Dünkü yazımızda Hakkı Hünler tarafından Türkçe'ye çevrilip Paradigma
Yayınları'nca neşredilen
"Antik Yunan Felsefesi Terimleri Sözlüğü" (İstanbul,
Aralık 2004) hakkında bir değerlendirmede bulunmayı vaadetmiştik. Şimdi sözümüzü
tutacak ve örneklerimizi temsil değeri yüksek terimlerden seçmeye çalışacağız.
Sayın Hakkı Hünler'in gayretini takdir ederim; bu nedenle eleştirilerimin
kendisini incitmemesini dilerim. Unutulmamalı ki ifade istifade içindir.
koinôn'a: birleşiklik
Bu karşılıktan ne mânâ
çıkarabilirsiniz? Hiç! Çünkü Türkçe'de 'birleşiklik' diye
ne bir sözcük var, ne de bir terim! İngilizcesi 'combination", Osmanlıcası da
'iştirak' imiş. "İştirak" sözcüğü şirket'ten gelir ve anlamı da 'birleşiklik'
değil, 'ortak olma, ortaklık
etme"dir. İktisad dilinde hani şu yanlış olarak
'katılım' denen şey. Burada kastedilen ise terekküb'dür. Terkib ve terekküb'ün
anlamını kavramak isteyenlere ciddi felsefe lugatları belki yardım edebilir.
Ancak bu terimin kavramını görmek
isteyenlere hiçbir lugat yardım edemez;
tedristen geçmek gerek.
logismós: konuşmalı akıl-yürütme
Türkçe'de "konuşmalı akıl-yürütme" terkibi yok, bu uydurma terkibin işaret
ettiği ne yazık ki
uydurma bir anlam da yok! (Aksini iddia edecekler önce
kendilerine bir anlam bulmalı, sonra bu anlam ile mezkur terkibin arasını
bulmalı.) Mütercimin, "discursive reasoning" karşılığında kimbilir nereden
bulduğu "ta'dad, muhasabe,
mukayese, muhakeme" sözcüklerinin ise konuyla
doğrudan bir alâkası yok.
metaksú: ara-varlıklar, aracı şeyler
İngilizcesi 'intermediaries' olan bu Yunanca terime bizim düşünce geleneğimizde
verilen
karşılık "müsül-i muallaka"dır ve Batı'da dahi yanlış yorumlanmakta olup
"aracı-şeyler"le filan hiçbir alâkası bulunmamaktadır. Platoncu ideaların
(eidos, müsül-i Eflatuniye) bir alt türü olan "müsül-i muallaka"nın kavramını
görmek için
hikmet-i nazariye tahsil edilmelidir.
mégethos: büyüklük
İngilizcesi 'magnitude' olan bu terime mütercim Osmanlıca karşılık olarak
'cesamet' sözcüğünü zikretmiş. Anlaşılan 'greatness' sözcüğünden
ilham almış.
Hakikaten çok ayıp! Niçin? Çünkü âlimlerimiz bu matematik terimine 'mikdar'
(kemmiyet-i muttasıla) karşılığını vermişlerdi. Bugün mikdar'a (ölçülebilir
olan'a) "geometrik büyüklük" diyorlar. Görüldüğü gibi sorun, kelime,
hatta terim
sorunu değil, kavram sorunu. Kavram görülmüyorsa, lugatlar işe yaramaz.
hêdone: haz
İngilizcesi 'pleasure' olan bu terime mütercimin Devellioğlu'ndan bulduğu iki
karşılık var: 'haz' ve
'sefa'. Demek ki Türkçesi bulunamamış. Haz sözcüğü -ki
ben de yaygınlığı nedeniyle ister istemez kullanıyorum- aslında pleasure'ın
karşılığı değildir; sefa'nın ise (gündelik dilde kullanılan "sefa sürmek"ten
hatırlayınız) konuyla
uzaktan-yakından alakâsı bile yok. Acaba burada 'zevk' ve
'lezzet' sözcüklerini zikretmek için lugata ihtiyaç var mı?
epe'keika: hakikatlılık
Her sözcüğün sonuna bir "lik-lık" eklemekle terimlere karşılık
bulunmuş olmaz.
İngilizcesi 'equity' olan bu terime mütercim lugata bakıp 'sıdk' karşılığını
yakıştırmış. Türkçe'de "hakikatli adam" denir ve "vefalı, sadık" adam" denmek
istenir, burası doğru. "Hakikatlılık" diye uydurulan bu sözcüğün
karşılığı
(İngilizcesi de dikkate alınırsa) 'hakkaniyet' olmalı. Oysa hakkaniyet burada
"sıdk ve vefa" anlamında değil, 'adalet', bilhassa 'insaf' anlamında
kullanılmaktadır. Nitekim 'equi' (müsavi) öneki dikkate alınırsa, sanırım 'nısf'
(yarım) ve 'tansif' (yarıya bölmek) sözcükleriyle alâkalı olan 'insaf'
sözcüğünün kıymeti de anlaşılır.
agenêtos: varagelişi-olmayan, doğurulmamış, varagetirilmemiş
Şimdi artık böyle tumturaklı terkibler
meydana getirilince mübtediler felsefe
yapmış olduklarını sanıyorlar. Sözcüklerden anlamlara, hatta kavramlara gitmeye
çalışmak, ne büyük bir yanılgı! İngilizce karşılığı "uncreated, ungeneradet"
olan bu terime mütercim "lem-yelûd"
diye güya Arapça bir olumsuz fiili karşılık
olarak koymaya çalışmış. Herhalde İhlas Suresi'nde geçen "lem-yelid" ile
"lem-yûled" fiilerini harmanlamak istemiş; ama bu arada fiil ile ism-i mef'ulü
(Partizip II) birbirine karıştırmakta olduğunu
aklına bile getirmemiş. Yazık!
allo'ôsis: değişme, başkalaşma, niteliksel değişme
Bu terimin Osmanlıcası 'tagayyür' imiş. Şu kadarını söyleyelim: niteliksel
değişme'nin felsefe geleneğimizdeki
karşılığı tagayyür değil, tahavvüldür. Çünkü
değişim cevher kategorisinde olursa 'tagayyür', keyfiyet kategorisinde olursa
'tahavvül' denir. İlki gayr'dan, ikincisi hâl'den gelir.
êthos: karakter
Latincesi 'moralis',
İngilizcesi 'character' olan bu terime Osmanlıca olarak
"hulk, hulkî" karşılıkları verilmiş. Mütercim 'huy' kelimesini hatırlama
becerisi gösterseydi, hele hele bizde karakterin huy'dan ziyade mizac'a karşılık
geldiğini farketseydi, acaba
İngilizce'den bozma şu 'karakter' sözcüğünü
kullanır mıydı? Sanmıyorum.
kállos: güzellik
İngilizcesi 'beauty' olan bu sözcüğe yakıştırılan Osmanlıca karşılık: 'bedâat'.
Bu sefer, "Ne alâkası var?!" demeyip
sadece 'hüsn' sözcüğünü hatırlatmakla
yetineceğim. Evinizde yeterli lugatınız olmasa bile en azından bir hüsn ü
aşkınız olmalı değil mi?
Örneklerin sayısını daha fazla artırmaya lüzum görmüyorum. Aldığım notlar da
öyle birkaç köşe yazısıyla tüketilecek gibi değil. Mütercimin gelişigüzel
yakıştırdığı Osmanlıca kelimelerin bir kısmının yanlış okunup yazıldığını da bu
vesileyle belirteyim.
Demem o ki, kendi geleneğimizin, kendi felsefî
mirasımızın kadr u kıymetini
bilmedikçe, Batı dillerinden gelişigüzel Türkçe'ye çevrilen kitaplarla
kütüphanelerimizi doldursak n'olur, doldurmasak n'olur?
İnanın hiçbir şey olmaz!
Yenişafak
15/05/2005