''Unuttuğu için mi delirir insan, unutamadığı için mi? Bir daha asla geri
dönemeyeceğiz; bir daha asla cennet
bahçesine dönemeyeceğiz, masumiyete
dönemeyeceğiz, Auschwitz öncesine, Hiroşima öncesine dönmeyeceğiz, Vietnam
öncesine, Cezayir, Filistin, Irak öncesine dönemeyeceğiz...
Maraş öncesine, 1 Mayıs '77
öncesine, 12 Eylül öncesine, Sivas öncesine, "hayata
dönüş operasyonu" öncesine dönmeyeceğiz!
Hepimize dışkı yedirilmemiş gibi, makadımıza cop sokulmamış gibi, kolumuzu iş
makinesi koparmamış gibi yapamayız;
kurşuna dizilmemişiz gibi, işkence
görmemişiz gibi, gece baskınlarında götürülmüş ve bir daha geri dönmemişiz gibi
yapamayız.
Çocukluğumuza tecavüz edilmemiş gibi, aşklarımız ve inançlarımız elimizden
sökülüp
alınmamış gibi, töre cinayetlerinde öldürülmemiş, bilmem kaç kez çığlık
çığlığa uyanmamışız gibi duvara...
unutamayız...
televizyon karşısına geçip,
sersem sersem gülüp oynayanları aynı şevk ve heyecanla seyredemeyiz
hiçbir şey
olmamış gibi...''
Işık Ergüden
"Hiçbir Şeyi Unutmak İstememiştim Ben" / Mektup
"Unutamayacağınız bir şey görüp unutmak isterseniz bir hikaye başlıyor." sy
18
...Unutmak isteyip de unutamayanlar; mağlupların belleği! Yıkılanlar, itilenler,
örselenenler,ezilenler, sürgün ruhlar, unutamayanlar! Oysa asıl ötekiler
unutmamalı.
Herkes Her şeyi
Hatırlamalı !
Hiçbir şeyi unutmak istememiştim ben. Hep hatırlamak, hep hatırlamak! Bellek,o
ne güzel, ne müthiş sözcük. Ama bellek, beden yazısı,bedenime kayıtlı ve
sınırlı, ne yazık ki,evrenin ve insanın tüm tarihini
kapsayamayacak kadar
sınırlı!
Unutmadan anımsanamaz denmiş. Belki yer açmak için bellekte. Unuttukça unutulur
acısı yaşamanın ve unuttukça açılır insan yeni deneyimlere. Hatırlamamak çocuk
belleğinin saflığına
geri dönmek olmasa da, macera, keşif ve deneyimleme mümkün
olabilir mi unutmadan? Tekrar tekrar yenilmek mümkün mü unutmadan?
Ama unutmak, kişiliğimizin de göstergesi değil mi? "Bana neyi unuttuğunu söyle
sana kim olduğunu söyleyeyim! " Nesneleri ya da olayları değil, herkes kendini
anımsıyorsa eğer,unutmak kendini red olmaz mı?Ya unutmamak, neyin kabulüdür
kendinden ve kendine sığdırabildiğin o koca hiçlikten
başka?
Hiçbir şeyi unutmak, unutturmak istememiştim ben. Herkes her şeyi hatırlamalı!
Tıpkı o pankartlardaki gibi, " unutulmadı, unutulmayacak!"
"Herkes her şeyden sorumlu; en çok da ben!"dememiş miydi
İvan Karamazov?
Yeryüzünde bir bellek ya da vicdan olup dolanmaktan, bir lanet gibi gece
uykularını kaçırtmaktan daha anlamlı ne olabilirdi bu hayatta? Adalet, varsa,
olmalıysa, olsa daha iyi olacaksa, bellekte olmalı o
zaman.
Hiçbir şeyi unutmak istememiştim ben. Kimse unutmasın istemiştim.
Hatırlıyorum.Hatırladıkça suskunlaşıyorum,sımsıkı yumuyorum ağzımı, dişlerim
birbirine kenetleniyor, dilimi ısırıyorum,içim
dibe iniyor iyice, hatırladıkça
kımıldıyor içim, dibe doğru, çöküyor ,birikiyor, ağırlaşıyor, artık istesem bile
açamayacak hale geliyorum ağzımı, açsam tek ses çıkmayacak biliyorum, kimse
anlamayacak, kimse duymayacak sesimi, ben
bile duymayacağım sesimi,ben bile
duymayacağım kendi sesimi,başkasının sesiyle de çıksın istemiyorum ağzımdan
laflar, susuyorum.Hatırlıyorum.
İyi ki unutuyoruz,yoksa yaşayamayız diyen kimdi? Nietzsche mi?
Unuttuğu için mi
bir atın boynunda buldu deliliği?
Unuttuğu için mi delirir insan, unutamadığı için mi? Bir daha asla geri
dönemeyeceğiz; bir daha asla cennet bahçesine dönemeyeceğiz, masumiyete
dönemeyeceğiz,
Auschwitz öncesine, Hiroşima öncesine dönmeyeceğiz,Vietnam
öncesine, Cezayir, Filistin, Irak öncesine dönemeyeceğiz...
Maraş öncesine, 1 Mayıs '77 öncesine, 12 Eylül öncesine, Sivas öncesine, "hayata
dönüş
operasyonu" öncesine dönmeyeceğiz!
Hepimize dışkı yedirilmemiş gibi, makadımıza cop sokulmamış gibi, kolumuzu iş
makinesi koparmamış gibi yapamayız; kurşuna dizilmemişiz gibi, işkence
görmemişiz gibi, gece
baskınlarında götürülmüş ve bir daha geri dönmemişiz gibi
yapamayız.
Çocukluğumuza tecavüz edilmemiş gibi, aşklarımız ve inançlarımız elimizden
sökülüp alınmamış gibi, töre cinayetlerinde öldürülmemiş, bilmem kaç
kez çığlık
çığlığa uyanmamışız gibi duvara...unutamayız...televizyon karşısına geçip,
sersem sersem gülüp oynayanları aynı şevk ve heyecanla seyredemeyiz hiçbir şey
olmamış gibi...
Hiçbirimiz geri
dönmemeliyiz! Unutmamalıyız!
Unutamayanlar intikamını almalı galiplerden, cellatlardan …Damarlarımızı açıp mı
girmeliyiz onların o pek gösterişli ,nazik,korunaklı dünyalarına ve yüzlerine,o
temiz şık giysilerine
,eldivenli ellerine mi sürmeliyiz belleklerimizden akan
kanı ki alkışçıları ,seyircileri şaşırsın hiç olmazsa bu oyun niye bozuldu
,görgü kuralları niye böyle hiçe sayıldı diye?
Hatırladıkça susuyorum.Konuşursam unutmaktan
korkuyorum.Sözcüklere döküldükçe
anlamsızlaşacak,evrende yok olup gidecek her şey diye korkuyorum.İçimin
boşalmasından korkuyorum.
Unutuyorum ama. İstemeden. Bedenim ihanet ediyor ve unutuyorum. Hatırlamaya
çalıştıkça unutuyorum.Yaşadıkça unutuyorum.Pisliğin ve kötülüğün dibindeki
aynalarda kendi yüzümü gördükçe unutuyorum. Unuttukça kendimi unutuyorum.
Kendimden utanıyorum.Unutuyorum. Bilerek unutuyorum. Unutmak
istiyorum.
Hatırladıkça yüzümü kızartan, kendimi iyice aşağılamak için en ince ayrıntısına
kadar hatırlamak için çabaladığım her şeyi unutmak istiyorum. Unuttuğumu ve
unutmak istediğimi biliyorum.
Bellek de intihar
eder çünkü. Dayanamaz. Ve o zaman, her bir parçası ince birer
kıymık gibi, parça tesirli el bombası gibi,en kılcal damarlara kadar saplanır
kalır.Belleğin ta kendisi olduğunda kişi ,ne unutmak vardır ne de unutmamak…Ve
orada
,artık zaman yoktur ,ne unutacak ne hatırlayacaktır insan, orada “mutlak
huzurlu”dur. Beden,yersizyurtsuz, tarihsiz bir coğrafya:yakılmış eller,
örselenmiş kollar, dağlanmış cinsellik, kurşun doldurulmuş mide, hakarete
uğramış yürek ve dışlanmış beyin. Belleksiz. İstiap haddini çoktan doldurmuş
bakışlar, boşluğu görür her yerde …
Herkes alsın payını bu lanetten ve birer zombi gibi dolanıp dursun yeryüzünde o
sonsuz
ölümsüzlüğüyle boka batmış belleğinin!
Latife Tekin'in "Unutma Bahçesi" Kitabından aktarıldı. Sy 273,274,275,276
üyemiz duygu'ya teşekkürler