Felsefe terimlerinin Türkçeleştirilmesi girişimlerinin 1941 yılında
başladığını biliyoruz. Geçen haftaki yazımda da belirtmiştim:
O tarihte Maarif Vekaleti, Ankara’da bir Komisyon çalışması başlatmış, Komisyona
İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim üyeleri de davet edilmiştir: Prof.
Dr. Macit Gökberk’in bildirdiğine göre,
Vekaletin bürokratlarının, felsefe
hocalarını dinlemeyip bildiklerini okudukları anlaşılıyor. Osman Pazarlı’nın
Cuvillier’den yaptığı (ve Maarif VekaletiYayınları arasında çıkan) ‘Küçük
Felsefe Sözlüğü’, büyük
olasılıkla, bu Komisyonun tespit ettiği terimler
kullanılarak çevrilmiş olmalıdır.
1953 yılında bu defa Türk Dil Kurumu, Felsefe terimlerinin Türkçeleştirilmesi
işini yeniden ele alır: Ama bu defa, felsefe hocalarının önerilerine
kulak
verilecek ve uzun yıllar süren çalışmalardan sonra Türk Dil Kurumu Prof. Dr.
Bedia Akarsu’nun ‘Felsefe Terimleri Sözlüğü’nü yayımlayacaktır.
Geçen hafta da belirtmiştim: 1950’lerde
başlayan Felsefe terimlerinin
Türkçeleştirilmesi, ciddi tartışmalara neden olur. Peyami Safa’nın, Bilim ve
Felsefe’nin bir ‘Medeniyet’ meselesi olduğu, dolayısıyla ya Doğu İslam
Medeniyetinin Arapça
kökenli karşılıklarıyla, ya da Batı medeniyetinin Latince
/Grekçe kökenli karşılıklarıyla kullanılması gerektiği kanısındadır. Peyami’ye
göre, mademki Batı Medeniyeti dairesine girilmiştir, o halde ‘bütün garp
dünyasının
müşterek kullandığı Latin ve Yunan kökleri dururken, neden Öztürkçe
ıstılah kullanmaya kalkı[şıldığını]’ anlamak mümkün değildir.
Nurullah Ataç’ın Felsefe terimleri dağarı konusundaki görüşleri de, bütün
Öztürkçeciliğine rağmen, Peyami Safa’nınkilere yakındır. Ataç şöyle der: ‘Bir
dil, bir uygarlık yani bir medeniyet içinde ilerler, zenginleşir, o medeniyetin
düşüncelerin, değerlerini söylerken yoksuldur. O uygarlığı iyice
anlatamaz.[...]
Türkçe için fakirdir, iptidaidir, diyen yok, ancak şimdi benimsemek istediğimiz
batı uygarlığının düşüncelerini, değerlerini söylemeye elverişli değildir, onun
için batı uygarlığının birtakım kavramlarına karşılıklar
arıyoruz.’ Ataç, bu
görüşlerini eleştiren Adnan Benk’e verdiği cevapta konuyu daha da açarak şunları
söylüyor: ‘(...) Biz bugünkü dilimizle Monsieur Sartre’ın da, başka düşünürlerin
de neler dediklerini,
neye varmak istediklerini iyice söyleyemiyoruz. Dilimizde
batı uygarlığının birtakım kavramları daha adlandırılmadı da, onun için kimimiz
Frenkçe sözleri kullanıyor, kimimiz Arapça’dan bulmaya çalışıyor, kimimiz de
Türkçe
köklerden yeni sözler kurmaya uğraşıyor.’
Şüphe yok: Felsefe (ve Bilim) terimleri seçiminin bir ‘medeniyet’ meselesi
olduğunu ilk kavrayanlardan biri Rıza Tevfik’tir: Prof. Dr. Abdullah
Uçman’ın
‘Rıza Tevfik’in Türk Dili Üzerine Düşünceleri’ başlıklı yazısından öğrendiğimize
göre Rıza Tevfik’in bu konudaki görüşleri şöyledir: “Şi’r-i millide Türklüğün en
samimi ruhunu,
en asil hissiyatını söyletmek taraftarıyım, çünkü mümkündür ve
lazımdır: Fakat ıstılah [terim H.Y.] bahsinde bu mümkün değildir ve o kadar da
lazım da değildir’; Rıza Tevfik, Peyami’nin aksine, felsefe terimlerinin
Arapça’dan alınmasından yanadır:
Geçerken belirteyim: Osmanlı dönemindeki terim çalışmalarında, Rıza Tevfik’in
büyük katkıları vardır. 1913 yılında Maarif Nezareti tarafından kurulan
Istılahat-ı İlmiyye
Encümeni üyesi sıfatıyla hazırlamaya başladığı ve o yıl
Encümen’ce tespit edilen terimler çerçevesinde ve fasiküller halinde basılan
‘Mufassal Kamus-ı Felsefe’ adlı muhteşem ansiklopedik sözlüğün, on cilt olarak
tasarlandığı halde, maalesef, ancak iki cildi yayımlanabilmiştir. Birinci cilt
806 sayfa, ikinci cilt ise 400 sayfadır, Rıza Tevfik’in bu muhteşem ‘Mufassal
Kamus-ı Felsefe’sinin 1915 yılında başlayan yayımı, ancak
1920 yılında
tamamlanır. Lügat’te her felsefe teriminin Arapça, Yunanca, İngilizce,
Fransızca, İtalyanca karşılıkları da verilmiştir. Bugün bile aşılamamış bir
başyapıt!
Tekrar Cumhuriyet dönemine dönmeden önce,
İsmail Fenni’nin Fransızcadan
çevirdiği Felsefe Lügati’ni de anmak gerekir.
(Önümüzdeki hafta felsefe terimleri bağlamında Cumhuriyet döneminde yayımlanmış
olan Felsefe Sözlükleri’nden ve
özellikle Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay’ın
Akçağ Yayınları arasında çıkan ‘Felsefe Doktrinleri ve Terimleri Sözlüğü’nden
söz edeceğim.)
Zaman
06.04.2005