Postmodern zamanların pezevengi, çağdaş çöpçatan veya sanalev platformu!
Ne derseniz deyin, sonu hüsran, hayal
kırıklığı, şok ve pis bir ‘tongaya
gelmişlik’le biten iletişim şeklidir ‘chat’…
“Dostluk mantar yemeye benzer. Zararlı olup olmadığı ancak yendikten sonra belli
olur!” (Çin
atasözü)
Hiçbir sorumluluk yüklemez. Bütün iletişim, on kelimelik bir lügat
çerçevesinde gelişir. Dostluğun da, arkadaşlığın da, paylaşmanın da hiçbir yükü
yoktur.
“İyidir, ya sen” klişelerine boğulmuş,
belirsiz, flu, saydam bir dostluk!
Tuhaf ve yabancılaştırıcı bir işlevselliği vardır. Sürpriz kutular gibi içinden
ne çıkacağı kestirilemez.
Postmodern zamanların pezevengi, çağdaş çöpçatan veya sanalev platformu!
Ne derseniz deyin, sonu genellikle hüsran, hayal kırıklığı, şok ve pis bir
‘tongaya gelmişlik’le biten bu iletişim şeklinin adına sanal alemlerde ‘chat’
denir!
İşte bir
prototipi:
“Önce ‘isim-şehir’ oynanır. Sonra ‘meslek, medeni durum’ vs. ‘accayip’ merak
edilir.
Ardından ‘sesini duymak isterim’ler ve
‘resmini görmek isterim’lere gelir sıra…
Onlar da ‘accayip’ merak edilenlerdendir(!)
Ve nihayet o an gelir! Buluşma vakti! “Yakamda gül, kıçımda kot, ayağımda
bot!”
Tanışma, öpüşme, koklaşma faslının ardından ilk izlenimlerin dehşetinden
sıyrılmak için karşılıklı komik çabalamalar… “Halbuki dün akşama kadar nasıl da
kırk yıllık dost gibiydik nette, şimdi noldu
ki?” Sorgulamaları…
İç ses (erkek): “Ulen karı J. Lopez gibi tanıtmıştı kendini! Be ne lan? Ne
Lopez’i, “lop-et” çıktı. Öyle kapağı atacak zengin kızı kılığı da yok bunda.
Olsa olsa
varoşlarda bir atölyede overlokçu ya da tazgahtır bu!”
İç ses (kadın): “Webcamda, gönderdiği jpeg formatlı fotoğraflardaki A. Banderas,
bu amele kılıklı mıymış? Bunun da arabası, ya arkadaşında ya da
servistedir
kesin! Şimdi şiir de okur bu vallaha! Evet evet acilen işimin çıkması lazım,
tekin birine benzemiyor bu!”
Evet, rasyonalizmin vahşi, katı, kekremsi tadıdır damaklarda kalan…
Kim, ideal tasarım
ademoğlu modelidir de sanal alemin chat’ına düşer anam!
Kim, concon çocuğudur da buradan ‘ruh ikizini’ bulmaya kalkar?
Kim, evde kalmamıştır da eşini arar buralarda?
Doktor,
mühendis, son ütücü, kalite kontrolcü, okumuş, okumamış, blues,
hip-hop ya da Müslüm dinleyen, hayatındaki tek musiki atraksiyonu, bir
belediyenin içmesuyu şebekesi açılışındaki beleş Kibariye konseri olan,
kollarındaki falçata
izlerini, anasından kaptığı çay parasını internet
kafelerdeki sanal dostluklardan gizleyen, zengini de züğürdü de buralardadır
babam….
Zengini Yonca’da, fukarası Türkçe bir arkadaşlık sitesinde, kaderini,
yazgısını,
‘aşkını’ bulmanın umuduyla yürekten vurur ‘q’ klavyenin tuşlarına… (Böyle de bir
eşitleyiciliği var meretin)
Hepsi de, nahiftir, hepsi de yitik kentin yalnız kovboyudur, hepsi de militan
romantik beladır!
Formasyonu ya da asaleti ne olursa olsun, vardır onu buralara düşüren bir
ayrılık acısı, bir içe dönüklük, bir dışa açılamama hali, bir yaralı ruh, vurgun
bir bilinç, kederli bir arayış vardır mutlaka…
Kendini ‘bayan’ diye yutturan puştların varlığından muzdariptir erkekler...
Kendini ‘artist’ diye satan tiplerin, tipsiz çıkması da kızları kızdırır…
Yüzyüze ilişki, insanidir, yalındır, daha
dürüst ve gerçektir..
Sanal ilişki, sahte, kaypak, kahpece, ve yalandır çoğu zaman…
Gözler ruhun aynasıdır. Jestler, mimikler eleverir, tutuk yapar, kendi gerçeğini
saklayamaz hale sokar
adamı…
Sanal ilişkide göz, el, ayak, ruh yoktur! Göbeğini kaşırken, sırıtırken,
melankolik dizeler attırıvermeye, ‘canımlı, cicimli’, ‘öptüm, kokladım,
yaladımlı’ yılış yılış geyikler çevirmeye
müsaittir…
Bırak karşındakini, kendine bile yabancılaştırır insanı! Her türlü gerçeğin,
ikiyüzlü toplumun, bu ikiyüzlü ortamında söylenmesi risklidir…
Bekar, güzel, yakışıklı, badem gözlü, sırma saçlı yapar,
götü-göbeği karışmış,
gözaltları kırışmış, saçları ağarmış, selülitleri azmış, yaralı, sahipsiz,
yalnızları…
Aynı şehirde yaşayıp, aynı havayı koklayıp, aynı dolmuşa bineriz hepimiz…
Halkotobüsünde
katlanamadığımız ‘tiplerle’ saatlerce sanal sanal ilişkiye
giriyoruz…
Biz kaybettik bir şeyleri aslında onu arıyoruz babam, yitiğimizi…
Evet, evet biz kaybettik...! Bulanlara selam
olsun!