildiği anlamına gelmez ancak medyanın biri İstanbul'da diğerleri Şırnak'ta gerçekleşen ölümlere bakış açısını eleştirmemize slogan olurlar. İlkinin gerçekleştiği andan itibaren görsel medya da yansımasının onda birini şehitlerimize de gösterselerdi bu yazı yazılmıyor olacaktı. İkinci gün tüm haber bültenlerini olay ve görüntülerle bezemelerini ise bir nevi günah çıkartma olarak samimiyetsiz buluyorum. Pazar günü eğlence ve spor gecesi değil mi ya? ATV İbo ile STAR ise Bülent Ersoy'la rating arıyor. Eğlence tam gaz, KANALD yabancı film yayınlıyor, NTV NBA basketbol maçı veriyor aksanlı Türkçe konuşan spikerleri aracılığıyla, CNN Türk de belgesel var ve sıkı durun TRT'de de spor programı. Benim rastlayabildiğim kadarıyla sadece Samanyolu televizyonunda konu ile ilgili "Ölümsüz Kahramanlar" adlı bir yapım yayınlanıyor. Ya ben de bir sorun var ya memleketin çivisi çıkmış bir yerinden. Hakkaten bu cıvayı kim koydu kalbimize Necati?
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1426
Nereden: gebze

MesajTarih: Cum Ekm 12, 2007 3:09 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

“Benim şu anda gözlemlenen LSD çılgınlığına itirazım hippiler, salaklar ve çoluk çocuk tarafından ruh yerine kullanılması. Bu işin özü şu, sanatçıyla sıradan insan arasında toplumun para kazanan kesimi tarafından dışlanan tavşan beyinli bir kitle var. Bunlar aslında diğer sınıfa dahil olmayı arzular, ama bunu yapamazlar. Bu yüzden de sanatçıdan bir sayfa çalıp toplumu reddettiklerini söylerler. Sanatçıdan bir sayfa çaldıktan sonra da bütün kitabı çalmaya kalkarlar –ama yaratma gücünden yoksundurlar çünkü aslında orta sınıfa aittirler. Bu yüzden sıradan insanla sanatçı arasında sıkışıp kalmışlardır, ne para kazanmayı becerirler ne de yaratmayı. Bu ikisini de yapamamak suç değildir tabii ki. Ama gerçeği kabullenemedikleri için, aynaya bakamadıkları için, Ruhçuluk oynamaya başlarlar; bot, sakal, bere, hip, pop, bop, ne olursa. Uzun saç, mini etek, sandalet, psikadelik partiler, resim, müzik, psikadelik greyfurt, psikadelik gerila cephesi, güneş gözlüğü, bisiklet, yoga, disko, Jefferson Airplane, Hell’s Angels, ne olursa, yeter ki ait olsunlar. Bob Dylan’dır onların ruhları: “Bir şeyler oluyor ve senin ne olduğundan haberin yok, değil mi, Bay Jones?”. Beatles onların ruhu, Judy Collins ve Joan Baez.”

Charles Bukowski


Bergen dinlerken Bukowski okumanın böyle de bir yan etkisi var. Akineton üzerine alkol alınır gibi tuhaf bir gel git hali. Acıların kadını rahmetli ablamızı lise bire giderken canlı canlı izleme fırsatı bulmuştu bu yaşlı gözler. Küçük Emrah harbiden küçüktü ve bir densizlik yapıp sahneye atlayan ve koşup kendisine sarılan salak bir kızı öpmüştü de olay olmuştu Sivas'ta. Önce konser karıştı ve sona erdirildi, sonra çöp bidonları ile yol kesilip Emrah'a dersi verillmek istendi ateşli gençler tarafından. Allah'tan devletin polisi olaya müdahale edip Yıldızeli'ne kadar korumalık yaparak götürdüler konser otobüsünü de ilerki yıllarda küçük olarak anılmaktan kurtuldu bu sayade. Bergen abla eski kocasının marifetiyle kezzap atılmış gözünü saçlarıyla sıkı sıkıya kapatmış çıkmıştı konsere. Bir sene sonra da kurşunlandığı haberini okuduk gazatelerden. Hayat başka türlü mü güzel di o zamanlar yoksa biz mi gençtik farklı algılıyorduk herşeyi, çok da önemli değil. Sevmiştim ben seksenli yılları.

Kedim Feyyaz artık oldu topal Feyyaz. Bir iki kere yavrularını korumak adına dalaştığı ve tırsıttığı bir köpek vardı. Bizimki önceki başarılarından aldığı güvenle geçenlerde ben henüz dükkanı açmamışken gitmiş köpek yemek yerken posta koymuş yine. İtle çuvala girilir mi? Köpek bunun ön sağ bacağını ısırmış, lokantacı yetişmese bırakmayacakmış neredeyse. Saralım ne dedik ama bir yolunu bulup çıkartıyor kerata. Şimdi süngüsü düşük, üç bacakla aksaya aksaya yürüyor. İyileşir kırık yok diyor işi bilenler. Yavrular baya büyüdü, ara sıra dükakana korsan saldırı düzenleyip sağa sola kaçışıyorlar, kovuyorum, yine geliyorlar. Birine yer ayarladık şimdilik, diğerleri Allah kerim.

Hade hayırlı bayramlar...
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1426
Nereden: gebze

MesajTarih: Pzr Ekm 14, 2007 7:52 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

"eski bir ayyaş her zaman ayağa kalkar, yeter ki zaman tanıyın."

C.Bukowski

Açtım Youtube'u Çetin Akdeniz'den "Kütahya'nın Pınarları'nı" dinleyeceğim. Önce bir kaç müşteri geldi, ardından hanım telefon açtı, dördüncü kere dinleme teşebbüsümü de az önce okunan ezan böldü, şimdi sessizliğe büründü etraf, nihayet. Müzik adına ortada dönen dolaba başkaldırıyorum yavaştan yavaştan. Artık kulaklarımı kirletmeyeceğim...

İki gündür yağmur yağıyor Gebze'ye. Eskiden olsa şarap içer şiir yazardım. Her ne kadar ertesi gün hepsini buruşturup yırtsam da iyi gelirdi bana. Şiir benim yitik ülkem, bu saatten sonra da zor. Bayramı çalışarak geçirdik ve internete alıştırma turları düzenledik. Enformasyon çöplüğü, yol bulmak çok zor, hedefi iyi seçmek gerek. Bu arada facebook'la tanıştık ve orada da karakutu'yu bulduk, sonra bir kaç foruma bulaştık ki, biri Nihat Genç ile ilgili diğer ikisi edebiyat ağırlıklı. Onlardan birinde rastladığımız enterasan bir abiyi de takibe aldık, kışkırtıcı, tuhaf ve bazan ipe sapa gelmez şeyler yazıyor ve genellikle gittiği yerden kovuluyor, halen izini sürüyorum bakalım sonu ne olacak? Geri kalan yazıların çoğu ise "uyandım sabah ile göz yaşım sile sile" ile "bayıra karşı yatır beni, tırmala beni, kaşı beni" arasında. Çok yazma heveslisi var bu memlekette en azından böylesi bir tesbit için iyi bir denemeydi. Sonra bayram öncesi malum olaylar üzerine pek çok yer gezindik, epey açıldık elbette ve ülkücü kardeşlerin sitelerinde dönen muhabbetleri ağzımız açık seyreyledik. Bir ara Nihal Atsız'ın sitesine denk geldim açılışta kurt ulutuyorlar, valla. Ama site içerisinde lise çağlarında okuduğum "Bozkurtların Ölümü'ne" denk geldim ki ilk defa net üzerinden bir kitabı baştan sona okumaya başladım sonrası.

Hava soğuk ama ticari faaliyetlerimiz bazan yoğunlaşarak sürüyor. Bütün ramazan süresince sabreden içici tayfası ilk günden başladılar kaldıkları yerden devam etmeye. Kedi hala topallıyor ama en ufak tehditte köpeklere posta koymayı da ihmal etmiyor gerektiğinde. Birde can sıkıcı bir olay yaşadık bayramdan bir gün önce, esnaftan bir arkadaşımız intihara kalkıştı dükkanında borçlarından sıkılıp. Allah'a şükür dükkanın kapısının kapalı olduğunu fark eden biri tarafından kurtarıldı ve yine Allah'a şükür biraz yardım ettiler esnaf arkadaşlardan hali vakti yerinde olanlar. Borçlu olmak çok zor kardeşim, elini kolunu bağlıyor adamın. Ara ara İnönü mahalesinden canlı yayın yapacağız böyle...
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1426
Nereden: gebze

MesajTarih: Sal Ekm 16, 2007 9:34 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Paylaşmazsam çatlarım serisi...

Az önce dükkana eski müşterilerimden ikisi geldi, kamyoncu tayfasından. Onlar içeri girerken ben yazı yazıyordum kişisel dosyalarıma, sesi fark edince bırakıp ekranda aşağı indirdim dosyayı.
" Selamaleyküm Ahmet!"
"Aleykümselam abi"
"İnternet olayına girmişin"
"Ne yaparsın abi, can sıkıntısından..."
"Düşüyor mu bari bişeyler?"
"İşim olmaz abi!"
Artık kendi aralarında konuşuyorlar, kafalar zaten iyi olmuş başka yerde, cila çekecekler usuldan.
"İki bira ver hele"
"Üç yapalım"
"İki yeter baba"
"La zarar mı ederik?"
"Üç ver Ahmet sen!"
"Tamam abi"

Biraları poşetleyip ellerine tutuşturuyorum. Sallana sallana biniyorlar taksilerine. "İnternet" ve "düşüyor mu bişeyler?" arasında gelip gidiyorum kafam iyice afallamış, sonra bir kere daha "ve" nin sadece bir bağlaç olmadığını idrak ediyorum yeniden...
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1426
Nereden: gebze

MesajTarih: Cum Ekm 19, 2007 8:50 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bukowski olduğuma inanmaya başlamıştım.
c.bukowski

Ayesha'yı mı gördüm gibi geldi, yoksa yanılsamamıydı, geldiyse niye bir yazı döşenerek selam vermedi, verdi de ben mi göremedim, hem ben bu aralar çok mu hassasım? Karakutu'ya yazmaya başlayalı beri artık cümlelerim noktalanıyor, cümleye başlarken büyük harfle başlıyorum, paragrafları kısa tutup arasına boşluk atıyorum, ha birde aman Allah'ım bu bir itiraf, TDK'nın güncel türkçe sözlüğünü açıyorum yazarken. Uzun lafın kestirmesi ( bu ifade Ferhan Şensoy'a ait ) ben Karakutu'yu seviyorum sevgili ailem...

Bugün bir türkü söyledik başımız belaya girdi. Gelinler köprüden geçerken sadece köprüden geçerler bu sırada metamorfoz geçirmezler kız anem. Ara sıra diyorum ya ben düm düz bir adamım, boşuna avatarımıza ( Karakutu'ya şikayet avatar da nedir? ) kütük resmi koymadık değil mi?

İyi de konumuz bu da değildi. Paylaşmazsam çatlarım serisi asıl mevzumuz...

Bir gece Harem Gebze dolmuş hattının gediklilerinden rahmetli Tilki Selim ( Şu ara oğlu almış bayrağı, o devam ettiriyor şoförlüğü ), Ayı Kadir ve Maymun Alaattin abiler oturmuş demleniyorlarmış minibüsün içerisinde. Artık gürültü etmişler de etraf mı rahatsız olmuş, yoksa işgüzar bir vatandaş durduk yere şikayet mi etmiş ya da polisler oradan geçerken içerdekileri mi farketmiş belli değil bir ekip otosu yanaşmış yanlarına. Bir iki tıklatmış camı, açtırmış yan kapıyı içeri girmiş. Klasik ne var ne yok muhabbetinden sonra polis bakmış bizimkiler sadece seferlerini tamamlamışlar, iki tek atıp evlerine yollanacaklar sesini çıkarmamış ama gitmeden evvel isimlerini sorma gafletinde bulunmuş. Bizimkiler de sıfatlarıyla birlikte sıralamışlar hemen. Polisin tepkisi aynen şöyle olmuş " Harem Gebze değil hayvanat bahçesi sanki anasını satayım "
Demek ki neymiş, herkes konuşur tian not alırmış...
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1426
Nereden: gebze

MesajTarih: Cmt Ekm 20, 2007 8:58 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kedim Feyyaz iki gündür ortalarda yok, yavruların birini gönderdik, diğer üçü ile kaldık baş başa...


Bir kaç kez yazmaya çalışıldığı halde bir türlü aktarılma şansı bulamayan lanet yazılar serisi iki...

Gebze, evlenmeden evveli...

İşim beni öldürüyor. İnsanın ayağını rahatlıkla yerden kesebilecek milyonlarca şey arasından ben kendi ellerimle en boktan olanını seçmişim meğer. Hoş herhangi bir yerde farklı nedenlerle sıra beklemek ve insanların ense kökü kıllarını seretmek, yapışkan insan türü, gün aşırı zevzek insan manzarasına pencere açmak, yalandan cennet yeni yetme kız kaprisleri, siyasi söylemler, partilerin seçim öncesi uyguladıkları devasa toplu işkence teknikleri, TCDD tren tarifeleri ve hatta isminin baş harfleri, telefon faturaları, bozuk ev tesisatı ve kredi kartı gecikme faizleri de insanı çok güzel ve yasal yoldan kolaylıkla öbür dünyayla tanıştırabilir. Ama bu farklı...

Ben insan ırkından sıkıldım, Ne o başka bir türle mi lişki içindesin sorusu akla gelir anında. Değil elbette! Sadece yaşadığım yer kötü bir yer ve insanlar alabildiğince sıkıcı ve kabalar. Allahtan görüntü bozuk ta sırtarmıyorum aralarına karıştığımda. Öncelikle para eşek yüküyle kazanacak kadar çok ve bir kısmı hakikaten bu pastanın esaslı bir kısmını aralarında paylaşmışlar. Geri kalan büyük çoğunluk ise benim yanımda yöremde mekan tutmuşlar. Her biri konuşuyor dili döndüğünce ve ben bunaldım artık önüne gelenin paradan bahsetmesinden. Etrafımdaki kimseye birşey anlatma şansımda yok, zaten herkes her boka nane ve kafadan herşeyi bilir havalarında. Elbette tedrisattan geçirecek halimiz yok ama en azından sallanda ense traşını göreyim deme şansımız olmalıydı amma velakin o şansımızda yok. Akıntıya kürek çekecek kadar da kafayı yemedim henüz ama duyduklarım ve gördüklerimden anladığım şudur ki insan olarak anılan varlık düşkünü artık gemi azıya almıştır ve din dahil hiçbir varlığını kıymetlendirip inanmamaktadır. Laik ablalar bayram edebilir, artık başlar örtülü ama kıçlar açık, oğlanlar şekilli saçlı ve her birinde dil papuç kadar. Kimsenin alttan almaya niyeti yok ve herkes nefsini yüceltme peşinde. Benim sorunum ise bu vaveyla içerisinde yolumu şaşırmam ve ne ota ne boka yaranıp ortada salınıp durmamdır. Sadece içiyorum ve ruhum uyuşup uykuya emanet ediyor kendini diğer lanet günün başlamasına kadar...
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1426
Nereden: gebze

MesajTarih: Pts Ekm 22, 2007 6:42 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Gündemden kaçmak mümkün değil, insanın dilini bağlayan, yüreğini dağlayan haberlerle yatıp kalkıyoruz bayram öncesinden beri, uyku tutmuyor bazen, kalkıp Yaradan'a sığınıyoruz sadece dualarımızla, bir tuhaf burukluk ve elden birşey gelmeme hali, ben de Güneydoğu'da askerlik yaptım, ölebilirdim ama ölmedim diyemiyoruz, desek de hiçbir anlamı yok, bu işin sırası da yok, içimizi ferahlatmıyor sekiz yıl önce ölmemek ve tehlikeli bölgede görev almak. Sonra içimizi kanata kanata, bir pisikopatın haplanmadan ya da esrar çekmeden en ayık haliyle koluna jilet atması ve sızan kana ve acıyan yaralarına durmadan yenisini eklemesi gibi bakıyoruz haberlere, resimlere, yorumlara. Ne yapayım ben şimdi? Gidip aynı ekmek kavgasının derdinde olduğumuz kapı komşum Kürt kardeşimin boğazına mı sarılayım? Olamayacağını bile bile beni de alın askere diye dilekçe mi vereyim? Kinim dinimdir diyerek ortalıkta mı salınayım internet sayfalarında?

Köprünün sadece iki ucu yok ve nereye gideceğini şaşırmaktır Türk olmak. Bir tehlikeli gidişat var ülkemin içerisine çekildiği ve ben ya da geleceğim tehdit altında. Korkan şerefsizdir o ayrı konu, Amerika değil feriştahı gelse nasıl dedelerim yüzyıllar boyu savaşmışsa, aynı yolda yürümek benim de boynumun borcu, yalnız eli kolu bağlı olmak koyuyor adama. PKK ve onu taşeron olarak kullanan, Türkiye üzerine hesabı olan herkesin öncelikle benim cesedimi çiğnemeleri gerektiğini söylemek de içimi ferahlatmıyor...

Edebiyat sadece bu zor zamanlarda değil hemen hemen her daim sığındım bir kale ve benim özel varlık sebebim. Ben kalemde var olmağa devam edeceğim efendim, saygılarımla...


En son tiananmenian tarafından Pts Ekm 22, 2007 7:46 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
fadim
Forum Admin


Kayıt: May 27, 2006
Mesajlar: 2816

MesajTarih: Pts Ekm 22, 2007 7:42 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ve asla sadece bir bağlaç değildir bazen de kanlı bir ayraçtır.

Ve öldük ne zamandı unuttular!


En son fadim tarafından Sal Ekm 23, 2007 11:16 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Denemeleriniz Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6 ... 29, 30, 31  Sonraki
5. sayfa (Toplam 31 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok " Doğan Grubunu boykot çağrısı&q... Poe Güncel Olaylar-insanlar 21 Prş Eyl 18, 2008 11:20 pm
Yeni mesaj yok "İyi şiir her zaman dinidir" Poe Şairler ve Şiirleri 0 Pzr Ağu 03, 2008 1:30 pm
Yeni mesaj yok Futbol Sadece Futbol Değildir akrebingozleri Güncel Olaylar-insanlar 9 Pts Hzr 23, 2008 3:45 pm
Yeni mesaj yok Ya Şimdi Ya Asla ozanyazar Kısa Öyküler 0 Sal Hzr 03, 2008 3:29 pm
Yeni mesaj yok "Düşünün artık! Kamer Genç devre... warlord Güncel Olaylar-insanlar 0 Çrş Nis 23, 2008 11:21 am

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke