Felsefe terimleri üzerinde bir uzlaşımın, bir konsensüsün oluşamamış olması,
Türkiye’de entelektüel hayata ilişkin,
bana göre elbet, son derece önemli bir
tesbitin altını çizmek anlamına geliyor:
Doğu ve Batı medeniyetleri arasında, bu medeniyet dairelerinden hangisine
‘mensup’ olduğumuz konusunda bir kararsızlığın,
hâlâ (evet, hâlâ!) devam ediyor
olduğunun altının çizilmesine...
Daha önceki yazılarımda da belirtmiştim: Peyami Safa’nın tesbiti doğrudur: Bilim
ve Felsefe, bir Medeniyet meselesidir;- bir kültür (hars)
meselesi değil!
Hangi Medeniyete ‘mensup’ iseniz, Bilim ve Felsefeyi o Medeniyetin terimleriyle
yapmak gerekir: Peyami, Batı medeniyeti dairesine girmiş bulunduğumuza göre, bu
medeniyetin Bilim ve Felsefe terimlerini
kullanmamız gerektiğini öne sürüyor,
Bilim ve Felsefe terimlerinin Türkçeleştirilmesine karşı çıkıyordu.
Nurullah Ataç’ın da o kanıda olduğunu biliyoruz. Rıza Tevfik’in ise, Felsefe
terimlerinin
Arapça’larının kullanılmasından yana olduğunu da...
Galiba en doğrusu, entelektüel tarihimizin bize hem Doğulu hem de Batılı olmayı
dayatan bir tarih olması dolayısıyla, her iki medeniyete eşzamanlı olarak
‘mensup’ oluşumuz gerçeğinden yola çıkarak, Bilim ve Felsefe alanlarında bu
anlamda ‘sahih’ terimleme ölçütünü uygulamaktır.
Mesela, bir felsefe ve fizik terimi olarak ve salt Öztürkçe diye
‘özdek’in
‘madde’ yerine kullanılması kadar, yine salt Öztürkçe diye ‘eytişim’in
‘diyalektik’ yerine kullanılmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Bir örnek
vereyim: Bir
felsefe terimi olarak ‘madde’yi ve ‘diyalektik’i kullanmak, ilkinin
Arapça, ikincisinin de Grekçe kökenli oluşları dolayısıyla bir sakınca
oluşturmak şöyle dursun, tam tersine, bana göre, tastamam, hem Doğu
hem de Batı
medeniyetini temellük edişimizdeki ‘sahih’liği gösterir.
Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay’ın, ‘Felsefe Doktrinleri ve Terimleri Sözlüğü’
(Genişletilmiş 9. baskı, Akçağ
Yayınları), üzerinde belirli ölçüde uzlaşılmış
Türkçe felsefe terimlerini büyük ölçekte yer vermekle birlikte, az da olsa gerek
Grekçe ve Latince gerekse Arapça kökenli terimleri Sözlük’üne madde başı olarak
almakta bir sakınca
görmüyor; -mesela ‘akıl’ yerine ‘us’u madde başı olarak
tercih etmediği gibi, yine mesela, ‘inak’ı ‘dogma’ yerine madde başı yapmıyor,
ki bu, iki medeniyetin eşzamanlı olarak
temellük edildiğini gösteren en sahih
işarettir.
Prof. Bolay’ın ‘Sözlük’ünün, adının ‘Felsefe Doktrinleri ve Terimleri Sözlüğü’
olmasına bakarak salt Felsefe ile ilgili bir sözlük olmadığını
belirtmek
gerekiyor. Sözlük, felsefenin yanısıra Mantık, Psikanaliz, Sosyoloji ve İslami
bilimlerin alanına giren kavramları da içeriyor.
Asıl önemlisi, Prof. Bolay’ın ‘Dokuzuncu Baskıya Dair’ başlıklı
önsöz’ünde de
dile getirdiği gibi, Sözlük’ün bu basımının ‘Osmanlı düşünce hayatının
kavramlarına da yer vermeye başla[mış] ‘olmasıdır. Osmanlı’nın bir düşünce
hayatından yoksun olduğunu öne
süren budala ve cahil okuryazara ibret teşkil
edecek şu açıklama Prof. Bolay’dan geliyor: ‘Biz felsefeyi sadece Batı’da var
sandığımız ve sadece Batı felsefesine endekslendiğimiz için, onların
kavramlarını tercüme
edip onları öğreniyoruz. Artık felsefe bölümlerinde
öğrenciler [artık][...]
Türk düşünce hayatıyla ilgili bilgi istiyorlar[...]: Bizde bazı Batı hayranı
felsefeciler, Batı felsefesinin dışındaki düşüncelere hayat hakkı tanımamayı
felsefe adına felsefe saymaktadırlar.
Halbuki Batılılar her medeniyetin bir dili, bir kavramlar hazinesi ve kendine
göre felsefesi, düşünce sistemi, inancı ve ahlakı vardır diye düşünüp, onları
tetkik edip yararlanarak yeni
felsefeler ortaya atmak için de devasa sözlükler
ve araştırma eserleri ortaya koyuyorlar: [...] Biz ise yüz elli senedir,
kendimize Batı’dan kök arıyoruz. Halbuki herkes gibi, önce kendimizi tanımalıyız
ve bilgi birikimimizle
hesaplaşmalıyız.’ Prof. Bolay, Sabahattin Eyüboğlu’nun
bir sözünü de aktarıyor: ‘Türk düşüncesinin Avrupalı olmasını istiyorsak, onu
kendi geçmişimizle beslemeliyiz.’
‘Felsefe
Doktrinleri ve Terimleri Sözlüğü’, içeriği bakımından ne kadar yetkin
bir sözlükse, dizgi hatalarının varlığı, sözlüğün sunumunu o kertede rahatsız
edici kılıyor. Dizgi hataları, özellikle terimlerin yabancı dillerde verilen
karşılıklarında
çok yoğun bir biçimde ortaya çıkıyor.
Umulur ki, Sözlük’ün onuncu basımında bu yanlışlar giderilir. Prof. Süleyman
Hayri Bolay’a, ‘Felsefe Doktrinleri ve Terimleri Sözlüğü’nün, Türk tefekkür
hayatına katkıları dolayısıyla, teşekkür borçluyuz.
Zaman
13.04.2005