"Gelişmişlik adına dünyayı yakıp yıkanlar, kurdukları
dünyanın bir yanında açlıktan ölen insanlar meydana getirirken diğer
yanında
tıpkı Romalılar gibi fazla fazla yediği için artık kusan insanlar meydana
getirdiler."
***
Gelişim; son zamanların belki de en popüler kavramı. Son elli yılda şimdiye kadar gördüğü
ilgiden daha fazla ilgi topluyor. Sözlüklerde gelişmişlik, az gelişmişlik, gelişmiş olmak ve gelişmekte olmak gibi versiyonlara sahip.
Şüphesiz uygulamada gelişmişliğin ya da gelişmekte olmanın sözlüklerde olandan çok daha
fazla etkili bir yaşamı var. Sözgelimi bir asır önce yok edilen güney Amerika medeniyetleri bu gelişmişliğe kurban edilmişlerdir. Amerika kıtasına “gelişmişliği” taşıyan amiral Cortez kendisini kurtarıcı olarak gören ve gemiden
karaya adım atarken ona secde eden Meksika yerlilerini ellerinden altın ve gümüş madenlerini almak adına hemen oracıkta sahilde katlederken yaptığını gelişme adına yapıyordu.
Keza İngilizler de hemen hemen bir asır kadar
evvel Hindistan’daki yerli dokuma sanayini yok edebilmek için yerli dokuma ustalarının bu işi yaparken en çok kullanmak durumunda oldukları sol ellerini bileklerinden keserken bu işi gelişmiş ve uygar dünyanın refahı adına yapıyorlardı.
Bu günlerin barış güvercini Amerika da bir dönem sürek avına çıkan katiller vasıtasıyla bir taraftan “kırmızı derilileri” birer birer yok ederken, diğer yandan Afrikalı yerlileri gemilerle ve birer hayvan gibi ülkesine taşıyordu. İlginç ama
o da bu işi müreffeh bir dünya için yapıyordu.
İngiliz dokları bu Afrikalı insanların kanları üzerinde yüzdü yıllar boyu “Sıcak yatak teorisi” ilk defa bu dok işçilerine uygulandı. Yerden ve zamandan tasarruf
düşüncesiyle. Aynı yatağı üç kişi kullanıyor. Sırasıyla , bir yatarken diğeri farklı vardiyada çalışıyor, üçüncüsü de geziyor. Sonra sırayla vardiyada olan yatıyor, yatan gezintiye çıkıyor, gezinen vardiyaya giriyor. Bu şekilde yatak hiç soğumuyor.
Çünkü üç kişi bir yatağı farklı zamanlarda kullanıyor. Gelişmişlik adına oldu bütün bunlar.
Teknoloji bu gelişmeler sayesinde eski köleliği yok etti yerine tüketim ekonomisinin çelik zincirleriyle reklam ağacına bağladığı yeni
kölelikler ortaya çıkardı. “Ne ilerleme, ne ilerleme köleydik, robot olduk” çığlıkları gelişmişliğin son boyutunu anlamak bakımından manidardır.
Gelişmişlik adına dünyayı yakıp yıkanlar, kurdukları dünyanın bir
yanında açlıktan ölen insanlar meydana getirirken diğer yanında tıpkı Romalılar gibi fazla fazla yediği için artık kusan insanlar meydana getirdiler.
Gelişmişliği sertaç edinenler işin temelinde insan faktörünü eksik bıraktıkları
için bir şeyler hep eksik kaldı. Öldürmenin en ince detayları bile hesap edilir oldu gelişmişlik adına. Atom bombası gelişmişliğin en önemli göstergesiydi. Daha ileri gidildi hidrojen bombası yapıldı. O daha teknik sadece insan neslini yokediyor.
Biyolojik, kimyasal silahlar yapıldı insanı daha çabuk öldüren. Bu çalışmaların bir çoğunda denek olarak gelişmemiş ülke insanları kullanıldı.
Öyle ya gelişmiş adına o kadarcık ta olsundu. Arta bırakılan ve gözardı edilen en
temel faktör insanın yaratılanların en şereflisi olduğu gerçeğiydi. Kızılderili gökteki buluttan, toprağın sıcaklığından, kuşların cıvıltısından, çiçeklerin şarkılarından sözederken ilkel kalıyordu. Gelişmemişliğin sembolüydü öyle şeyler. Onun yerine
petrol demeliydi, silah demeliydi, ateş demeliydi. Sonra sonra “Çernobil” demesi gerektiğini öğrenecekti. Etnik çatışmalarla yüzbinlerce insanın boğazlandığını öğrenecekti. Kahin Nötr Dam’ın kehanetle görürken bile
ürperdiği savaşları, katliamları öğrenecekti.
Bütün bunlar garip bir model çıkardı ortaya. Bunu en güzel A.Es-Sufi yorumluyor; “Egemen kültürün ‘gelişmiş toplum’unda sokaktaki erkek ve kadınlar, yine
de, şimdiye kadar bu gezegende yaşamış olan gelmiş geçmiş insanların en cahilleridirler. Hayatın beşikten mezara tüm doğal süreçleri , gerçekten, doğumdan ölüme kadar tüm doğal süreçler bu insanların elinden alınmıştır. Kendileri hakkında
bilgileri yoktur. Çocuklarını doğuramazlar, ölülerini gömemezler. Bütün toplumsal süreçler ellerinden alınmıştır. Düzen ve güvenlikleri, üzerinde denetimleri bulunmayan bir seçkin grupça sağlanır.
Denetleyemedikleri ve
yönetemedikleri seçkinci bir teknolojik askeri güç adına savaşırlar, karşısında savaştıkları güç de odur. Tamamen asalak, toplumsal amaçlar açısından çaresiz, edilgen ve kör, kişisel amaçlar açısındansa bomboş bırakan bir süreçle yönetilirler.
Ama yine de egemen kültür söz bilimi (retorik) onlara her zaman, halk olduklarını, egemenliğin onlarda olduğunu, kararların onlar tarafından ve onlar için alındığını tekrarlar.”
Bu acziyet herhalde “gelişmiş
toplum”a döktüğü kanların, akıttığı gözyaşlarının bir armağanıdır kimbilir…
üyemiz mh22'ye teşekkür