Yatak önemli midir? Gemide, uçakta, yahut hastaneye yetiştirilmek istenirken
arabada, aceleye gelmiş olanlarınki dışında; hepimizin doğum yeri,
"yatak"
olduğu için önemlidir. Ayrıca çoğumuzun doğum tezgâhı dahi orası olduğu için
önemlidir. Dünyadan ayrıldığımız son istasyon da, genellikle yine orasıdır ama;
bunun önemi, birinciler kadar çekimli değil...
***
Yatağın önemini belirten bir bilgelik taslamaya kalkarsak, şöyle diyebiliriz:
- Yatakta ana rahmine düşer, yatakta doğar, yatakta ölürüz.
***
İnsanlık serüvenini bu kadar yoğun derleyip
toparlayan ikinci bir "şey"
gösteremezsiniz yeryüzünde.
Buna karşın yatak, sanatın her dalında ne kadar ön plana çıkarılmışsa; günlük
konuşmalarda da, o kadar arka kapının dibine itilmiştir.
Herkes herkesin halini hatırını,
baş ağrısını, diş ağrısını, mide ağrısını,
böbrek ağrısını, -biraz da dostluk nezaketi olarak- sorar ama; kimse kimsenin
yatağını soramaz. Sanki yataktan kaynaklanan sıkıntılar, en az öteki sıkıntılar
kadar bir yaşam cenderesi
yaratmıyormuş gibi...
***
Gecelerini uykusuz, yahut yapayalnız, yahut bir türlü kaynaşamadıkları eşlerle
geçiren nice kişi; ruhsal sıkıntısının asıl özünü söyleyemediği için, "canım"
diyene "canın çıksın"
diyecek tersliklerle; yaşamı haram edip gider hem
kendisine, hem başkalarına...
***
Yatak önemli midir?
O kadar önemli olmasa, geçen yüzyılın başında kullanılmış yataklardan bir
tanesi; üç beş hafta
önce bir antikacı mezadında, beş milyon liradan alıcı
bulmazdı...
Yüz yetmiş yıl sonra, yatağı beş milyon lira edebilecek bir yaşamdan geçmiş
olmak; her kula nasip olacak bir kuyruklu yıldız saltanatı
değil...
***
Geçenlerde bir İsviçrelinin beş milyonu bastırıp aldığı yatak; Napoleon'un kız
kardeşlerinden Pauline Bonaparte'a, resmi unvanıyla Prenses Borghese'e aitmiş.
Satışla ilgilenenler:
- Ah
ah, diyorlarmış; şu yatağın dili olsa da, görüp geçirdiklerini bir bir
anlatabilse...
***
Pauline, altınla mermerden yapılmış eski Roma saraylarına benzer bir sarayda
otururmuş.
Yirmi altı yaşındayken bu
sarayda anadan doğma çıplak poz vermeye kalkmış ünlü
yontucu Canova'ya...
Canova, yontunun iç gıcıklayıcı bölümlerini çalışırken, titreyip duruyormuş
elleri.
Pauline:
- Neden bu kadar heyecanlısınız, neden
korkuyorsunuz, diye sormuş Canova'ya...
Canova:
- Yaptığım yontuya âşık olmaktan korkuyorum, demiş.
Prenses, küçük bir gülücük fırlatmış sanatçının burnuna:
- Haydi canım siz de, kibarlık
ediyorsunuz.
Ve Canova'nın, "Çoban Paris'in verdiği elmayı tutan çıplak Venüs" anıtı böyle
yaratılmış.
Yapıtı görenler, bir sanatçıya böyle çırılçıplak poz vermekten sıkıntı duyup
duymadığını sormuşlar
Pauline'e...
Pauline:
- Ne sıkıntısı, demiş... Oda soğuk değildi ki, ateş yanıyordu içeride...
***
Napoleon, kız kardeşinin yaşam biçimini bildiği için, "Küçük Tanrısız" dermiş
ona.
"Küçük
Tanrısız" iki kez evlenmiş. Önce General Leclerc'le; ondan dul kalınca
da, Camille Borghese'le...
Bunların dışında da sayısız aşklar yaşamış. Bazıları herkesçe bilinen, bazıları
da bilinmeyen
aşklar...
***
Ayaklarını ısıtmak istediği zaman, nedimelerinden birine soyunmasını rica eder
ve onu bacaklarının arasına oturtarak, ayaklarını memelerinin üstüne koyup
ısıtırmış.
***
1806'da arabalarıyla dinlenmek için bir sayfiye kasabasına giderken, yolda
kayınbiraderinin vali olduğu bir yerde durmuş.
Bir geceliğine de olsa, "Mutlaka süt banyosuyla, duş isterim" diye
tutturmuş.
Bir küveti sütle doldurmuşlar; banyo odasının tepesini delerek de, garip bir duş
düzenlemesi yapmaya kalkmışlar.
Delikten akıtılan sular, sütle dolu küveti taşırıp, ortalığı vıcık vıcık,
pesperişan
etmiş...
***
Hangi baloya gitse, erkekler gözlerini ayıramazlarmış üstünden. Kendisini
çekemeyip, diş bileyen kadınlar ise:
- Güzel olmasına güzel ama, lahana yaprağı gibi kulakları var. Benim o kadar
çirkin kulaklarım olsa, çoktan keser atardım, derlermiş.
***
Pauline'in yatağı beş milyona şimdi bir İsviçrelinin evinde...
Yatak önemli midir?
Bilmem... Sizler ne diyorsunuz; önemli
midir?
Hele Napoleon'un kız kardeşinin yatağı olursa...
———————
Not: 22 yıl önce yazılmış bir yazı... "Yeryüzü
Tanrıçaları"ndan...
Milliyet
06/06/2005