“Benim Arapça, Türkçe, Kastilya dili, Berberi dili, İbranice, Latince, sokak
İtalyanca’sı konuştuğumu duyacaksınız; çünkü
bütün diller ve dualar benim
dillerim ve dualarım Fakat ben hiçbirine ait değilim. Ben yalnızca Tanrıya ve
dünyaya aidim; ve yakında bir gün yine onlara döneceğim”.
Afrikalı Leo’nun ilk sayfasında
karşılaşacağınız bu sözler tüm kitabı özetliyor
sanki. Gerçek bir yaşamdan çıkarılmış bir öykü olan bu kitapta Endülüslü bir
tüccarın hayatı anlatılıyor. Kahramanımızın asıl adı Hasan olmasına rağmen
romanda bir kaç kez ismi
değişiyor.
1489’da Granada’da doğan Hasan 1488’den başlayarak 1527’ye kadar her geçen yılı
oğluna, kendi yaşadıklarını, anne ve babasından dinlediklerini tarihi
gelişmelerle birlikte dört kitap
şeklinde anlatıyor. Granada, Fas, Kahire ve
Roma kitapları...
1492 yılında Endülüs’ün son kalesi olan Granada’nın da Kastilyalılar tarafından
alınmasıyla bir uygarlığın nasıl yok olduğunun hikayesiyle başlıyor
her şey...
Endülüs’te barış içinde yaşayan Müslüman Hıristiyan ve Yahudi halkın karşı
karşıya kaldığı durum ve bir vatanı, bir hayatı bırakıp kaldıkları yerden nasıl
devam etmeleri gerektiği konusunda düştükleri ikilemler anlatılıyor
Granada
kitabında.
O büyük görkemli uygarlık Endülüs artık hiç bir güce sahip değildir. Çoğu
Müslüman olan halk ellerinde yapacak hiçbir şey olmadığı için gözyaşları içinde
de olsa evlerini terk edip Endülüs’ten
ayrılma kararı ver. Elhamra’da varılan
sonuç da kan dökülmeden önce vatanı terk etmek gerektiğidir. Ama bazı insanlar
kararsızdır veya bir yolculuğu kaldıracak ne maddi ne de manevi güçleri
kalmıştır. Ama elinden gelen herkes
hicret etmelidir. Çünkü inancın alaya
alındığı bir ülkede yaşamayı kabul ederseniz “o gün ölüm meleği size soracak;
“Allah’ın toprakları yeterince geniş değil mi barınak bulmak için anayurdunuzu
bırakıp başka
yere gidemez miydiniz? Böylece sizin yeriniz cehennem ateşi olur.”
ayetiyle Kur’an da başınıza ne geleceği kısaca anlatılmıştır. Bu yüzden Yahudi,
Müslüman bir çok Endülüslü kendilerine verilen süre zarfında
Granada’dan
ayrılarak Fas’a göç eder.
1494’te kendilerinin de Fas’a göç etmeleriyle Fas kitabına geçiyor Hasan.
Bu kitapta Hasan’ın babası Muhammet’in
mutluluğu yakalamak için verdiği
uğraşlar, Hasan’ın büyüyüp bir hafız olması bu sırada en iyi arkadaşı olacak
Gelincikle, kız kardeşi Meryem’in başından geçenler, Hasan’ın tüccarlık
macerasının başlangıcı,
dayısıyla birlikte Fas Sultanı’na verdiği hizmetler,
Hasan’ın ilk aşkı ve geçirmiş olduğu ilk evlilik anlatılıyor kahramanımızla
birebir ilişkili. Tabi yine tüm bunlarla bir örgü içinde Granada’da yaşanan
içler acısı durum
da gözler önüne serilmekte. Endülüs’te kalan Yahudi ve
Müslümanların zorla vaftiz edilmesi daha sonra gerçekten değil de görünüşte
Hıristiyan oldukları öne sürülerek canlarına kıyılması, bu olaylardan Fas’taki
Endülüslülerin duyduğu üzüntü ve Kastiyalıların yakında Fas’a da gelecekleri
korkusu kısaca bu kitaptaki başlıca olaylar denilebilir.
Hasan’ın Zervali adındaki zalim kişilik, Gelincik ve Meryem’in
arasında geçenler
yüzünden Fas’tan ayrılması ile Fas kitabı da kapanıyor ve Hasan’ın bir sonraki
durağı Kahire oluyor.
Hasan Kahire kitabında ilk kitaplarda olduğundan daha da içinde bulunuyor
tarihin.
Hasan Kahire’ye ayak bastığında halk vebadan kırılmış vaziyettedir ve geri kalan
halkın çoğu canını kurtarmak için bir bir göç etmektedirler. Şans eseri
tanıştığı bir Kahirelinin evine yerleşen Hasan hem
veba tehlikesi geçene kadar
Kahire’den ayrılan ev sahibinin evine göz kulak olacak hem de bu süre zarfında
hiç bir ücret ödemeden barınak ihtiyacını çok iyi bir şekilde karşılayacaktır.
Hasan kısa sürede bir iş kurar
ve bu arada Yavuz Selim’in yeğeni Alaettin’in
vebadan ölmesi üzerine dul kalmış olan eşi Çerkez güzeli Nur’la bir yakınlaşması
olur. Yanlarında bir Osmanlı veliahdı, Alaettin’in oğlu Bayezitle birlikte
maceralı anlar yaşarlar.
Mısırdaki Memluk egemenliğine son veren Osmanlıdan intikam almak ve vatanı geri
alabilmek için Tumanbay adlı saray katibi ve diğer Mısırlıların verdiği mücadele
sonrasında gelişen olaylar ve bir
şekilde Hasan’ın Roma’ya kaçırılması ile
kahramanımızın Kahire macerası da son buluyor.
Ana kitaba adını veren Afrikalı Leo Romalıların Hasana taktığı bir lakap. Papaya
bir armağan olarak sunulan hasan,
öğretmen oluyor, öğrenci oluyor, vaftiz
ediliyor hatta papanın evlat edinmesiyle soylu sınıfına dahil ediliyor. Tabi
vaftiz olunca adı da Giovanni Leonne de la Medicci oluyor. Fas’tan geliyor
olması nedeniyle de ona kısaca Afrikalı
Leo deniliyor.
Roma kitabında da böyle başlıyor olaylar. Papalığın başından geçenler Fransa,
Macar Kralı ve Sultan Süleyman arasındaki ilişkiler, Leo’nun Maddelena’yla
yaşadığı aşk, çevirmenlik yaparak
ilişkilerde oynadığı rol ve Lütherci’lerin
kiliseye başkaldırısı anlatılıyor takibinde.
Kitabın son sayfasında şu cümleler var:
Sen Roma’da Afrika’lı Leo’nun oğluydun, Afrika’da
Rumi’nin oğlu olacaksın.
Nereye gidersen git birileri sana derinin rengini ve dualarını soracak.
.....
İster Müslüman, ister Hıristiyan, ister Yahudi olsunlar seni olduğun gibi kabul
etmeliler ya da seni
yitirmeyi göze almalılar.
Bu sözleri Amin Maalouf’tan sık sık duyacaksınız. Romanlarında vermek istediği
ve denemesi “Ölümcül Kimlikler”in de ana temasını oluşturan aidiyet ve kimlik
kavramları onun
tüm cümlelerine bir şekilde işliyor.
Amin Maalouf’un ilk romanı olan Afrikalı Leo 1986’da yayımlandığında
Fransız-Arap dostluk ödülünü kazandı. Bu kitapta Maalouf gerçek tarihi
kişilikleri de roman
kahramanları arasına alarak tarihi onlar aracılığıyla
anlatıyor, tabi Leo’nun yorumlarının da unutmamak lazım. Kahramanız Leo zeki,
başarılı, her gittiği yerde kendini kabul ettirmeyi beceren ve yazgısına rağmen
ne yapıp edip
hayattan zevk alıp mutluluğu bulabilen bir kişi, bir çok özelliği
ile özenilecek biri olarak işlenmiş. Aşk unsuru da nerede ne durumda olursa
olsun Leo’nun peşini hiç bırakmıyor.
Haz: Alper
YENER
alperyener@patikalar.net
Kaynak: www.patikalar.net