Kayıt: Feb 05, 2008 Mesajlar: 80 Nereden: keman sesinden
Tarih: Sal Hzr 03, 2008 12:28 pm Mesaj konusu:
Tian abi selamlar )
ve herkese..
üç gündür yoktum ve sonunda güzel bir istanbul gezisinden sonra tekrardan aranızdayım..
gelir gelmez baktığım ilk başlık bu oldu oylamayı gördüm ve hemen oyumu kullandım bende..
Bir bardak su gibisiniz demiştim bir keresinde, boşuna söylememişim, hakikaten öylesiniz...
Olan oldu sonunda ve Sivas olaya müdahil oldu; Buyrun;
"merhaba benim adım mevlüt sizin oyugönderenlerden biriyim 6/A da okuyorum naci hocanın öhren cisiyim size oyu göndermemizi söyledi bizde gönderiyoru
saygılarla m.mevlüt FİDAN 114 6/a
naciye hocanın öhrencilerin den biriyim
başarılar"
Ulan ben varya senin Türkçe öğretmenini alır başıma baştacı ederim, Allah'tan abla Sosyal Bilgiler öğretmeni, zaten her fırsatta kendisinin ellerinden öperim...
Kedim 'teneke bergen' bugün rüştünü ispatlayarak, ilk kavgasından tüyleri tırmık izleriyle yolunmuş, ötesi berisi çamura bulanmış haliyle ama kafasını gözünü yardırmadan sağlam çıkmayı başardı. Üstelik karşısında kendisinin iki katı büyüklüğünde yetişkin bir kedi vardı. Dükkan zaten kendisine aitti de bu kavga dükkanın önündeki alan için gerçekleşti. Köpek olsaydı müdahele ederdim ama bu sefer karışmadım. Hayata tutunması için mücadele etmesi gerek, ekmek dükkandan su lokantadan geçinip gitmek olmuyor öyle.
Kedi iyidir, sokak ya da ev kedisi olması onun için hiçbir şeydir...
Hoca'ya telefon açtım, dedim M.Mevlüt Fidan muhtemeldir ki sana duyurmam üzere bana böyle bir mail atmış, ben de görevimi yerine getireyim sana bildireyim dedim, üstelik nick ( nick'ni yiyim takma isim.) olarak Polat Alemdar'ı kullanıyor. Demez mi bu okulun en saf, en notları zayıf çocuğudur, senin mail adresini bulup cevap yazabilmesi bile bir mucize, üstelik aklına, ders geçme, not yükseltme, sınıf atlama gibi şeyler gelmez bile diye...
Uyy ana muhteser, bir hoş oldum ben bu sefer. Mevlüt'e sıkı bir cevap yazıp gönderdim, ben bu Sivas'ı, sadece doğduğum büyüdüğüm şehir diye değil, sırf saflarının ve delilerinin çok olması nedeniyle de sevdim...
Akp'den, icraatlarından, kadrolaşma aymazlığından, askerlere yaranma çabasından, ekonomik yaptırımlarından, maliye bakanından, cumhurbaşkanından, eşinden, eşinin başbakan eşiyle dargınlığından, Topkapı sarayından istediği eşyalardan, beraber yürüdük biz bu yollarda şarkısından, masa başında milli gelirin yükseltilmesi çabasından, bu yükselen milli gelirin mahallemizin temizlik işleri sorumlusu çingene Şahin abinin maaşına bir türlü yansımamasından, enerji dar boğazından, petrol fiyatları yükselişinden, kredi kartı faizinden, bizi ufak düşünüp küçük yaşamaya mecbur bırakmalarından...
Sıkıldım...
Chp'den, Baykal'ın gün aşırı sinirli, ukala ve ölçüsüz konuşmalarından, parti kadrosundan, kadronun çapsızlığından, laik teyzelerden, kendi istedikleri türde bir müslüman oluşturma çabalarından, hiç bıkmamalarından, dinlenmelerinden, kıllanmalarından, sızlanmalarından, mitinglerinden, parti konvoyunda ölenlerinden, ruhsuz destekçilerinden, yetmiş yıl evvel ölmüş bir adamı mezarında rahat bırakmamalarından, halkçılıklarından, ulusalcılıklarından, bürokrasi aşklarından, askere darbe yaptırma gayretlerinden, yüksek yargı organlarını kendi siyasi emellerine alet etme çabalarından, kendilerini yetmiş yıldır bu ülkenin kalbur üstü takımı sayıp bir yetmiş yıl daha torunlarının geleceklerini garantiye alma hırslarından, Tuncay Özkan'ından, Atatürkçü mankenlerinden, medya siyaset ilişkilerinden, tekrarlanıp durmalarından, bu ülkeyi babalarının çiftliği sanmalarından...
Sıkıldım...
Mankenlerden, türkücülerden, şarkıcılardan, dansözlerden, köşe yazarlarından, futbolcularından, spor yazarlarından, medya patronlarından, aşk ilişkilerinden, Beyoğlu gezmelerinden, birbileriyle didişmelerinden, Nişantaşı cafelerinden, Bodrum'da giydikleri bikinilerinden, paraya tapınmalarından, kamerasız yapamamalarından, şovmenlerinden, yalakalalıklarından, ucuzluklarından, satılmışlıklarından, kendi hayatlarını yüceltmelerinden, her şeylerini ortaya döküşlerinden, eşcinsellerinden, çok eşliliklerinden, Ukrayna'lı hizmetçilerinden, içlerinden okunmaya değer dört isim çıkaramamalarından, solculuklarından, halkçılıklarından, Orhan Pamuk'larından, Teşvikiye Camii'lerinden kalkan cenazelerinden, cenazeye siyah takım elbise ve güneş gözlüğü takarak katılmalarından, organize işlerinden, içlerine aldıkları herkesi, herşeyi kendilerine benzeterek rezil etmelerinden, Yeşilçam'ından, vergi rekortmenliklerinden, topyekün sosyete ve medyadan...
Sıkıldım...
Değişen, zenginleşen, değerlerini değiştiren müslümanlardan, onların dinlerini yeni duruma uydurma çabalarından, bir türlü ne olduklarını ortaya koyamamalarından, el öptüren şeyhlerinden, Refah partisinden, Versace kravatlarından, cuma namazlarını gösteriye dönüştürmelerinden, kıl, tüy, ef, püf binlerce ayrıntıya yüzlerce kere konuşma, tartışma, yorumlama, aydınlatma gereksizliklerinden, hepsinin herşeyi bilmesinden, ilahiyat profesörlerinden, modernleşme çabalarından, zenginleşme ve sınıf atlama becerilerinden, parayı bulduklarında ilk iş eski hanımlarını boşamalarından, imam nikahlı metreslerinden, kadın köşe yazarlarından, gazetelerinden, patronlarından, sinemalarından, yönetmenlerinden, beş yıldızlı hacca gitmelerinden, uçakla geri dönmelerinden, Mevlana sevgilerinden, Osmanlı aşklarından, cemaatlerinden, menfaatlerinden, birbirleriyle didişmelerinden...
Ama ben meğer boşuna darlanmamışım, daha yazı biter bitmez devletimin epeydir beklenen su borcu tebligatı postacı tarafından imza karşılığı elimize teslim edildi. Bu postacılar eskiden pek bir sevilirdi, mektup falan getirirlerdi daha çok, şimdi diplomat zarflarıyla kredi kartı borçlarını ya da sarı bir zarfla icra ya da ceza tebligatlarıyla dolaşan postacıyı gören şeytan görmüş gibi oluyor. Bir dönüşüm de bu ülkem tarihinde seksenlerin sonrasında, çünkü postacı artık sevgi, muhabbet, selam taşımıyor, sadece daktilo yazılarından çakma dert taşıyor. Ama ben severim kendisini yine de, adamcağızın ne suçu var şekerim, o sadece ekmeğinin derdinde. Herneyse su borcum tamı tamına 5,580,06 ytl tutmuş. Ulan hepsini bir batında anladım da, bu 06 kuruşu nasıl tahsil edeceksiniz şarapsızlar? Ödersem o kuruşu ne olayım diye dalga geçiyorum bir yandan ama yazı ciddi. Büfe değil baraj işletiyoruz sanki ..... ....... yerinde. Avukat arkadaşlara danıştık, nette yargıtayın emsal kararlarına baktık ne derken, mahkemeye gitmeme kararına vardık. Su kullanımı var evet, hata ben de yüzde yüz var evet, ama benden önce üç yıl da başkaları tarafından kullanılmış kardeşim, ancak devletimin memuru diyorki bana git onlardan iste, verirlerse amenna vermezlerse biz sadece seni tanırız. Üç sene önce neden denetim yapmadınız lan diyemiyoruz tabii, suyu da kestiler zaten, şimdi sekiz takside bölüp ödeme derdine düştük. Bugün tam olarak hatırlayamıyorum ama galiba sevgili Poe'nin başlıklarından birinde, (ki kendisinin başlık açma hızına yetişebilene aşk olsun ve bu vesileyle bir selam daha göndermemiz de mümkün olsun, olsun gülüm olsun ne olacaksa olsun) ben milletvekili maaşlarını ödüyorum gibi bir ibare vardı. Vallahi ben de rüşvetçi, afedersiniz ama dayanamıyorum ağzımdan kaçtı birden evet rüşvetçi ...evenke eski parayla iki milyar ödemeyi gururuma yediremediğim için devletimin İsu'sunun yaklaşık olarak sekiz memurunun bir aylık maaşını sekiz taksitte ödüyorum. Yani icra olayına girmemek için ödemek zorundayım.
Aman da bre, bu gece eve yürüyerek giderken Ahmet usta'dan acılı bir kokoreç alıp yeme vaktine yaklaşıyor saatler...
Ve sırf biz sıkılmayalım, rutine bağlamayalım diye, postallısı, cüppelisi sırayla darbe yapıyorlar. "Anayasa Mahkemesi" hiçbir masraftan kaçınmayıp anayasayı çiğnedi. Daha n'apsınlar. Bu millete de yaranılmaz ki!
Kaç gündür yoktum. Yazılanları bitirmeden oylamaya katıldım. olur ya bitiverir falan...
Bu edebiyat piyasasında dolaplar her daim dönüyor zaten. Tian edebiyat piyasasının değil bizim gönlümüzde oyların sahibi ne de olsa. Gerisini hep bir ağızdan buyrun...
"Sadece kendi söyledikleriyle ilgiliydi, bu yüzden yazarken ve konuşurken sadece kendi dilinin şarkısını dinlerdi..."
Arante Menin
Türkiye'de yaşamak bir şaka gibidir bazen! Uyuz öğrenci el şakasına benzer, her an ensenize bir tokat indirilip feleğinizin kıçı tavana vurduğunda, sırıtkan bir dudak kırıntısıyla karşılaşıp aynı ele hükmeden beynin dış kapısı şu cümlelerle karşılaşabilirsiniz "Naber lan hergele, kihh, kihh, kihh" Anında suratının ortasına bir yumruk atıp ağzını burnunu yamultma gibi ilkel bir içgüdü içerinizi şöyle bir yoklasa da edip edebileceğiniz sadece küfredip bir daha karşılaşmamayı yüce Yaratıcı'dan talep etmek olacaktır. Ancak kurtuluş yok, en olmadık zamanda boktan bir el şakasına mahsur kalmak burada yaşamanın doğası gereğidir. Bu her türlü yolla denenir, asker, yargı, hükümet, muhalefet, basın, Orhan Pamuk, Ferdi Tayfur, Müjde Ar, Yalçın Küçük, say say bitmez binlerce isim ve kurum, bu tatsız tuzsuz şakanın ele avuca sığmaz şakacı cinleridir...
Türkiye'de yaşamak bir komedi oyunudur bazen! En olmadık yerden en olmadık rastlantıyla en absürd ve gülünesi sonuçlara varılabilir. İki tane deprem uzmanı profesör birbirleriyle efendi efendi konuşmaya başlayıp ardından ekranda sille tokat birbirlerine girmesidir. Herkesin değersiz hayatını ölümsüz varsayıp kendisini önemli sanmasıdır, kendinin, karısının, çocuklarının, fikirlerinin, bacak kıllarının, kürsüsünün, işinin, içtiği içkisinin, köşesinin, cebinin benzersiz olduğunun inancıyla devam etmesidir. Askerlerin mıh gibi vatanın bölünmez bütünlüğü ve devletin bekası için iç ve dış düşmanlara karşı giriştiği uzun soluklu bir bayrak koşusunu bir ömür taşıyarak sonra ardılına bayrağı teslim etmesidir. Öyle komiktir ki, bu amaç değişmez, değiştirilemez anayasa maddelerine konu edilmiştir. Bu komedi bazen kanlı bir melodrama da dönüşebilir...
Şimdi bir de korku filmi dir aynı zamanda diye yazacaktım, Evren Paşa'nın "Bize taraflı demesinler diye o zaman bir solcunun idam kararı önümüze gelmişti. Bir de sağcınınkini imzaladık." diyebilmesini, sırf bu sözlerine binaen yargılanmasını ve hüküm giymesini geçtim artık, o günden bu yana hala yatağında rahatça uyuyabilmesinden başlayacaktı korku filmim...
Ama yazmayacağım artık, ben ülkemin gündeminden korkunç derece de kaçmak isteğindeyim şu aralar...
Holocaust Müzesi.
Müzenin girişinde görünür bir yerde Papaz Martin Niomoller'in sözleri asılmış
"Önce sosyalistleri topladılar
Sesimi Çıkarmadım,
Çünkü ben sosyalist değildim.
Sonra sendikacıları topladılar
Sesimi çıkarmadım,
Çünkü ben sendikacı değildim.
Sonra çingeneleri topladılar
Sesimi çıkarmadım,
Çünkü ben Çingene değildim
Sonra Yahudileri topladılar
Sesimi çıkarmadım,
Çünkü ben Yahudi değildim.
Sonra beni almaya geldiler
Benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı".
"Stultorum infinitus est numerus"
"Sonsuzcadır aptalların sayısı"
Mahmut Cahit'den alıntılamışım, sene 97, Ankara...
Ankara'da ki yalnızlık günlerim şekil değiştirerek hükmünü sürdürüyor. Bu sefer bambaşka bir oyun perdelenen. Biraz komik, haliyle avama neşe gerek, sefile eğlence. İki gün sonra son sınavını vereceğim beş yıldır dirsek çürüttüğüm okulun. Türkiye ekonomisi dersinin tek ders sınavı. Yedim, yaladım, yuttum Türkiye Cumhuriyetinin ekonomi tarihini, hayatımın geri kalan kısmında iş sınavları hariç hiçbir yerde kullanamayacağımı bilerek. Belki kahve muhabbetlerinde yeri gelir bir kaç kırıntı ortaya dökülür, İzmit iktisat kongresinden, ya da tütün rejisinden bahis açılır belki. Yetmiş üç ayrı dersten geçmişim zaman içerisinde, yetmişdördüncü kalmış tek engel. Sınav olmanın gerekliliğini bir yerde anlıyorum ama içeriğinin kurgusuna da gıcık oluyorum diğer yandan. Başarılı olduğum takdirde bana verecekleri kağıt parçası geride kalan, hiçbir şeyi göz önüne almadan veya herşeyi yadsıyarak sadece üzerinde "mezun" ibaresiyle anlamını bulacak. Ben mutlu olacağımı varsayacağım, ailem ve dostlarım mutlu olduğumu düşünerek sevinecekler. Sonucun sıfır olduğunu iliklerimdeki kan yapıcı hücrelerim bile hissederken, beyin hücrelerimin arka kısmında oluştuğunu varsaydığım avuntuları birer ikişer sıraya dizip, daha sonra da gerçek olduklarını binlerce kez kendi kendime yineleyerek devam edeceğim.
Üniversiteyi bitirmekte olan diğerleri ne düşünüyor bilmiyorum, ben Celal Bayar ve 5 Nisan kararları arasında sıkışan iktisadi kronolojiden arta kalanıyla uyumadan önce bunları karalıyorum sadece defterime...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız