Makale: BİR MEDENİYET KURAMCISI OLARAK İBN HALDUN
Tarih: 13.09.2004 Saat: 22:15 Gönderen: karakutu
|
|
"Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer."
İbn Haldun
GİRİŞ
İnsanlık tarihinde önce yetiştikleri topluma sonra tüm insanlığa yol
gösteren, belli dinamiklere bağlı olarak bir medeniyetin kurulmasında veya
gelişmesinde rol oynayan "deha"lar her zaman olagelmiştir. Dehanın belki de
en büyük özelliği dünü, tarihi-sosyolojik bakış açısıyla değerlendirip bugün
ve yarın hakkında fikirler üreterek çağlar üstü olabilmesidir. Deha
pratisyen değil teorisyendir. Teorilerini de bir fantezi olsun diye
oluşturmaz. Zaten o, teori oluşturmak için yola çıkmış değildir. Herşey onun
görev bilincinin ve cehdinin bir sonucudur.
Tarihte ve günümüzde dehaların yeterince anlaşılamadıklarını rahatlıkla
söyleyebiliriz. Fikirlerinin yoğunluklarından dolayı sulandırılarak,
katalizör olarak bir şeyler katılarak aktarıldıklarından1 dehaların tek
boyutlu olmadıkları, olaylara bütün olarak baktıkları hep gözden kaçmıştır.
Celâleddin-i Rûmî'nin malum fil hikayesi gibi çoğu kere dehalar değişik
zamanlarda ve değişik kişilerce, değişik yönleriyle değerlendirilmiş ve bu
değerlendirmeler bir bütün haline getirilememiştir. Böylece diyebiliriz ki
Cemil Meriç'te de ifadesini bulduğu gibi2 anlaşılmamak olan dehanın kaderini
İbn Haldun da paylaşmıştır.
Bu yazımızda İbn Haldun'un temel dinamiklerini bulmağa ve onun bir tarihçi
veya sosyolog vs. olmaktan ziyade bir medeniyet kuramcısı olduğunu
belirtmeye çalışacağız.
Tunus'ta 732/1332'de doğan ve Kahire'de 808/1406'da vefat eden İbn
Haldun**un hayatı3 ayrıntılar göz önüne alınmazsa genel olarak iki bölümde
incelenebilir ve bu iki bölüm kalın çizgilerle birbirinden ayrılır. Kırk beş
yaşında İbn Selâme Kalesi'ne yerleşene kadar siyasi ve idari karışıklıklar
içinde geçen ve "menfaat ve maslahatına olan her vesileden ve vasıtadan
rahatlıkla faydalanmasını bilen"4, adeta bugünkü ifade ile makyavelist bir
tutum sergileyen İbn Haldun, hayatının ikinci safhasında ise "Siyasi
entrikalardan uzak, huzurlu ve istikrarlı bir hayat yaşama imkanına
kavuşmasıyla"5 birlikte kendisini ilme ve telife vermiştir.
Eserlerinde ve özellikle Mukaddime'de hayatının ilk safhasında geçirdiği
pratik ve pragmatik tecrübelerinin etkisi varsa6 da onun kaderin bir cilvesi
olarak ve kabına sığmayan bir kişiliğinin sonucunda oluşan bu hayatından
hoşnut olmadığını, asıl kişiliğini olgunlaşma olarak kabul edilen kırk beş
yaşından sonra bulduğunu yazdıklarından anlayabiliriz. Onda hayatının ilk
döneminden kalanlar farklı kişilik yapılarından ve farklı toplumlardan
oluşan müşahedeleridir. Artık "Tunuslu filozof bir kartal gibi yükselir
bulutlara."7
MUKADDİME
Bulutlara yükselen ve İslam Medeniyeti'nde çöküşün sinyalleri yayılırken
zirveye çıkmasını başarabilen İbn Haldun zirvelerde "bulutları dağıtan bir
rüzgar"8 estirir: "Mukaddime".
Mukaddime İbn Haldun'un özümsediği bilgilerinden ve müşahedelerinden
oluşmuştur. Çünkü o, okuduğu kitapları "ezberlememiş, sadece anlayarak
okumaya ve tedkik etmeğe çalışmıştır."9 Bu hususu teyid için o şöyle
demektedir: "Herhangi bir ilimde bilgin olmak için gereken ilk bilgileri, o
ilmin kaide ve kurallarını ve ilimde incelenen meseleleri asıl ve
esaslarından, başka bir deyimle küllî olan usullerinden fer'î olan
meselelerini çıkarabilmekle olur. Herhangi bir ilimde bu hususlarda meleke
kesbedilmedikçe o ilimle meşgul olan kimse onu iyice kavramış ve bilmiş
sayılmaz. Bu meleke fehm, anlam ve ezberlemeden başka bir şeydir."10
Kuvvetli bir meleke ile yazılan "Mukaddime bir hamlede fethedilemez.
Atıfların ve îmaların karanlık dehlizinden geçeceksiniz. Tanımadığınız
mefhumlar kesecek yolunuzu. İbn Haldun külliyatını tetebbu etmeyenlere
sırlarını ifşa etmez eser."11
"Geniş bir kültür birikimini içeren Mukaddime'nin incelenmesi başlıbaşına
bir sorundur. Bu sorunun çözümüne sağlıklı bir yaklaşım, Mukaddime'deki her
konunun ayrı ayrı dikkate alınmasını değil, fakat konular arasındaki iç
bağıntıların karşılıklı etkilerindeki bütünlüğün ihmal edilmemesini
gerektirir."12 Böyle olunca da ne sadece Satı el-Husri'nin belirttiği gibi13
bir sosyoloji kitabı ne de bir tarih kitabıdır. O hem çözümleyici hem
birleştirici bir tarzda incelenen ögelerden oluşan14 dev bir medeniyet ve
"beşeri ilimler ansiklopedisidir."15 Çünkü İbn Haldun bu eserinde
medeniyetlerin ve kültürlerin doğuşunu, yükselişini ve çöküşünü
çözümlemekte, özellikle İslam medeniyetiyle ilgili tutarlı görüşler ileri
sürmektedir.16 Yine İbn Haldun, "Mukaddime'de yalnız tarihle uğraşmaz, aynı
zamanda İslam dünyasındaki sanatları, ilimleri gözden geçirir, bunların
herbirinin amacını ve kapsamını belirler. İbn Haldun'un yaptığı ilimler
sınıflandırması da, nihai İslamî bölümleme sayılabilir."17
TARİH ANLAYIŞI
"Mukaddime'deki tarih felsefesi nev'inin en büyük eseri.
Şimdiye kadar hiçbir çağda, hiçbir insan zekası
böyle bir eser yaratmamıştır." Toynbee
"İbn Haldun'un hedefi, "masal"cıların masallarını yakmaktır."18 O, "çağını
anlamak için eğilir tarihe. Çünkü her tarih eseri, doğrudan doğruya veya
dolaylı olarak yazarın hayat tecrübesine bağlıdır."19 Bu hayat tecrübesi de
hiç şüphesiz bir kültür ve medeniyet ortamında oluşacaktır. Onun amacı
rivayet etmek için tarih yazmak değildir. Onun yaptığı kendisindeki önceki
büyük tarihçilerin hata yaptıklarını gördükten ve hesaba katmadıkları başka
bir bilimin kuralları olduğu bilincine vardıktan sonra onu aramaya
koyulmaktır. Çünkü "onun nazarında tarih küllî bir ilimdir."20 Yine ona göre
"tarih, siklet merkezliği yapan bir bilgidir."21 İbn Haldun "tarihin bir
ilim olduğunu, geçmişi bilmekle insanların hali değerlendirebileceklerini
söylemektedir. İbn Haldun bir su damlası nasıl diğer su damlalarına benzer
ise bir milletin geleceği de geçmişe aynen benzer demektedir."22
Görülüyor ki İbn Haldun tarihe farklı açıdan bakarak "kendisinden önceki
tarihçileri rivayetçi anlayış ve metodlarından ötürü yermekte ve tarihte yer
alan haber ya da bilgilere yalan karışmasının nedenlerini irdelemektedir."23
O, daha önceki tarih literatüründen hemen hemen hiç etkilenmeksizin
tarihçiliği yeni düşünceler ve yeni bir araştırma metoduyla
zenginleştirmiştir.24
İbn Haldun tarihi şöyle tanımlar: "Tarih, bir çağa veya bir nesle has
haberlerin anlatılmasıdır."25 Ancak bu anlatımda sosyal hayatın oluşup
gelişmesinin nedenlerinin bilinmesini gerekli görür. İbn Haldun'un
tarihçiliği yüzeysel değil26 bir tarih felsefesi geliştirecek kadar
derindir. "Tarihin içinde saklanan mana, incelemek, düşünmek, araştırmaktan
ve varlığın (kâinatın) sebep ve illetlerini dikkatle anlamak ve hadiselerin
vuku ve cereyanının sebep ve tertibini inceleyip bilmekten ibarettir. İşte
bundan dolayı tarih şereflidir ve hikmetin içine dalmıştır."27
İbn Haldun'un olaylardaki temel sebeplerin önemine işaret etmiş olması bir
çok yazar tarafından determinist28, pozitivist29, tarihi materyalist,
ampirist ve rasyonalist30gibi haksız tanımlamalara yol açmıştır.31 Hatta
İlyas Ba-Yunus ve Ahmed Ferid, "İbn Haldun'un İslam'a hizmet amacıyla
eserlerini kaleme aldığı pek söylenemez"32 şeklinde hayret verici ifade
kullanmaktadırlar.
Oysa, "temel ve ilk sebep olarak Allah'ı, Allah'ın iradesini kabul ettikten
sonra, cereyan eden olayların görünürdeki maddi sebeplerini (adetullah'ı,
sünnetullah'ı) incelemek, olaylarla sebepler arasındaki sebep-sonuç bağını
ortaya koymaya çalışmak -bazılarının zannettiği gibi- materyalist olmayı
gerektirmez."33
Doğrusal (linear) bir tarih görüşüne dayanan modernizme göre, Ülken'in de
belirttiği gibi "İbn Haldun tamamıyla terakki (ilerleme) aleyhtarıdır.
Herşey hareket ettiği noktada nihayet bulur ve yeniden başlar."34 Doğrusal
bir tarih görüşüne sahip olmaması onun "modern" değil İslami geleneksel bir
çizgide olduğunu gösterir. İkbal, İbn haldun'un Mukaddimesinin bütün ruhunun
Kur'an-ı Kerim'den aldığı ilhama dayandığını belirtir.35 "İlerleme,
Avrupalıların yakın zamanlarda geliştirdikleri bir anlayıştır ve modern
olmak "ilerlemeci" olmaktır."36 İslam alimleri için ise tarih çevrimsel (cycle)*
bir şekilde gelişir. "Tarih bu yüzden tekerrür etme eğilimindedir. Ancak
tarih aynı aktörler, olaylar şeklinde tekrarlanmaz. Olaya sebebiyet veren
boyutlar yine de aynıdır: mekan ve insan tabiatı. Merkezde "Mükemmel insan"
olarak Rasulullah yer alır. Bütün zaman kesitlerinde yaşayan insanlar için
ana cazibe kaynağı asr-ı saadettir. Müslüman hangi mekanda ve zamanda olursa
olsun fıtrat eksenine bağlı olarak "niteliği" temsil eder. Yükseliş, düşüş
Allah"ın iradesi içinde insanların fıtrata olan yakınlık ve uzaklığına göre
değişir."37 İbn Haldun'un dairesel tarih anlayışı çağının bedbin yapısından
veya kaderci olmasından değil38, İslami'ın dinamik evren anlayışından
dolayıdır.
Hayat yolunda insanın sürekli ilerlediğini, dahası tarihin sürekli
ilerlediğini ileri sürmek hayatın gerçekleriyle bağdaşmıyor. Çünkü insanlar
da, toplumlar da başladıkları noktanın gerisine düşmüş olabiliyor. Fakat
başlanan noktanın gerisine düşmüş olmayı her yönüyle kayıp saymak ta
gerekmiyor. Bir ilerlemenin kaydedilemediği, dahası bir gerilemenin tespit
edilebildiği durumlarda bile işin içinden bir olgunlaşma ile çıkıldığı
söylenebilir.39
Şunu da belirtmeliyiz ki Kur'an'a göre toplumlar da bireyler gibi canlı
organizmalardır. Onlar da tıpkı insanlar gibi doğar, büyüyüp gelişir ve
nihayet ölüp giderler. A'raf Suresi 34.ayet bu gerçeği evrensel bir kanun
halinde şöyle veriyor:
"Ve her toplum için bir vade belirlenmiştir. Öyle ki, vadeleri dolduğunda
onu bir tek an olsun, ne geciktirebilirler ne de öne alabilirler." 40
(Ayrıca bk. Yunus, 149; Hicr, 5; Mü'minun, 43)
Yine Kur'an'a göre milletler topluca değerlendirilir ve kötü hareket ve
davranışlarının cezasını hem bu dünyada hem öbür dünyada çekerler.41 İbn
Haldun'un vurgulamak istediği noktalardan biri de işte budur. O bu noktaya,
Fındıkoğlu'na göre, ömr-i beşerle ömr-i cemiyeti analoji ile yaklaştırarak,
bir başka ifade ile biyolojik determinizmini içtimai determinizmle devam
ettirerek ulaşmıştır.42 Böylece o, bütün kanunları "bir"e irca etme
niyetini43 ortaya koymuştur.
İbn Haldun'un determinizmi hakkındaki M.Armağan'ın görüşüyle bu bölümü
bitirelim. "Nedensellik düşüncesinin İbn Haldun'un sistemindeki yeri oldukça
belirleyici. Şu halde İbn Haldun, olaylar arasında nedensellik bağı olduğuna
inanmaktadır ama bu onu bir "fenomenizm"e götürmez. Olaylar arasındaki
nedensellik bağını, tabiî ve toplumsal kanunlardan ilahi kanunlara doğru
yükselen bir spiral şeklinde düşünmektedir. Bunların uygulanış alanları ve
düzeylerinin farklı oluşuna karşın hepsi ilahî kanunda birleşmektedir."44
Açıkça anlaşılıyor ki onun nedenselliğinin temelinde sosyolojik değil, moral
ve dinî faktörler bulunmaktadır.45
UMRAN İLMİ
"Tarih telakkisinin mahiyeti İbn Haldun'u tabii olarak "Umran" fikrine sevk
etmektedir. Bugünkü istilahlarımıza göre medeniyetin tam kendisini ifade
eden, Alman sosyolojisi istilahları göz önüne alındığı takdirde aynı zamanda
"kültür, hars" manasını da şümulü dairesine alabilecek olan bu umran fikri,
Arap müverrihini on dokuzuncu asrın sosyologları nazarında orijinal gösteren
belli başlı düşüncelerden berini teşkil eder."46
İbn Haldun tarihten hareketle umran ilmine varmıştır. Cemil Meriç'in
ifadesiyle umranın keşfi, tarihten tesadüfü kovan bir ihtilaldir.47 Çünkü o,
"umran ilmini tesis etmiş, tarihin karanlıklarını aydınlatmaya, maziyi örten
yoğun hurafe ve efsane bulutlarını dağıtmaya çalışmıştır. İbn Haldun, umran
ilmini tarih için bir vasıta olarak görmüştür. Lakin onun nazarında tarih,
medeniyet, beşeriyet ve kültür tarihi olduğundan bir içtimai felsefe
kurabilmiştir. Ona göre aslında tarih de bir nevi umran ilmidir."48 Meriç,
umran'ı, "geniş manasıyla medeniyet, yani: bir kavmin yaptıklarının ve
yarattıklarının bütünü, içtimai ve dinî düzen, âdetler ve inançlar"49 olarak
tanımlamaktadır. Ancak Uludağ, İbn Haldun'un umrana yüklediği mananın
medeniyet tabirinden daha şumullü, umumi ve ilmî olduğunu söyler.50
İbn Haldun'a göre, insanî toplanma, dünyanın bayındırlığı (umran) anlamına
gelir. Bu zorunludur. Çünkü, insan, tabiatı gereği medenîdir.51 Yani medenî
topluluk -ki bu kenttir- insan türü ve bekası için zorunludur. Umranın
anlamı işte budur.52
İbn Haldun umranı iki kategoride inceler ve medeniyetin bu aşamalar
sonucunda oluştuğunu belirtir:
a)Bedevî umran:
Bedevîlik53 yani badiye hayatı, ne çöl hayatını ve ne de köy veya kır
hayatını ifade etmekte belki de bunların hepsini içermekte, bedevilerin
oturduğu ve dolaştığı her bölgeyi, göçebelikten yarı göçebeliğe ve hatta
kısmen göçebe köylü hayatına kadar her durumu içine almaktadır.54 Bugün
sosyo-kültürel anlamda bu kavramı "köylülük" ile ifade edebiliriz. Bedevi
umran ayrıca üç alt kategoriyi de içerir.55
b)Hadarî umran:
Hadarî umran ise şehir hayatına veya yerleşik hayata karşılık olmaktadır.
Hadarîlik* de bugün "şehirlilik" olarak ifade edilebilir.
Umran olgusunun İbn Haldun'a göre üç özelliği vardır:
1)Tabiîdir: İnsan toplumu tabiidir, insan tabiatı gereği sosyaldir, tek
başına yaşayamaz.
2)Organiktir: İnsan toplumunun belli bir biçimde gelişmesi zorunludur.
3)Fonksiyoneldir: Bireyler, iyi yaptıkları ve belli ustalıklar kazandıkları
belli bir işte uzmanlaşmaya yönelirler.56
İbn Haldun'un "bedevîlerin umran ve medeniyetin aslı olduğunu
vurgulamasına"57, "göçebe cemiyetini şehir hayatının tenevvüü ile mukayese
ederken göçebeliğe karşı belli bir temayül göstermesine"58 rağmen onun asıl
varmak istediği hedef İslam'ın bir medeniyet oluşturduğu tezidir. Çünkü o,
"insanın daima çalışarak yöneldiği hedef, mütemeddin bir hayatın ve kültürün
meydana getirilmesidir"59der. İbn Haldun ünlü eserinde göçebe hayatı ile
şehirli arasındaki farklardan detaylı olarak bahseder. Bedevilerin
"saf"lıklarını daha çok koruduklarını, şehirlilerin, asabiyet teorisinde de
belirteceğimiz gibi, zamanla yozlaşabildiklerini, medeniyetin zirveye
ulaşmasıyla birlikte zevâle doğru indiğini ve tarih görüşünde de
bahsettiğimiz gibi bu çöküşün dairesel olarak yeniden bir oluşu başlattığını
belirtir. Ancak onun üzerinde durduğu nokta bu mekanizmayı ayrıntılarıyla
belirtmekten ziyade Rosenthal'in de işaret ettiği gibi, "İslam'ın cihanşumül
bir beşer medeniyeti oluşunu"60 ortaya koymaktır. Çünkü o, "İslam
medeniyetinin bütün müslüman dünyasının müşterek mahsulü olduğunu iddia
ediyor. O, pek haklı olarak, müslüman medeniyetini, ondan önce gelmiş
olanlardan üstün tutuyor. Bununla beraber inhitata doğru gittiğini de
söylüyor."61
İbn Haldun, kültürün ve medeniyetin gelişmesi için gerekli olan "ilimler,
ancak büyük bir umranın ve yüksek bir hararetin bulunduğu yerde gelişir"62
diyerek "medeniyetin, bedevîlerle değil, hadarîlerle içiçe"63 olduğunu
belirtir. Çünkü İbn Haldun da bilmektedir ki "İslam medeniyeti bir şehir
medeniyetidir."64 "İslam'ın doğuş yıllarında Arabistan'da şehir hayatının
antitezi bedevîlikti"65 Yine aynı yazar, İslam'ın bedevîliğin değil hadar'ın
yerleşik bölgelerdeki kabilelerin dini olduğu iddiasına delil olarak
Kur'an'ın Tevbe Suresi'indeki 97.ayeti göstermektedir: "Bedevîlerin küfür ve
nifakları her yönden daha ileridir." Yazara göre Kur'an bedevî çölünü
inançsızlık ve isyanda şiddetli bir bölge (Al-A'rabü eşeddü küfran) olarak
nitelemektedir.66
Peygamberimizin hicretten sonra "Yesrib"i "Medine" yapması ve bütün
kurumlarıyla İslam şehri modelini oluşturmak için gayreti dikkate değerdir.
Yine gelişme devrinde İslam devleti iki büyük şehir inşa ederek "temeddün"
kabiliyetini isbat etmiştir. Bu şehirler Bağdat ve Kahire idi. Bizzat
müslümanlar tarafından planlanan ve hayata geçirilen bu şehirlerde İslam,
gündelik hayata dair tezlerini kuvvetle ifade edebildi. Gündelik hayat,
İslam'ın menşurundan bu şehirlerde yeni değerler buldu.67
Çünkü şehir değişimin bir temsilcisidir. Fikirler kök salar, bilgiler artar,
düşünceler değişir veya zedelenir, böylece insanlar öğrenirler.68 Yani şehir
bizim enerjimizi alır ama karşılığında bizi şehirli olduğumuz için besler.
Şehir ve medeniyet, etimolojik olarak da anlaşıldığı gibi her ikisi de
insanın sosyal yapıya ve istikrarlı bir yönetime duyduğu ihtiyacın
ifadesidir.69
İbn Haldun'a göre kentlilerin "sorumluluk"u daha büyüktür.70 Çünkü
medeniyetin çöküşü onların görevlerini hakkıyla yapmaması, şehirde
yaşamalarına rağmen şehirli değerlerini yavaş yavaş kaybetmeleri ile
hızlanmaktadır. İzzetbegoviç de dindarlığın şehrin büyümesiyle azaldığını
belirtmektedir.71 Ancak yaptığı açıklamalarda bahsettiği şehrin tabiattan
uzak, beton yığını olan bugünkü modern(!) şehir olduğunu anlıyoruz.
Rahatlıkla söyleyebiliriz ki hiçbir din köyden doğmamıştır, hiçbir peygamber
köylü değildir. Her din şehirden doğar, en sonra köye ulaşır. İbn Haldun'un
da belirttiği gibi şehir kültürünün çöküşünde ise dinler için köyler en son
sığınak olurlar. Ancak onların dine bakışları samimi de olsa derinliksiz,
kaba ve basittir.72
Şimdi de İbn Haldun'un oluşturduğu yeni ilmin ikinci anahtarına kısaca göz
atalım. Umranla asabiyetin birbirini açıkladığını ve tamamladığını
belirtebiliriz.
ASABİYET TEORİSİ
İbn Haldun'a göre umran ağacının kökü badiye ise gövdesi mülk ve hadara,
özsuyu "asabiye"dir.73
İbn Haldun'a göre asabiyet74, "herkesin nesebine ve asabiyetine (aslına)
bağlılığıdır. Allah'ın kullarının kalplerine yerleştirdiği soyundan
geldiklerine ve yakınlarına şefkat ve bağlılık tabiatlarında vardır. Bunun
sayesinde dayanışma ve yardımlaşma olur."75
Psikologlar asabiyeti kollektif şuur, kitle psikolojisi, kollektif ruh gibi
kavramlarla ifade ederler.76 Sosyologlar ise komünal ruh, dayanışma duygusu,
sosyal bağlılık, dayanışma, tenasüf bağı, yakın akraba bağı gibi terimler
kullanmaktadırlar.77
Asabiyetin en büyük özelliği kabile veya topluluğu oluşturan bireyler
arasında kuvvetli bir birlik, sağlam bir dayanışma, sürekli bir yardımlaşma
ve doğadan gelen bir koruma duygusu, bilinci ve inancıdır.78
Asabiyet davranış biçimidir. Bu davranış biçimi kollektif olmaktadır.
Ortaklaşa yaşayış ve örgütlenme belirli bir ortak düşünceyi doğurmakta, bu
düşünce yine ortaklaşa yaşayış ve örgütlenmeyi pekiştirmektedir.79 Demek ki
asabiyet, kollektif his ve bilinçten doğan ortak hareket etme anlayışıdır.80
İbn Haldun'a göre bedeviler aralarındaki bu asabiyet birliğinden dolayı
üstünlüğü ele geçirmekte başkalarından daha güçlüdürler. Buna bağlı olarak
da değiştiklerinde (medenîleştiklerinde) cesaretlerini yitirirler.81
Makalemizin "tarih anlayışı" bölümünde de üzerinde durduğumuz gibi, İbn
Haldun'un, toplumsal olayları, insanlık tarihini açıklarken en az ekonomik
strüktür kadar önem verdiği asabiyet kavramı, aynı zamanda onun tarihî
materyalist çizgide olmadığının en büyük işaretlerindendir.82
İbn Haldun'a göre iki türlü asabiyet vardır:
a)Nesep, şecere (soy) asabiyeti
b)Sebep, (mükteseb) asabiyeti.
Birincisinde aynı soydan gelmek ve kandaş olmak kaçınılmaz bir şart olduğu
halde, sebep asabiyetinde böyle bir şart aranmaz. İbn Haldun'a göre nesep
asabiyeti ilkel toplumlarda ve badevilerde yaygın iken, sebep asabiyeti daha
çok hadarî-medenî toplumlarda yaygındır.83
Asabiyeti oluşturan gücün, yüksek bir değeri, inancı ifade eden manevî bir
motif, bir ideal olduğundan şüphe yoktur; ancak bu değer nesep asabiyetinde
bir sülale, kabile veya kavmin üstünlüğü inancına dayandığı halde sebep
asabiyetinde bir değerler, inançlar sisteminin (din, ideoloji) yüceliği
hususunda beslenen iman'a dayanır.İbn Haldun tarihte, daha çok nesep esasına
dayalı asabiyet görülmekle beraber İslamiyet'in ortaya çıkışından sonra bu
çeşit asabiyetin terk edilerek din, inanç esasına dayalı sebep asabiyetin
ağırlık kazandığını ve kazanması gerektiğini, bu nevi asabiyetin öncekinden
kat kat daha güçlü olduğunu açıkça ifade eder.84 İbn Haldun'un bu yaklaşımı
islam'ın prensibleriyle tam bir paralellik arz etmektedir. Mesela, şu ayette
nesep asabiyetinin terk edilerek, sebep asabiyetinin esas alınması, nesep
asabiyetinin ancak sebep asabiyetine aykırı olmadığı ve onunla bağdaştığı
durumlarda ve nispette meşru olacağı, imanın bir şartı olarak açıkça ortaya
konmaktadır: "Allah'a ve ahiret gününe imanda sebat eden hiçbir kavmin
Allah'a ve Rasülüne muhalefet eden kimselerle-velev ki onlar, bunların
babaları, ya oğulları, ya biraderleri, yahut soy sopları olsunlar-
dostlaştıklarını göremezsin." (Mücadele, 58:22) Gerçekten de Helmut Ritter
"kabile kardeşi" kavramının İslam'la birlikte "din kardeşi" kavramına
dönüştüğünü söyler.85
İbn Haldun'un asabiyetle varmak istediği asıl mana işte budur: "kişilerin
yaşamlarını anlamlandıran yüksek bir değer, inanç uğruna gerektiğinde
hayatlarını çekinmeden ortaya koyabilme duygusu ve davranışıdır."86
Burada İbn Haldun bir medeniyet oluşumu için sebep asabiyetine dayanan bir
millet oluşumuna işaret etmektedir. Çünkü "medeniyet, bir ideali olan
insanların büyük fedakarlıklarla gerçekleştirdikleri bir harekettir."87 Önce
idealist bir millet yetişmeli ki medeniyetine sahip çıkıp gelişmesini
sağlasın.
Ancak şunu da belirtelim ki İbn Haldun bir dinin ilk yayılışında, özellikle
peygamberliğin ilk yıllarında, insanlarda yeni fikir ve itikatlara karşı
tabii bir mukavemet olacağından bunu kıracak kadar bir nesep asabiyetinin
gerekli olduğunu ancak bu ilahî tebliğ kalplere yerleştikten sonra artık
nesep asabiyetine gerek kalmayacağını çünkü çok daha kuvvetli inanç
asabiyetinin oluştuğunu da belirtir.88
Lacoste, eserinde İbn Haldun'un bu açıdan dini düzen ile iktisadi ve
toplumsal yapılar arasındaki karmaşık ilişkileri açıklamayı başardığını
söyler. "Müslüman dinini ve yasasını, imparatorluğu (medeniyeti) oluşturan
ulusun (milletin) varlığını malzeme olarak alan bir öz gibi görebiliriz."89
Bu bölümü de medeniyetler çatışması teziyle tanıdığımız Huntington'ın bir
ifadesiyle bitirelim: "İnsanların kendilerini tanımladıkları ve uğrunda
savaşıp öldükleri şeyler: İman ve aile, kan ve inançtır."90
SONUÇ
İbn Haldun hiç şüphesiz İslam medeniyetinde yetişmiş ve onun ürünü olan dahî
bir şahsiyettir.
"İbn Haldun'un en büyük meziyeti, kültürel hareket ruhunu iyice kavramış
olması ve sistemli bir şekilde bunu ifade etmiş olmasıdır. Kendisi de bu
kültürün en parlak ürünüdür. Dahiyane fikirleri ve değer biçilmez eserleri
sayesinde Kur'an-ı Kerim'in Yunan Felsefesi'ne büsbütün karşı olan ruhu
Yunan düşüncesi üzerindeki kesin zaferini kazanmıştır."91
Onu anlamak için gerekli olan belki de en önemli şey bu medeniyetin
paradigmalarına sahip olmaktır. Kendisinin de belirttiği gibi "bir medeniyet
her zaman yek diğeri ile mukayese edilemez. Onlar bir nokta üzerinde
birbiriyle benzeşebilirler, diğer bütün noktalarda birbirinden
ayrılırlar."92 Yoksa Ernest Gellner gibi İbn Haldun'dan hareketle bir İslam
Antropolojisi oluşturma gibi93 batı medeniyetinin paradigmalarına sahip ve
yine batı medeniyetinin kalıpları içerisinde yapılan çalışmalar arzu edilen
sonucu vermeyecektir.
Kültür ve medeniyet perspektifli İslam düşüncesinin ortaya koyacağı "rönesans"
hamlesi de İbn Haldun gibi büyük düşünürlerin eserlerinin iyi bilinip
kavranılmasıyla görülecektir. Böylece İbn Haldun da bir "sonuç" olmaktan
çıkarak haleflerine kavuşacaktır. İşte o zaman yeni katkılar ve oluşumlar
beklemek hakkımız olabilir.
BİBLİYOGRAFYA
ALKAN, Ahmet Turan, "İslam'ın Köylü ve Şehirli Pratiği Üzerine Notlar",
Türkiye Günlüğü, sy. 26 (Ocak-Şubat 1994), s. 25-29.
ARMAĞAN, Mustafa, "Kanun Kavramının Semantik Değişimi", Bilgi ve Hikmet, sy.12
(Güz 1995), s. 133-140.
BARTHOLD, W., İslam Medeniyeti Tarihi, (trc. M. Fuad Köprülü), Ankara 1963,
2 bs., Türk Tarih Kurumu Basımevi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.
BULAÇ, Ali, "Bedevîlik-Hadarîlik", Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, I,
142-144, İstanbul 1990, Damla Ofset, Risale Yayınları.
CLEMENT, F. & J. F. A., "Bir bilinçsizlik Teorisyeni: İbn Haldun", (trc.
İsmail Doğan), İslâmî Araştırmalar, sy. 5 (Ekim 1987), s. 106-115.
ÇAĞRICI, Mustafa, "Asabiyet", DİA, III, 453-455.
DÖLEK, Ali, "İbn Haldun'da Sanatın Sosyal Yönü ve Şiir Sanatı", Kayıtlar, sy.
17 (Mart 1992), s. 23-29.
EMRE, Akif, "Gellner ve Postmodern Din", Yeni Şafak, 19.11.1995.
ESED, Muhammed, Kur'an Mesajı, (trc. Cahit Koytak & Ahmet Ertürk), c. I,
İstanbul 1996, İşaret
Yayınları.
FAYDA, Mustafa, "Bedevi", DİA, V, 311-317.
FINDIKOĞLU-Z.Fahri, İçtimaiyat, c. II, İstanbul 1961, Fakülteler Matbaası,
İst. Ün. İktisat Fakültesi Yayını.
GARAUDY, Roger, İslam'ın Va'dettikleri, (trc. Salih Akdemir), İstanbul 1984,
4. bs., Dizerkonca Matbaası, Pınar Yayınları.
GOLDZIHER, Ignace, Klasik Arap Literatürü, (trc. A. Yüksel & R. Er), Ankara
1993, Özkan Matbacılık, İmaj Yayınları.
GÜNAY, Ünver, "İslam Dünyasında Bir Din Sosyolojisi Öncüsü: İbn Haldun",
Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, sy. 6 (1986), s. 63-104.
HAYDAR, Gülzar, Şehirlerin Ruhu, (trc. Gürkan Sekmen), İstanbul 1991, Eko
Ofset, İnsan Yayınları.
HIZLI, Mefail, "Mukaddime'de Psikoloji", (Basılmamış lisans tezi), Uludağ
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Bursa 1984.
HOCAOĞLU, Durmuş, Laisizm'den Milli Sekülerizm'e, İstanbul 1995, Kent
Basımevi, Selçuk Yayınları.
HUNTINGTON, Samuel P., "Medeniyetler Çatışması Değilse Nedir?, Soğuk Savaş
Sonrası Dünyasının Paradigmaları", (trc. Mehmet Öz), Türkiye Günlüğü, sy. 24
(Güz 1993), s. 74-79.
İBN HALDUN, Mukaddime, (trc. Süleyman Uludağ), c. I, İstanbul 1988, 2. bs.,
c. II, İstanbul 1991, 2. bs., Emek Mat. Dergah Yay.
....................... Mukaddime, (trc. Zakir Kadirî Ugan), I-III, İstanbul
1986, Milli Eğitim Basımevi.
İKBAL, Muhammed, İslam'da Dini Düşüncenin Yeniden Doğuşu, (trc. Ahmed Asrar),
2.bs., ts., Birleşik Yayıncılık.
İLYAS Ba-Yunus FERİD, Ahmed, İslam Sosyolojisi; Bir Giriş Denemesi, (trc.
Rıdvan Kaya), İstanbul 1986, Başaran Matbaası, Bir Yayıncılık.
İZZETBEGOVİÇ, Ali, Doğu ve Batı Arasında İslam, (trc. Salih Şaban), İstanbul
1994, Nesil Matbaası, Nehir Yay.
KARAKOÇ, Sezai, Düşünceler-I, İstanbul 1986, Fatih Yay. Matbaası, Diriliş
Yayınları.
KESKİN, İbrahim, "İbn Haldun'da Sosyal Değişme ve Sosyal Değişme
Kavramları", (Basılmamış lisans tezi), Uludağ Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi, Bursa 1995.
KIZILÇELİK, Sezgin, Sosyoloji Teorileri, c. I, Konya 1992, Kuzucular Ofset,
Mimoza Yayınları.
KOŞTAŞ, Münir, "İbn haldun'un Mukaddimesine Dair Bazı Müşahedeler-I", Din
Öğretimi, sy. 14 (Ocak-Şubat-Mart 1988), s. 93-101.
................ "İbn haldun'un Mukaddimesine Dair Bazı Müşahedeler-II", Din
Öğretimi, sy. 15 (Haziran 1988), s. 23-28.
................ "İbn haldun'un Mukaddimesine Dair Bazı Müşahedeler-III",
Din Öğretimi, sy. 16 (Eylül 1988), s. 77-83.
KOZAK, İ.Erol, İbn Haldun'a Göre İnsan, Toplum, İktisat, İstanbul 1984,
Zafer Mat., Pınar Yay.
..............."İbn Haldun ve Tarihî Materyalizm", Yönelişler, sy. 28 (Ocak
1984), s. 17-22.
KURT, Abdurahman, "Asabiyet", Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, c. I, 82-83,
İstanbul 1990, Damla Ofset, Risale Yay.
LACOSTE, Yves, İbn Haldun, Üçüncü Dünyanın Geçmişi, Tarih Biliminin Doğuşu,
(trc. Mehmet Sert), İstanbul 1993, Sezai Ekinci Mat., Sosyalist Yay.
MERİÇ, Cemil, Jurnal-I, İstanbul 1992, Ayhan Mat., İletişim Yay.
............. Bu Ülke, İstanbul 1992, 6.bsk., Şefik Mat., İletişim Y.
............. "Kendi Semasında Tek Yıldız-I", Fikirde ve Sanatta Hareket, sy.
100 (Nisan 1974), s. 32-36.
............. "Kendi Semasında Tek Yıldız-II", Fikirde ve Sanatta Hareket,
sy. 101 (Mayıs 1974), s. 8-18.
MÜCAHİD, Huriye Tevfik, Farabi'den Abduh'a Siyasi Düşünce, (trc. Vecdi Akyüz),
İstanbul 1995, Eramat Ofset, İz yay.
NASR, Seyyid Hüseyin, İslam'da Bilim ve Medeniyet, (trc. N. Avcı & K. Turhan
& A. Ünal), İstanbul 1991, İnsan Yay.
............ İslam ve İlim, (trc. İlhan Kutluer), İstanbul 1989, Alemdar
Ofset, İnsan Yay.
ÖZDEMİR, M. Niyazi, "Sosyal İlimlerde Yüzakımız", Zaman, 22.02.1991.
ÖZDENÖREN, Rasim, "Olgunlaşma İlerlemeye Karşı", Yeni Şafak, 23.11.1995.
ÖZEL, Mustafa, "İlerleme ve Kadim Dünya", Yeni Şafak, 23.11.1995.
PAMİRLİ, Atilla, "Tarih Ne İşe Yarar?", Yeni Şafak, 21.11.1995.
SATI el-Husri, "İbn Haldun Sosyolojisi", (trc. Mehmet Bayyiğit), Selçuk Ün.
İlahiyat Fakültesi, sy. 4 (1991), s. 223-230.
SERJEANT R.B., "Arabistan'da Toplumsal Tabakalaşma" İslam Şehriiçinde, (trc.
Elif Topçugil), İstanbul 1992, s. 175-207, Bayrak, Mat, Ağaç Yay.
SINAV, Tahsin, "Mukaddime'nin İçeriği", Yönelişler, sy. 4 (Temmuz 1981), s.
27-36.
............ "İbn Haldun'un Bilimleri Bölümlemesi", Yönelişler, sy. 5
(Ağustos 1981), s. 32-41.
ŞİRVANİ, Harun Han, İslam'da Siyasi Düşünce ve İdare, (trc. Kemal Kuşçu),
İstanbul 1965, Ahmed Sait Mat., İrfan Yay.
TOGAN, Zeki Velidi, Tarihte Usul, İstanbul 1969, 2.bs.
ÜLKEN, Hilmi Ziya, İçtimai Doktrinler Tarihi, İstanbul 1941, Yeni Devir
Basımevi, İstanbul Üniversitesi Neşriyatı.
YILDIRIM, Yavuz, "İbn Haldun'un Metodu ve Umran Teorisi", (Basılmamış yüksek
lisans tezi), Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1990.
--------------------------------------------------------------------------------
KTÜ, Rize İlahiyat Fakültesi, Din Psikolojisi Araştırma Görevlisi
Bir alıntı: "Washington Irving bir İtalyan azizine benzetiyor Shakespeare'i:
perestişkârlar türbesine o kadar çok, o kadar çok mum getirmişler ki
dumandan tanınmaz hale gelmiş put. Bütün büyük adamların nasibi bu değil
mi?" "Büyük Adamların Kaderi" Cemil Meriç, Jurnal, I, 188.
Cemil Meriç, "Kendi Semasında Tek Yıldız-II", Fikir ve Sanatta Hareket, sy.
101, (Mayıs 1974), s. 14.
Bir hatırlatma: Cemil Meriç'in de işaret ettiği üzere yazarımızın bilinen
ismi İbn Haldun'dur. Birçok yazarda rastladığımız gibi İbni Haldun değil.
bk., a.g.m., s. 16, 6 no.lu dipnot.
Hayatı için ayrıca bkz. İbn Haldun, Mukaddime, (trc. Süleyman Uludağ),
İstanbul 1988, I, 17-68; (Mukaddime'den bundan sonraki alıntılar, direkt
olarak yapılmışsa mütercimsiz olarak verilecektir.) Z. Fahri Fındıkoğlu,
İçtimaiyyat, II, 56-58; Hilmi Ziya Ülken, İçtimai Doktrinler Tarihi,
İstanbul 1941, s. 36-37; Harun Han Şirvani, İslam'da Siyasi Düşünce ve
İdare, (trc. Kemal Kuşçu), İstanbul 1965, s.126-127; Sezgin Kızılçelik,
Sosyoloji Teorileri, Konya 1992, I, 2-5; Huriye Tevfik Mücahid, Farabi'den
Abduh'a Siyasi Düşünce, (trc. Vecdi Akyüz), İstanbul 1995, s. 185-192;
İbrahim Keskin, "İbn Haldun'da Sosyal Değişme ve Sosyal Değişme Kavramları",
(Basılmamış lisans tezi), Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Bursa
1995, s. 1-4; Münir Koştaş, "İbn Haldun'un Mukaddimesine Dair Bazı
Müşahedeler-I", Din Öğretimi, sy. 14, (Ocak, Şubat, Mart 1988), s. 94-98.
Mukaddime, I, 42.
a.g.e., s. 48.
Buradan hareketle Goldziher onu, progmatik yöntemi tarihe uyarlayan ilk kişi
olarak kabul eder. Bkz. Ignace Goldziher, Klasik Arap Literatürü, (trc. A.
Yüksel & R. Er), Ankara 1993, s. 164; Ayrıca hayatının fikirleri arasındaki
etsine işaret edenler için bk. Ülken, İçtimai Doktrinler Tarihi, s. 37;
Ünver Günay, "İslam Dünyasında Bir Din Sosyolojisi Öncüsü: İbn Haldun",
Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, sy. 6, (1986), s. 65.
Cemil Meriç, Bu Ülke, İstanbul 1992, s. 230.
a.y.
Koştaş, a.g.m., s. 94.
İbn Haldun, Mukaddime, (trc. Zakir Kadirî Ugan), İstanbul 1986, II, 442-443;
Münir Koştaş, a.g.m., s. 94; Meleke hakkında ayrıca bk. Ali Dölek, "İbn
Haldun'da Sanatın Sosyal Yönü ve Şiir Sanatı", Kayıtlar, sy. 17, (Mart
1992), s. 26; Tahsin Sınav, "İbn Haldun'un Bilimleri Bölümlemesi",
Yönelişler, sy. 5, (Ağustos 1981), s. 35.
Meriç, "Kendi Semasında Tek Yıldız-II", Fikirde ve Sanatta Hareket, sy. 100,
(Nisan 1974), s. 33.
Sınav, "Mukaddime'nin İçeriği", Yönelişler, sy. 4, (Temmuz 1981), s. 28.
Satı el-Husrî, "İbn Haldun Sosyolojisi", (trc. Mehmet Bayyiğit), Selçuk
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, sy. 4, (1991), s. 223.
Yves lacoste, İbn Haldun, Üçüncü Dünyanın Geçmişi, Tarih Biliminin Doğuşu,
(trc. Mehmet Sert), İstanbul 1993, s. 178.
Meriç, a.g.m., s. 36.
Seyyid Hüseyin Nasr, İslam'da Bilim ve Medeniyet, (trc. N. Avcı & K. Turhan
& A. Ünal), İstanbul 1991, s. 57.
a.e., s. 63; Nasr, İslam ve İlim, (trc. İlhan Kutluer), İstanbul 1989, s.14;
Sınav, "İbn Haldun'un Bilimleri Bölümlemesi", s. 32-41; Koştaş, "İbn
Haldun'un Mukaddimesine Dair Bazı Müşahedeler-I", s.101.
F. Clement & J. F. A., "Bir Bilinçsizlik Teorisyeni: İbn Haldun", (trc.
İsmail Doğan), İslâmî Araştırmalar, sy. 5, (Ekim 1987), s. 106.
Meriç, "Kendi Semasında Tek Yıldız-II", s. 35-36.
Fındıkoğlu, İçtimaiyyat, II, 73.
a.e., s.75.
M. Niyazi Özdemir ile röportaj, "Sosyal İlimlerde Yüzakımız", Zaman,
22.02.1991.
Sınav, "Mukaddime'nin İçeriği", s. 30.
Goldziher, Klasik Arap Literatürü, s.163.
Mukaddime, I, 248.
Kızılçelik, Sosyoloji Teorileri, I, 6.
İbn Haldun, Mukaddime, (trc. Zakir Kadirî Ugan), I, 5; Sınav, "Mukaddime'nin
İçeriği", s. 30
Fındıkoğlu, İçtimaiyyat, II, 99; Satı el-Husri, "İbn Haldun Sosyolojisi", s.
230.
Fındıkoğlu, a.g.e., s. 60; Ülken, İçtimai Doktrinler Tarihi, s. 38.
Koştaş, "İbn Haldun'un Mukaddimesine Dair Bazı Müşahedeler-III", Din
Öğretimi, sy. 16, (Eylül 1988), s. 77.
Diğer tanımlamalar için bk. İ. Erol Kozak, İbn Haldun'a göre İnsan, Toplum,
İktisat, İstanbul 1984, s. 50.
İlyas Ba-Yunus-Ahmed Ferid, İslam Sosyolojisi: Bir Giriş Denemesi, (trc.
Rıdvan Kaya), İstanbul 1986, s. 47.
Kozak, a.g.e., s. 49; ayrıca bu noktaya asabiyet teorisinde de işaret
edilmiştir. bk. s. 10.
Ülken, İçtimai Doktrinler Tarihi, s. 39.
Muhammed İkbal, İslamda Dini Düşüncenin Yeniden Doğuşu, (trc. Ahmed Asrar),
İstanbul ts., s. 190.
Mustafa Özel, "İlerleme ve Kadîm Dünya", Yeni Şafak, 23.11.1995.
Ayrıca bk. Zeki Velidi Togan, Tarihte Usûl, İstanbul 1969, s. 162.
Atilla Pamirli, "Tarih Ne İşe Yarar?", Yeni Şafak, 21.11.1995.
Ülken, a.g.e., s. 39; Günay, "İslam Dünyasında Bir Din Sosyolojisi Öncüsü:
İbn Haldun", s. 101.
Rasim Özdenören, "Olgunlaşma İlerlemeye Karşı", Yeni Şafak, 14.01.1996.
Muhammed Esed, Kur'an Mesajı, (trc. Cahit Koytak & Ahmet Ertürk), İstanbul
1996, I, 275.
İkbal, a.g.e., s. 189.
Mukaddime, I, 116.
a.e., s. 366-367.
Mustafa Armağan, "Kanun" Kavramının Semantik Değişimi", Bilgi ve Hikmet, sy.
12, (Güz 1995), s. 133.
Togan, Tarihte Usûl, s. 163-175.
Fındıkoğlu, İçtimaiyyat, II, 62; Koştaş, "İbn Haldun'un Mukaddimesine Dair
Bazı Müşahedeler-I", s. 99; ayrıca bk. Yavuz Yıldırım, "İbn Haldun'un Metodu
ve Umran Teorisi", (Basılmamış yüksek lisans tezi), Marmara Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1990.
Meriç, Bu Ülke, s. 230.
Mukaddime, I, 111; Kızılçelik, Sosyoloji Teorileri, I , 8.
Meriç, "Kendi Semasında Tek Yıldız-I", s. 35.
Mukaddime, I, 144.
Mücahid, Farabi'den Abduh'a Siyasi Düşünce, s. 193.
Umran hakkında daha geniş bilgi için bk. Mukaddime, I, 143; Kızılçelik,
a.g.e., s. 7-8; Keskin, "İbn Haldun'da Sosyal Değişme ve Sosyal Değişme
Kavramları", s. 36.
Bedevîlik ve hadarîlik hk. daha geniş bilgi için bkz. Mukaddime, I,
130,145,415; Mustafa Fayda, "Bedevî" maddesi, DİA, V, 311-317; Ali Bulaç,
"Bedevîlik-Hadarîlik", Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, I, 142-144;
Fındıkoğlu, a.g.e., s. 100-101; Dölek, "İbn Haldun'da Sanatın Sosyal Yönü ve
Şiir Sanatı", s. 24; Ayrıca Garaudy'nin bedevi ve yerleşik hayatı
karşılaştırırken, eserinde belirtmese de İbn Haldun'u yorumladığını
söyleyebiliriz. bk. Roger Garaudy, İslâm'ın Vadettikleri, (trc. Salih
Akdemir), İstanbul 1984, s. 20-21. Ek bilgi: Yavuz Yıldırım'ın Marmara
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'ne bağlı olarak "İbn Haldun'da
Bedavet Teorisi" isimli doktora çalışması yaptığını öğrendik, ancak ilgili
teze ulaşamadık.
Günay, "İslam Dünyasında Bir Din Sosyolojisi Öncüsü: İbn Haldun", s. 78;
Meriç, "Kendi Semasında Tek Yıldız-I", s. 35.
bk. Mukaddime, I, 304-307.
bk. 53 no.lu dipnot.
Mücahid, a.g.e., s. 195-196. Ayrıca fonksiyonelliği açısından sanatın sosyal
yönü hakkında bk. Dölek, a.g.m., s. 23-26.
Mukaddime, I, 419; Mücahid, a.g.e., s. 198.
Şirvani, İslam'da Siyasi Düşünce ve İdare, s. 132.
Mukaddime, Beyrut 1886, s.41 vd.'den naklen Şirvani, a.g.e., s. 132.
Şirvani, a.g.e., s. 133.
W. Barthold, İslam Medeniyeti Tarihi, (trc. M. Fuad Köprülü), Ankara 1963,
s. 40.
Mukaddime, II, 1018-1019; Koştaş, "İbn Haldun'un Mukaddimesine Dair Bazı
Müşahedeler-II", s. 28.
Mücahid, a.g.e., s.198.
Ahmet Turan Alkan, "İslam'ın Köylü ve Şehirli Pratiği üzerine Notlar",
Türkiye Günlüğü, sy. 26, (Ocak-Şubat 1994), s. 26.
R.B. Serjeant, "Arabistan'da Toplumsal Tabakalaşma", İslam Şehri içinde,
(trc. Elif Topçugil), İstanbul 1992, s. 177 vd.
a.y.; Alkan, a.g.m., s. 29, 1 no.lu dipnot; İkbal de aynı ayeti delil olarak
gösterir: bk. İkbal, İslamda Dini Düşüncenin Yeniden Doğuşu, s.190.
Alkan, a.g.m., s. 26.
Gülzar Haydar, Şehirlerin Ruhu, (trc. Gürkan Sekmen), İstanbul 1991, s. 59.
a.e., s. 87.
Lacoste, İbn Haldun, Üçüncü Dünyanın Geçmişi, Tarih Biliminin Doğuşu, s.
151.
Ali İzzetbegoviç, Doğu ve Batı Karşısında İslam, (trc. Salih Şaban),
İstanbul 1994, s. 87-88.
Durmuş Hocaoğlu, Laisizm'den Milli Sekülerizm'e, İstanbul 1995, s. 412-413.
Meriç, "Kendi Semasında Tek Yıldız-I", s. 35.
Asabiyet hakkında daha geniş bilgi için bk. Mustafa Çağrıcı, "Asabiyet"
maddesi, DİA, III, 453-455; Abdurahman Kurt, "Asabiyet" maddesi, Sosyal
Bilimler Ansiklopedisi, I, 82-83; Fındıkoğlu, İçtimaiyyat, II, s.101;
Kızılçelik, Sosyoloji Teorileri, I, 15-20; Mefail Hızlı, "Mukaddime'de
Psikoloji", (Basılmamış lisans tezi), Bursa 1984, s. 12-18; Keskin, "İbn
Haldun'da Sosyal Değişme ve Sosyal Değişme Kavramları", s. 32-36.
Mukaddime, Kahire 1983, 2, 484'den naklen Mücahid, Farabi'den Abduh'a Siyasi
Düşünce, s. 199; ayrıca bk. Mukaddime, I, 452.
Hızlı, a.g.t., s. 12.
Kızılçelik, a.g.e., s.15.
Mukaddime, I, 121.
Ümit Hassan, İbn Haldun'un Metodu ve Siyaset Teorisi, s. 197'den naklen,
Kızılçelik, a.g.e., s. 15.
Mukaddime, a.y.
Mücahid, a.g.e., s. 201.
Kozak, "İbn Haldun ve Tarihî Materyalizm", Yönelişler, sy.28, (Ocak 1984),
s. 20; Mücahid, a.g.e., s. 49, 58.
Mukaddime, I, 125.
Kozak, İbn Haldun'a göre İnsan, Toplum, İktisat, s. 59; Kozak, a.g.m., s.
21.
Kozak, a.g.e., s. 252, 103 no.lu dipnot.
Kozak, a.g.m., s. 21.
Sezai Karakoç, Düşünceler-I, İstanbul 1986, s. 8.
Çağrıcı, a.g.md, s. 454; Meriç, "Kendi Semasında Tek Yıldız-II", s. 17;
Kozak, a.g.e., s. 60-1; a.g.m., s. 22; Sınav, "Mukaddime'nin İçeriği", s.
32-33.
Lacoste, İbn Haldun, Üçüncü Dünyanın Geçmişi, Tarih Biliminin Doğuşu, s.
177.
Samuel P. Huntington, "Medeniyetler Çatışması Değilse Nedir?, Soğuk Savaş
Sonrası Dünyasının Paradigmaları", (trc. Mehmet Öz), Türkiye Günlüğü, sy.
24, (Güz 1993), s. 79.
İkbal, İslamda Dini Düşüncenin Yeniden Doğuşu, s. 193.
al-Muqaddima, Beyrout 1967, s. 1231'den naklen Clement F. ve J. F. A., "Bir
Bilinçsizlik Teorisyeni: İbn Haldun", s. 113.
Akif Emre, "Gellner ve Postmodern Din", Yeni Şafak, 19.11.1995.
Ahmet Albayrak*
Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
Sayı: 9, Cilt: 9, 2000
|