Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 144 Üye Adayı ve 9 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 "Varlık her zamankinden de çok varolan'ın tehdidi altın
 Turuncu
 4 mıhlı çarmıh
 Bilim adamları gen avına çıkmışlar
 Söyle bana hangisi gerçek?
 Postmodern Çorba
 buğulu kuğunun akşam kadınında unuttuğu pirinç
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Nihat Genç: Galeyana gel, bir iki galeyana
Tarih: 13.04.2005 Saat: 10:09 Gönderen: karakutu
 

Mersin'de bayrak yakma olayından hemen sonra hız kazanan gerilim, Trabzon'da linç girişimi gibi ürkütücü noktalara taşındı. Yüreğimiz ağzımıza geldi. Madımak günlerini hatırlıyor, korkuyoruz. Bin defa Allah korusun, Allah korusun, diye dua ediyoruz.

Akşam Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turgut, Trabzonlu bir yazar olmam hasebiyle benden konuyla ilgili yazı istedi. İsabet etmiş. Sadece Trabzonlu olmam değil, üslup olarak da konuya uygunum, çünkü galeyancı bir üslubum vardır, birden parlayan harlayan edebi tarzım beni Anadolu'da şöhret yapmıştır. Oysa konuyla ilgili çok şey bilmiyorum, olsun, memleketimizi anlatmak için bir fırsattır, girelim mevzuya..

Memleketim Trabzon'u Octavya Paz'ın Meksika'yı anlattığı gibi anlatmak isterdim, kısmet değilmiş, işin galeyanlı linçli tarafı bize kaldı, hayırlısı.

Trabzon yeryüzü topraklarının en dramatik şehridir. Çünkü bu şehir tarihten bugüne sebebi henüz keşfedilmemiş bir gençlik enerjisiyle mağdurdur. Şehvet dolu enerji. Hangi yokuşa tırmansa yamaçları söküp indirir. Kabından çıkamayan bu enerji her insana, her aileye akılalmaz derinlikte ıstıraplar yaşatır. Fatih 1461'de bu şehri aldı, iyi mi yaptı henüz anlaşılmamıştır, çünkü 1807'de laz uşakları Kabakçı Mustafa'yla ihtilal yapıp lazlar bir müddet Osmanlı tahtına dahi oturmuştur. Bugünkü kabadayı ve dikbaşlı kültürü o günlerden miras mı kaldı bilemeyiz.



Yani Trabzon'un trajedisi aşırı enerjidir. O günlerde nüfusu 160.000 olan bu şehrin altı kez Türkiye futbol şampiyonu olduğunu unutmayalım. Bu şehrin gençleri henüz iki yıl önce dünya liseler şampiyonuydu, bunu da unutmayalım. Gençler her spor dalını delirmişçesine bir iştahla yapar. 1. 2. 3. liglerdeki Trabzonlu futbolcuları saysak, Trabzon'un ligde iki takımla değil, 10'un üstünde takımla oynadığını görürüz. Futbol aşırı yüksek enerjinin temposuyla oynanan bir oyundur.

Bildiğim bir şey var. Bu yüksek enerji, ya hayal kurmayı öğrenecek ya da akşama kadar top oynayacak. İkisini de sonsuz bollukta yapar. Bu şehir kadar hayal kurulan toprak parçası yoktur. Yerinde duramaz, kabına sığmaz bu tarifsiz enerji, hayal kurmayla birleşince, asırlardır Trabzon'un çocukları, en uzak ülkelere, en uzak adalara kaçıp göçüp giderler.

Bu şehirde nedeni henüz keşfedilmemiş başka derin şeyler de var: Kendine aşırı güven. Her bilim, sanat, din, kitap, yönetici, her alanda coşkuyla kendini kaybetmiş kimi görürseniz, o mutlaka Trabzonlu'dur.

Trabzon'u tüm dünyalılardan ayıran ikinci büyük özellik, 'huzur'dan ne anladıklarıdır. Dünyalılar için huzur, sakinlik, dinginlik, sabır ve bekleyiş ve rahatlıktır. Trabzonlu için huzur 'coşkudur'. Delilendikçe, kafaları karıştıkça, kendilerini kaybettikçe 'huzur' bulurlar. Bu yüzden horon demek, yüzleri kıpkızıl oluncaya kadar oynamak, tepinmek demektir. Horon, bitmeyen bir ayin gibidir. Etleri / kasları iyice kızdırıldıktan sonra bedenlerinden harlı alevler çıkmadıkça oyunu bitirmezler.

Bu şehrin yetiştirdiği bilim adamları, din adamları, yazarlar, sanatçılar bu yüzden 'normal' değildir, sakin, oturmuş, dingin hiç olamazlar. Bilimi de dini de sanatı da çıldırmışcasına yaparlar. Her şeyi kudurmuşcasına yapan bir iştah...

O denli hızlı konuşur o denli hızlı düşünürler ki, sizin bir ömürde sarfettiğiniz cümleleri, onlar, bir günde, hatta, öğle vaktine varmadan dünyayı konuşup, bitirirler.

Yani, rüzgarın en çok estiği, yağmurun en çok yağdığı, toprağın en çok kaydığı bu şehirde büyüyen çocuklar, bedenlerine toprağın kattığı zalim bir enerji yüzünden dünyaya ayak uydurmakta zorluk çeker. Dolu dizgin parlamış at gibi yaşarlar. Belki de biz Trabzonlular bu yüksek enerjinin kurbanı olarak hayatımız çatışma, çarpışma ve şok ve trajedi ve kavgayla başlar ve biter!.

Trabzon şehir merkezi birbirine paralel üç sokak ve bir sahilden oluşur. Üç sokak: Uzun Sokak, Maraş Caddesi, Kunduracılar Çarşısı. Bu üç sokak Meydan Parkı'na açılır. Meydan Parkı aynı zamanda yan semtlere ve merkez köylere kalkan dolmuş ve otobüslerin merkezi durak yeridir, her saat Meydan Parkı ana baba yeridir. Hayat günboyu burada döner. Meydan Parkı kalabalık, işlek, hareketli ve enerji doludur. Belediye binası, oteller, lokantalar, her şey bu üç sokak ve Meydan Parkı'nda başlar ve biter.

Bu üç sokak ve açıldıkları Meydan Parkı'nda gün boyu voltalayan üçbine yakın işsiz genç görürsünüz. Bütün Anadolu şehirleri gibi işsizlik had safhadadır. Kırk yaşına kadar iş bulamamış, kırk yaşına kadar hiçbir işte çalışma şansı bulamamış kalabalığın ileri geri hareketiyle kaynar bu sokaklar. Gün boyu hızlı adımlarla aşağı yukarı volta atıp, sağ sola bakınılıp, sonra bir kahvede oturulup, ya da köşebaşlarında dikilinip, yine sağa sola bakınılarak.

Yani bu sokakta her gün üç bine yakın genç hareket halinde. Dışardan gelenin bilmediği, bu üç bine yakın gencin birbirini tanıdığını, kestiremez. Üç bine yakın genç birden toplanır. Aniden harekete geçebilir. Şehrin misafiri, bu üç bine yakın gencin ortak hareket edebileceğini düşünemez.

Bu genç kalabalığı ayrıca şehirde olup biten şeyi anında birbirine taşır, fısıltıyla, dedikoduyla , futboldan, Yattara'dan, siyasete kadar her şey bu kalabalık içinde hızla yayılır, yeni uydurulmuş bu espri, onbeş dakikada bir koca şehri anında dolanıp geri gelir.

Bu yüzden, diyelim Uzun Sokak'ta bir hadisenin başına bu mahşeri kalabalığın toplanma süresi üç dakikayı geçmez. Ki, malum vakada üç bine yakın genç, anında koşarak toplanıverdi.

Olayın anlaşılmayacak tarafı yok. Olay Türkiye'de geçer. Mersin'de başladığı iddia edilir. Birileri Türk bayrağı yakıldı haberini bu kalabalık içine atıverir ve bir TV kanalı, alt yazıyla bu haberi pekiştirir. Kalabalık çığırından çıkar.

Bu hadise üzerine şimdi iki tür görüş hakim. Birinciler, bunun provokasyon olduğu, yani yalan haberin kalabalığa birileri tarafından kasıtlı atıldığını söylüyor. Diğerleri, bu başıboş gençlerin galeyana, linçe çok açık bir psikoloji taşıdıklarını iddia ediyor.

Hadisemiz budur, ben size şehir hakkında genel bilgiler verip, tekrar buraya döneriz.

Şimdi hızını kesmiş olsa da, beş/altı yıl önce yapılan bir ankette, Rus kızların bu şehre yüz dolarla giriş yapıp, üç bin dolarla ayrıldıklarını yazar. Şehir, teşvik kapsamına alınmasına rağmen yatırım sıfırdır. AKP iktidarını da bu yüzden sevmez. Şehire yapılan tek yatırım 'fıkra' gibidir, Çimento fabrikası şehrin ortasında ve günboyu tipi kar fırtınası gibi şehri bembeyaz yapar. Karsusan Su Ürünleri Sanayi ve Yomra Su Ürünleri Sanayi, tek sanayiidir ve hacimleri üç/beş milyon dolardır.

Arsin Organize Sanayi Bölgesi'nde hareketli 50/60 firma vardır, ancak firmalar çok düşük kapasitede çalışır. Rusya kapıları açıldıktan sonra çevre ülkelerle gezi turizminde canlanma olmuştur. Özellikle zengin turistlerin sürat tekneleriyle bir bavul ticareti söz konusu, ancak bu da hızını kaybetmiştir. Geriye kalır, on binyıllık ekmekleri, fındık ve balıkçılık. Balık dediğimiz de istavrit, mezgit ve hamsidir, birazcık palamut ve birazcık da kalkan... Bugün şehrin nüfusu 200. 000 bin, toplam nüfus bir milyon civarında..

Yol hastalığı

Trabzon şehri, otuz yıl öncesine kadar Anadolu'nun en güzel şehriydi. Sağ politikacıların, müteahhitlerin 'yol kavgası' bu şehri bitirdi. Akılalmaz bir cehaletle Karadeniz yok edildi. Birinci yol, 'tanjant' denilen şehrin tam ortasından geçiyor. Onlarca sokak, tarihi bina, yani şehrin dokusu paramparça yapıldı. Bu cehalete akıl sır ermiyor. Ve istimlak parasının sevabına Trabzonlu birçok insan bu çirkinliği alkışladı. Yani Trabzon'un katledilmesine göz yumdu. Öyle böyle bir cehalet değil.

İkinci yol faciası, Karadeniz sahil yolu projesi. Karadeniz Oto Yolu, dünya tarihinin en büyük çevre faciasıdır. Binlerce koy kaybedildi. Dünya coğrafyasının bu en eşsiz manzarası tarihten silindi. Kıyılar betonla dolduruldu. Yüzlerce km. asfaltla kaplandı. Sağcı müteahhit politikacılar, bu yol sizi kalkındıracak propagandası yaptı, yol kalkındırmadı, kandırdı. Artık iş işten geçti. Karadenizliler el ele verip tarihin bu en güzel coğrafyasını katletti. Suça herkes ortaktır. Artık Karadeniz sahili sıradan bir Konya yoludur. Hem şehri hem de sahili yok eden bu iki yol otuz yıl içinde olup bitti. Medya yazmadı. Halk ilgisiz kaldı. Bu denli amansız bir vahşete seyirci kalındı.

Bu toprağın çocuğu olarak, kıyılarını, koylarını, manzarasını, şehrin tarihini dokusunu paramparça eden müteahhitlerle işbirliği yapan Karadenizliler'le duygusal bağlarım sona ermiştir. Trabzonlu olmaktan utanıyorum. Tarihin bize bağışladığı bu çarpıcı güzellikler sağcı politikacılar ve şehir işbirliğiyle betonlaştırıldı. Asıl 'galeyan' buydu. Asıl galeyan müteahhit galeyanıydı, sağcı politikacı galeyanıydı ve bu galeyan tarihin en güzel şehri ve sahilini paramparça yapıp tarihten sildi.

Yani ben artık kendime Trabzonlu'yum diyemiyorum, toprağının değerlerini bilmeyen insanlarla, ya da üç/beş kuruş uğruna sağcı müteahhit politikacılarla tarihin bu en güzel şehrini katledenlerle işim olmaz...

Yanlış sevgi

O halde diyorum vatan sevgimiz yanlış. Yanlış saçma sapan şeyleri seviyoruz. Milliyetçi bir dalga deniliyor. Hayır. Dünyadan habersiz kitleler. Ülkesini, toprağını, değerlerini tanımayan bir dalga...

Korumacı, sadakat, kabadayı kültürü

Savaş tarihimizin hangi sayfasını açsam, orada cesareti ve saflığıyla ve inanılmaz ateşiyle Karadenizli gençlerin kahramanlık hikayelerini bulurum. Her yerde onlar vardır. İnanılmaz atılgandırlar. Devletlerine, saltanata, sultana, cumhuriyete bu inanılmaz bağlılığın nedenlerini bilemem. Ama sağcı politikacılar bu 'sadakat'ın şifrelerini çözüp, Karadenizli gençleri kullanmasını bilmiştir. Asırlardır bu toprak delirmişcesine sadık insan üretiyor. Sadakat kültürü. Devleti korumak denilince akılları çıkıyor. Burada milliyetçilik tam anlamıyla 'devletçilik'tir. Devletin ta kendisine sahip çıkmak. Topal Osman'ın öyküsü Karadenizli'yi bize özetler. Savaş tarihimiz bu sadakatin tarihidir. Osmanlı'dan başlayarak Kabakçı Mustafa'dan Topal Osman'a ve Mesut Yılmazlar'a kadar, Türk komutan, sultan, devlet başkanlarının 'korumalarına' dikkat edelim. Tek tek araştırıp sayalım. Şu derin devlet denilen yakın korumaların, komutanlara, sultanlara yakın duranların, şu özel adamların, sağcının, komünistin, edebiyatın en sıkı, en sert, en radikal 'karakterleri'nin hep bu topraktan yetiştiğini göreceksiniz.

Araya özel notum

Türkiye'de ne zaman Amerikan karşıtı bir hareket büyüse, hemen bir sağ/sol çatışması ya da benzeri bir çatışmayı birileri büyütür, soru işareti?

Milliyetçilik ideolojisi

Milliyetçilik devletçiliktir, devletin bekası. Devlet uğruna halkı feda etme. Kanuni ve sonraki Osmanlı çağlarında başlar. Bu yüzden devletin kutsal simgeleri milliyetçiler için her şeydir.

Oysa bir de vatan vardır, vatanımız, fındığımız, yolumuz, pamuğumuz, Ziganamız, halkımız, ürettiklerimiz. Milliyetçiler'e yüzlerce yıldır 'toprağın' ve 'vatan'ın gerçek değerlerini öğretemedik. Milyonlarca genç devlete tapınarak vatansever olduğunu düşünüyor ama yolları, hazinesi birileri tarafından yağmalanırken, sessiz kalıyor.

Ve birileri bu toprağın değerlerini gençlere anlatmadan, kutsal devletin kutsal simgeleriyle gençleri milliyetçilik dolmuşuyla talim yaptırıyor!..

Yakın tarihten bir galeyan öyküsü

Bugün, tiyatronun olduğu Zağnos mevkii 1969'da boş bir arsaydı. Çok eskiden de şehitlikti. Bu arazide mitingler yapılır, kumpanya, cambaz çadırları kurulurdu. 1969 yılında üniversiteli solcu gençler burada miting yapar. Yüz/yüzelli kişi kadardırlar. Ellerinde mikrofon 'üniversiteye İstanbul'dan taşıma hoca gelmesini' eleştirip protesto ederler. Miting başlar başlamaz halk gençlerin üstüne hücum eder. Öğrenciler kaçarak bir büyük meydan bir de Zağnos köprüsünü geçip hükümet binasına sığınır. Halk hükümet binasını çevirip gençlerin kendilerine teslim olmasını ister. Yani, bugünkü hadisenin tıpkısı, kırk yıl önce...

Üniversite/şehir çatışması

Üniversite, Trabzon'un sosyalleşmesi için fırsat olmadı. Bunun sebebi, ilk kurulduğu yıllar 60'lı yıllar, üniversiteli gençler, hippi, uzun saçlı ve solcudur. Halk bu öğrenci tipini sevmez, onlara evini kiraya vermez. Öğrencilere iyi gözle bakmaz. Ve Trabzon halkıyla üniversite arasında bitmeyen bir çatışma başlar. Bu yüzden Trabzon'da üniversite okuyan dışardan gelenler Trabzon'u, Trabzonlu'yu sevmez. Trabzon'da okuyan üniversiteli kızlar Trabzon'daki ağır delikanlı kültürü yüzünden şehirden olumlu intibalarla ayrılmaz. Bu son günlerde yeni yeni üniversiteyle şehir nihayet kaynaşmaya başladı...

YARIN: Trabzon'dan aydın göçü



Akşam

13/05/2005


 
İlgili Bağlantılar
· Nihat Genç Sitesi
· Doğu Konferansı Galerisi
· Skytürk Konuşmaları
· Daha fazla Nihat Genç
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Nihat Genç:
Sorularınız ve cevapları birinci bölüm


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 4.22
Toplam Oy: 9


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Sorularınız ve cevapları ikinci hafta son bölüm
Sorularınız ve cevapları ikinci hafta birinci bölüm
Sorularınız ve cevapları ilk hafta son bölüm...
Kuvveti bazuyi Osmani
Fikret Başkaya: Kapitalizmin krizi veya otuz yıllık yalanın sonu
Severim sevmem, terk ederim etmem, sana ne?
Çölaşan çok satanlarda birinci
Bezik Oynayan Kadınlar - Manastırlı Hilmi Beye Birinci Mektup
Fight Club - Birinci Bölüm
Satranç Dersleri -İkinci Bölüm-
Ben Ruhi Bey Nasılım - 3. Bölüm Son
Ben Ruhi Bey Nasılım - 2. Bölüm

"Galeyana gel, bir iki galeyana" | Hesap Aç/Yarat | 1 yorum | Tartışma Ara
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Re: Galeyana gel, bir iki galeyana (Puan: 0)
Gönderen: Misafir Tarih: 03.05.2005 Saat: 15:05
bu sorun Türkiye nin her yerinde mevcut işsizlik+millliyetçilik+üretim eksikliği oldukça bu sorunlari yaşayacağiz


 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke