...düşünen insan; sadece kendine düşman ülke açısından değil, kendisini iyi
yönetmeyen, yönetimde çağın dışında kalan, ülke
kaynaklarını kendi insanına
sunmak yerine belli bir kesime sunan, ya da ülke menfaatlarını, kent
kaynaklarını komprodorlara peşkeş çeken, “şahsi menfaatlerini müstevlilerin
menfaatleriyle tevhid edenlere” peşkeş
çeken, yönetmeyi ihale vermekten
ibaret gören yönetimler açısından da son derece tehlikelidir.
Düşünen insan gücü, tarihten bu yana karşı ülkeler için sürekli büyük bir
tehlike olarak algılanmıştır. Bir ülkenin silahlı gücü ne
denli önemliyse, akıl
gücü olarak adlandırabileceğimiz düşünen insan potansiyeli de o denli önemlidir.
Bu akıl gücü ifadesinin içine, ‘düşünen’, ‘bir düşünce sistemi üreten’,
‘düşünce
sistemlerini sorgulayan’, ‘yeni bir şeyler ortaya koymak için
çırpınan’.... insan tabirlerini koyabiliriz.
Düşünen insanı; ülke kaynaklarını almak isteyen karşı ülke ile, kendi ülkesini
yanlış yöneten
yönetici kesimi büyük tehlike olarak addeder. Onları yaşatmamak
için de her türlü çirkinliği yaparlar.
Düşünen insan kendi ülkesinin yer altı ve yerüstü zenginliklerini yoketmek
isteyen güce karşı en etkin bir defans gücü
olmakla kalmaz, kendi ülkesinde
kendini yönetenlerin yanlış yönetimlerine karşı durabilecek bir güç unsuru olma
özelliğini de taşır. Tarihte bunun değişik örnekleri mevcuttur. Fransızların
meşhur Alsas-Loren savunması ve sonrasında o
bölgeyi hiç de direnmeden Almanlara
teslim etmesi hadisesi, düşünen insan potansiyelinin olmamasının sonuçlarını
ortaya koyar.
Nitekim savaş sonrası o bölgeyi savunan generale , neden direnmeden bölgeyi
teslim
ettiği sorulduğunda, generalin; “bu teslimatın sebebini bana değil,
bölgede vatansever insan yetiştirememiş öğretmenlere sorun” demesi düşünen ve
vatanını seven insanların yokluğunda nelerin olduğunu görmek bakımından
önemlidir.
Bu manada düşünen insan; sadece kendine düşman ülke açısından değil, kendisini
iyi yönetmeyen, yönetimde çağın dışında kalan, ülke kaynaklarını kendi insanına
sunmak yerine belli bir kesime sunan, ya da
ülke menfaatlarını, kent
kaynaklarını komprodorlara peşkeş çeken, “şahsi menfaatlerini müstevlilerin
menfaatleriyle tevhid edenlere” peşkeş çeken,yönetmeyi ihale vermekten ibaret
gören yönetimler açısından da son
derece tehlikelidir.
Bu yüzden az gelişmişliğin temel yönetim anlayışında kısır çekişmeler, bir ileri
iki geri saymalar vardır. Bu yüzden düşünen insan her türlü iftira ve yalan
kampanyaları ile mutlaka bertaraf edilmesi gereken
bir varlıktır.
Düşünen insan sorgulayan insandır, oysa dünyanın her yerinde yanlış yönetim
uygulayan yönetici sorgulanmaya, hesap vermeye asla tahammül gösteremez. Öyleyse
yapılacak şey nafile bir uğraşı olarak
düşünen insanı yoketmek için harcamak
için ne gerekiyorsa o yapılmalıdır.
İspanya’nın Franko’sunun meşhur “3 F” uygulamasının temel amacı budur. Futbol,
Festival ve Fuar’larla bir
şekilde kitleler oyalanacak, meşgul edilecek;
düşünceye asla geçit verilmeyecek. Buna depolitizasyon tuzağı da diyebiliriz.
Esasen geri kalmış ülkelerin hemen hemen tümünde yaşanan futbol tutkunluğunun
altında yatan gerçek de
budur. Bu tuzak yeterli olamıyor, buna rağmen hala
birileri düşünüyor, hatta “ne olacak bu memleketin hali” diyebiliyorsa bu
takdirde ekonomik sorunlar tuzağı ile düşünceye, düşünen insan tehlikesine geçit
verilmeyecektir.
Tıpkı eski Roma’da olduğu gibi. Neron döneminde, o günün dev ekonomisi büyük bir
kriz içinde, halk sokağa düşmüş, halk aç, halk çaresiz. Yönetim bazı
yanlışlıklar içinde ama halk hareketini
engellemekte zorlanıyor. Bir şekilde
düşünce engellenmeli. İşte böyle bir anda, tam bu sırada, bir gemi kaptanı savaş
arabasına atlayarak trübünlere dalar ve tribündeki yöneticilere, “tüccar
donanması Mısır’da yük
beklemektedir. Gemiler ya açlıktan ölmek üzere olan
insanlar için tahıl yükleyecekler veyahutta yarışmalar için arena’da kullanılmak
üzere özel kum yükleyecekler. Söyleyin hangisini istersiniz? “diye
sorar.
“Siz deli misiniz ? Burada durum kontrolden çıkmıştır. İmparator delirmiş, ordu
isyanın eşiğine gelmiş, halk da açlıktan ölmek üzere. İlahlar aşkına kumu
getirin.” Diye cevap veriri trübünlerdeki bir
yönetici ve ekler; “biz
getireceğiniz kumla, onların ıstıraplarını zihinlerinden sileriz”…
Zihinlerden silinen sadece ıstıraplar mıdır, yoksa ıstıraplarla birlikte varoluş
sebebi sayılacak hasletler midir, yoksa
topyekün bir unutkanlık mıdır...
Ne dersiniz, sizce hangisi yüklenmeli gemiye, tahıl mı yoksa kum mu... çiçek mi
çiçek çi mi yoksa kar temizliği yapacak olanlar mı….
Bizce A.İlhan’ın dizeleri
… Bizce Kuva-yı Milliye…
“bana bir şimşek çak
sala veriliyor görünmez minarelerden,
İzmir’ de istirdat’ı yaşamaktayım
bir yangın soluğu sokak
içlerinden
kordonboyu’nda muzaffer atlılar
fahrettin paşa’nın süvarisi
bana bir şimşek çak
yolumu aydınlatacak
gazi’nin gözlerinden
mavi bir şimşek
kuva-yı milliye
mavisi
aynı emaneti taşımaktayım
‘hürriyet ve istiklal benim karakterimdir’
çünkü hain sinsi ve korkak
aynı düşmana karşı
savaşmaktayım”
Sahi sizce
hangisi….
üyemiz mh22'ye teşekkürler