Önce Yahya Kemal’i dinleyelim: “Merhûm Edirne şeyhi Neşâtî diyor ki biz /
Sâf aynalarda sırroluruz öyle gâibiz”
ve sonra kanımızı donduracak
göndermesine bir kapı açalım. Neşatî Dede’nin gönderme yapılan o beyti ki
Türkleri küçümseyen ve “Onların sanatı olamaz!” diyen bir Fransız edîbinin
kulağına üflendiğinde,
önce uzun bir istiğrak hali geçirip sonra da, “Mademki
bu beyit söylenmiştir; o halde büyük bir Türk şiiri var demektir.”
itirafında bulunmasına, ve tabiri caiz ise haddini bilmesine yetmiştir.
Beyit şöyle:
“Ettik o kadar ref’-i taayyün ki Neşâtî / Âyîne-i pür-tâb-ı
mücellâda nihânız.”
“Ey Neşatî!. Taayyünü o derece ortadan kaldırdık ki şimdi artık en parlak
ışıklı ve cilalı aynalarda bile
görünmüyoruz.”
Beytin bütün mânâ yükünü taşıyan bir kelime var karşımızda: Taayyün...
“Belirme, ortaya çıkma, belli olma, somut hale gelme, ayırd edilebilme” gibi
anlamlar taşıyor bu
kelime ve tasavvuf öğretileri içinde önemli bir yer tutuyor.
Sufilere göre Allah’ın zatında her şey vardır, ama belirsiz olarak vardır. Zuhur
ve tecelli, yani varlığın ortaya çıkışı bu belirsizlerin taayyünüdür. Salik için
taayyün, perde
perdedir ve Allah’a yükselirken bu perdeleri birer birer
kaldırır, sonunda gerçek varlığa ulaşıp yok olur, sır olur ve yoklukta var olur.
Bu durumda beyti söyleyen sufi şair, maddi ve geçici varlığını eriterek, yok
ederek, nefsini ve
dünya ilgisini sıfırlayarak o derece görünmez olmuştur ki,
artık cilalı ve parlak aynalarda bile görünmemektedir.
Varsayalım ki bir evde, bir boy aynası karşısındaki kadın, kocasına soruyor:
-Güzel miyim?
Aynadan gözlerini ayıramayan adam cevap veriyor:
-Yüzüne uzun uzun bakışımdan belli olmuyor mu bu kadınım. Bu bakış ki bütün
temizliklerin üstünde bir berraklık; ve senin güzelliğin de yine senin
güzelliğinden öte bir anlam taşırken, sen de narsist duygular dışında bir
görüşle hissetmiyor musun güzelliğini?!.. Evet, aynaya akseden sensin, senin
yüzün ve göz kamaştırıcı güzelliğin, ama -umarım bana darılmazsın- bu güzellik
karşısında ben, istesem de, istemesem de, senden öte bir seni düşünüyor, görüyor
ve hissediyorum. Sonra da seni bu derece güzel yaratanın güzelliği karşısında
eriyorum.
Bir yolculuğa çıkmış gibi hani... Senin
görüntünden öte bir görüntü aksediyor
aynaya... Daha doğrusu ayna kah senin görüntünde kaybolup salt güzellik oluyor,
salt ışık oluyor; ve parıltısı göz kamaştırıyor; kah sen aynada görüntüden
sıyrılıp ışığa, nura duruyorsun. Ve itiraf
etmeliyim ki, eğer bu hal biraz daha
sürerse, sanırım kadınım seni çoktan unutmuş, senden geçmiş, aynadaki aksini
gözümden silmiş ve O’na yükselmiş olacağım. Çünkü zaman, şimdi bu camın ardında,
içinde ve üstünde hep
O olmakta...
-?!..
Şimdi, aynadaki güzelliğe bakınca gözleri başka türlü göreni suçlayabilir
misiniz?!..
Bir sanat eseri karşısında, o esere üslup veren, ruh ve anlam katan sanatkârı
düşünüp heyecan duymak nasıl da özge bir duyuş ve algılayıştır ki eser ile
müessir, delil ile medlul arasındaki bağları berkitir. Delil ki bir medlûle,
eser ki bir müessire, olan ki bir oldurana işaret iken; eserler ve deliller
aradan çıksa da
kişi doğrudan sanatçıya ve oldurana ulaşsa; gözler ve gönüller
temizlense; beden ve kalıptan kurtulup ruh ve mânâya erilse... Öyle ya, ol deyip
olduranı yoksa bir eser(?), kendi başına nedir ki!..
Kadim ve berrak zamanlardan
bir rüya bizimkisi... Aynaların çoook eskilerde
kalmış diyaloglarının sesleri bu cümleler de... Oysa nicedir zeminler kaymakta
ayakların altından; ve ruhlar kirlenmekte nefeslerin buğularında... Aynalar pas
tutmuş, ve ışığını yitirmiş
nicedir. Öyle derin bir karanlık ki bu, tek görüntü
için bin can feda... Güzele vuslat güzel de, ayrılık, ah ayrılık... Ayrılık
kavuşmaya teşne, firkat vuslata... Kavuşmanın her senesi bir saniye; ayrılığın
her saniyesi bir sene(1). Cevher
arazdan uzakta, ve sevgi gönülden...
Madde o derece kuşatmış ki insanı, ruhlar mengene kıskacında lime lime... Ayna
ki insandır ve belki insanın kalbidir; ondaki güzellik de, içine yansıyan güzel
de asil olmak gerek.
Kendini bilen, aslında aynadaki güzelliğin hakikatini
görendir. Ta ki gönül aynasında ayrık görüntü bulunmaya!.. İnsan ki yaratılmış
ve yaratılacak sanat eserlerinin en harikuladesidir; yazık ki şimdi renkleri
karışmış birbirine, çizgileri ve
desenleri bozulmuş... Ve eseri kurtarmak için
yine aynı sanatkâra muhtacız.
Ey yüce sanatkâr!.. Cilalı aynalarda yine görünmez kıl bizi!..
(1) Senetü’l-vasli sinetün; sinetü’l-vasli
senetün
Zaman
12.05.2005