Nihat Genç: Örgütten Yetişme Tahir Öğretmen
Tarih: 09.04.2005 Saat: 11:02 Gönderen: karakutu
|
|
Öğle sıcağında 7 Haziran günü Kamu Emekçileri Sendikası (KESK'in) eylemi vardı.
Şöyle bir bakayım,
dedim. Çöküverdim kaldırıma, yarım saat sonra fırlar,
kaçarım. Yanıma, sonradan 18 yıllık öğretmen olduğunu öğrendiğim, benim
yaşlarda, çok yaşlı gösteren, sıska, gözlüklü, elbiseleri eskilikten parlamış,
kır saçlı bir bey oturdu. Bin
yıllık arkadaşmışız gibi hemen lafa girdi.
Seri
konuşuyordu. Konuşmamız daha önceden kesilmiş, şimdi yeniden başlıyormuş gibi.
Ne söylese hoşuma gidiyor, ne söylese, durup alnından, elinden öpmek istiyorum,
konuşurken gizli gizli not almaya başladım...
"Bıktık kardeşim, on yıldır bu meydanlara gelip gelip dayak yiyoruz, hiçbir
umudumuz yok. Bu Kızılay'ı yıksak yukardakiler için vızıltı değil.. Olsun, koyu
koyu sövmeden rahat
edemiyor insan. (Yüzünü polislere dönüp) Nasıl ısı gibi
bakıyorlar, suratlarına bak, deli deli gülüyorlar. Bunları kim işe aldı.
Karıların göbeğine muska yazan cinci hocaların torpiliyle polis oldular.
"..Devletin parası yok ki
vermiyor.. Devletin eli bolken verdi mi? Borç yiğidin
kamçısı.. borç kölenin kırbacı olmuş.. Biz on milyon borç alsak uyku tutmuyor..
Milyar dolarları gazeteler kıyak manşet atıyor diye gazete patronlarına
yedirdiler. RTÜK yasası da çıktı.
Bizim yasamız çıkmadı.
Bu RTÜK'le kimse
siyaset yapamaz. Kimse siyasete giremez. Halk sesini çıkartamaz. Medya
patronlarına teslim ettiler ülkeyi. Böyle yasa dünyada var mı? Olmuş mu?
Hepsinin .mına koyum.
Geçen sene bir miting yaptık. Dağdan taştan, uzun yoldan,
Malatyalar'dan Karakeçili aşiretinden yüzbin insan geldi. Akşam TV'de bir saniye
göstermediler. Niye? Ebru Gündeş hanım o gece bayılmış. Şimdi de Tarkan'ın
götüyle
uğraşıyorlar. Bütün ekranlar Tarkan'ın götü.
Ne olacak söyleyeyim. Akşam
altıya doğru mutlak olay çıkacak. Gaz bombaları patlamadan haber olamayız
arkadaşlar. Onbin kişi cayır cayır bağırıyoruz, duyan yok. TV'ciler it
gibi
Tarkan'ın götünü yalatıyor ekranda. Bizim götümüz de söğüt dalı gibi cıscıbıldak
soyuldu gören yok.
Kalıplarını kıyafetlerini .ikiyim. (Eliyle yaralanmış ayağını
inceledi) Eskinin yarası da iyiydi, tütün basardın geçerdi.
Şimdi doktora
gitsem, git MR çektir, diyecek. Dünya tarihinin en büyük ekonomik soygunu, krizi
yaşanıyor, medya hükümeti idare ediyor. Onlar da RTÜK yasasını çıkartıp ikram
ediyor. Yağmalatıyorlar kardeşim. Hükümet yerinde, işler
tıkırında, boku yiyen
yine biz olduk...
"..Anlamıyorum, ordu niye müsaade ediyor RTÜK yasasına... (Kulağıma eğildi,
fısıltıyla, "ordu" demek, "orda" demek, hep ordalar, çocukları, kızları,
televizyonları, gasteleri
doldurmuş, hepsi orda, yani...) Bu eski RTÜK yasasıyla
hep İslamcılar seçiliyormuş. 28 Şubat devam ediyormuş. Polis internet üzerinde
terör örgütlerinin izini süremiyormuş. Kontrol kaybedilmiş ülkemizde arkadaşlar,
ülke
bölünüyormuş.
Milliyet Gazetesi'nin trajı 17 bine düşmüş. Ama üçyüzbin
basılıyor. Bu gazeteyi kim sübvanse ediyor arkadaşlar. Hani özeldi? Hani özel
olan herşey başarılıydı. İşçi çıkartıyor, bedava satıyor, parası kimden
çıkıyor?
(Kulağıma eğildi, fısıltıyla, bu özelleştirmeyi başımıza "özel" Çiller açtı)..
Hürriyet duruyor, çünkü, MİT'i, küçük ilanları var. Taşrada bakkal, emlakçı,
tuhafiyeci küçük ilanları kime veriyor, bölge radyosuna.
Şimdi
oralara da RTÜK
göz koydu. İstiyorlar ki her kasabada küçük ilanları alalım, mahalli seçimleri
de biz idare edelim. Arkadaşlar, irticanın sesini kesmek bahanesiyle, .iktiler
anamızı. (Elleriyle iki yakasını silkeleyerek) Öğretmenim ben,
öğretmen...
(Elleriyle gömlek yakasının içini göstererek) Bir haftadır yıkanmıyor, şu kire,
bakın, öğretmenim ben...
Bu maaşla nasıl geçiniyor diye yazı yazıyorlar? Hepsi
bir olmuş, köyden öteberi getiriyor diyor bunlar.
Arkadaşlar bulgura, tarhanaya,
mercimeğe kurban olayım, makarnayla yaşıyoruz. Arkadaşlar, sofrayı üç dakikada
kaldırıyoruz. Hanım üvey ana gibi çocukları sopaya yatırıyor.
"Akşamları şeytan aldatıyor, öldür çocukları
diyor, öldür karıyı, ama ben
öğretmenim diyorum şeytana, ben kültürlü adamım diyorum şeytana, öldürmem. Kaç
sene oldu arkadaşlar, ceviz kadar tereyağ koyamadım çocukların önüne.
Evlendiğimizde hanımın suratı seramik çanağı
gibiydi, şimdi, yüzünde, kollarında
et parçası kalmadı. Allah sizi inandırsın kardeşlerim kırışmış avurtlarını
cımbızla kaldırıp diplerine makyaj yapıyor. Çocuklar daha gazoz kola içmeyi
bilmez. Ne yiyoruz duyanımız var mı? Gidin ulus
Çarşısı'na, bir kilometreye
kuyruk? Nedir dersiniz? Tavuk ciğeri. Tavuk taşlığı... en ucuzu bu.. Üstelik
benim kıymetli vatandaşlarım ikiyüzelli gram alıyor. Koyuyoruz sofraya..
Çatalın
ucuyla yavaş alıyorum ki, çocuklar
hızlı hızlı uzansın.. Ben kültürlü adamım,
ben okumuş adamım, ben çocuklarımı severim. Pabuç pahalı, güç yetmiyor.
Akşamları çok kötülüyorum arkadaşlar, inanmayacaksınız şu meydana gelince rahat
ediyorum, dövüşünce kendime
geliyorum, biz solcu öğretmenleriz arkadaşlar. Hanım
ağlamaktan uyuz ite döndü. Bir daha meydanlara gitme diyor.. Canımdan bezdim,
aklım şaştı, biz meydanlarda dövüle dövüle büyüdük arkadaşlar. öyle sürünüyoruz
ki, yılanlar
imreniyor arkadaşlar!
"... (eliyle gazeteci ordusunu göstererek) Şimdi bakın, bu kadar gazeteci...
Bizim hiçbir gösterimizin haberini çıkartmaz... (kulağıma eğilip, "gazeteci"
az-et yiyici demek, azet, çünkü asıl parçayı
patronları yer"). Niye bizim
haberimizi gazeteye basmıyorsunuz, diyoruz... "Siz el çırpıp halay çekiyorsunuz,
soyunuyorsunuz, boynunuza hortum sarıyorsunuz, bunların modası geçti, haber
müdürümüz bu haberleri sıkıcı buluyor"
diyorlar. Arkadaşlar daha olay çıkmamış
bir gösterimizi haber diye çıkartmadılar..
Kışın kar yağınca, "kar yağdı,
çocuklar karda kızak kaydı eğlendi" diye haberler çıkıyor, bu haberlerde olay
var mı? Ne olacak haber
çıksın diye, mutlak olay çıkacak. Ben öğretmenim
arkadaşlar, kültürlü adamım, olay çıkartmam. Ama olay çıkacak, söyleyeyim size,
kaçta çıkacak. Haberlere yetişmesi için, akşam saat altıda mutlak çıkacak. Aklı
yeten bir yazar, bir
siyasetçi çıkıp, bu şiddeti kim çıkartıyor diye sormuyor.
Hadi arkadaşlar söyleyin bu olayları kim çıkartıyor. Haberlerimiz verilse, yasal
eylemlerimiz engellenmese, şiddet çıkar mı? Gazeteci değil, haşarat ordusu...
"..
Arkadaşlar, baksanıza şu polisin bize gösterdiği silaha. Nasıl silahtır bu..
(Ayağının altında parçalanmış bir gazete parçasını bir müddet, kendi notlarıymış
gibi okuyarak).. Yok, Ecevit, Kürt Devleti kurdurtmayız, demiş. Amerika da buna
kızıp, sen misin diyen. CASA uçaklarını düşürmüş... (Kulağıma eğilip, Am-er-ika,
erkek .mı demek). Yazarlarımız haftalardır bu komployu yazıyor, hepimiz hasta
olduk, hepimiz komplocu olduk. Arkadaşlar, Kuzey Irak'ta heriflerin kendi
devletleri adına paraları var mı, var..
Kendi okulları var, kendi bayrakları
var, gümrükleri var, pasaportları var, kaseleri var, faturaları var, bordroları
var, hükümetleri var, Hüsamettin Özkanları var... Yani? Kürt Devleti çoktan
kurulmuş. Sen hala kurdurtmam de. Senin Kıbrıs'ın devlet de onlar değil mi?
Kıbrıs'ı tanıyan yok, onları Amerika tanıyor...
".. Arkadaşlar ordunun eski subayları kalkmış kitap yazıyor. Suat İlhan eski
komutan, ne diyor?
Avrupa Birliği'ne giremeyiz, hristiyan kulübüdür... Asker
agam, asker agam kendine gel! Kırk yıldır Erbakan'ın söylediğini şimdi sen
söylüyorsun..
Şimdi mi geldi aklın başına.. Kuzey Irak'ta Kürt devletinden
rahatsız olma
sen. Sen Irak'la ticaret yapsan üç milyar doları geçer. Seni
bölmek için değil, Ortadoğu'yla ticaret yaptırmamak için devlet kurdurtuyorlar.
İşte GAP bölgesi, hani doğuyu kurtaracaktı, Koç'undan, Alaton'undan, İsrail'ine
herkese peşkeş
çekiyorlar.. İyi de kardeşim bana ne? Ben kültürlü adamım, ben
öğretmenim. Kalkıp bana hain diyorsun.. Sonunda bir hain buldunuz, onu da bir
yağlı ip bulup asamadınız..
Arkadaşlar, çoluk çocuk olmazsa, tam eşkiyalık
zamanı, roman yazmayı bırakın. Kızılay'dan geçiyor bunların makam arabaları. Bir
nara salıp atlayacaksın üstlerine. Ama ben kültürlü adamım, atlamam. Bunlar beş
kuruş daha soymak için devleti, Türkiye'yi velveleye, dünyayı ateşe
verir.
Hükümet, hükümet değil, hepsi IMF'nin casusu, casusluk, Atatürkçülüğe ters
düşer...
"Şimdi de ya Kemal Derviş, ya Tayyip diye tutturdular, arkadaşlar bu ülkede
siyaset yapan herkes bir güdümlük sürü bulur. Bu
halkın beynini .ikiyim. Ama ben
kültürlü adamım, .ikmem.. Bu halkı arkasına bir tek solcular alamıyor...
(Bizi ÖDP kurtaracak diye, alaylı bir laf atıldı).. Ne ÖDP'si. ÖDP diye bir
parti yok. Bunları kimse bilmez, halktan
gizliyorlar. ÖDP'de Özgürlükçü eylem
Platformu, bir de Özgürlükçü Sosyalist Platformu diye iki düşman kamp var,
arkadaşlar. Parti kurulduğu günden beri birbirleriyle hırlaşıyorlar, CHP'den
beter bunlar. Biri miting kararı alıyor, diğeri
örgütlere faks çekip, miting yok
diyor. Biri açlık grevi başlatıyor, diğeri açlık grevi yapanları partiden
atıyor.
Arkadaşlar, deprem oluyor, küreselleşiyoruz, özelleşiyoruz, işkenceler,
haksızlıklar hergün devam ediyor,
bunların hırlaşması durmuyor.. (Kulağıma,
bunlardan devrimci değil, katır tırnağı olmaz, nal vursan çivi girmez, Avrupa
tellalı bunlar, bunların babaları da böyleydi, Paris müzelerini gezeceğiz diye
canları çıkardı, hepsi Avrupa Birliği'nden
para alıyor.) Bir partiyi parti
meclisi, merkez kararı, il başkanları yürütür arkadaşlar, biz örgütten
yetişmeyiz. Bir partinin yayın organı olur, hiç biri yok. Platformların her şeyi
var. Merkez kararları... ama partinin yok.
Arkadaşlar birbirlerinizle dalaşmak
üzere parti kurmayın. Fingirdek adamlarla parti kurulmaz. Böylesini
seviyorsanız, bizi karıştırmayın. Arkadaşlar biz örgütten yetişmeyiz, sekter
hastalıklarımızı biliyoruz.
35 yaşın üstündeki tüm eski devrimcileri atacaksın
sol partilerden. Arkadaşlar, bundan altı ay önce, gizli kapaklı bir toplantı
yapıldı ÖDP'de. Ufuk Uras, "partiyi tımarhaneye çevirdiniz" diye toplantıyı
açtı. Sonra
"kapatalım bu partiyi" dedi. "Bir pire için yorgan mı yakıyorsunuz"
dediler. Ufuk Uras kükredi, "Evet, bu pireli yorganla yatmak istemiyorum" dedi.
Tekme tokat birbirlerine girdiler. Arkadaşlar, biz örgütten yetişmeyiz, bu
sekter
konuşmaları ben de sevmem, "siyasi mücadeleye ne gerek var, demokrasi
nasılsa Avrupa'dan gelecek".. diye partiyi kapatalım diyorlar ÖDP'de. Altı ay
uğraştılar partiyi kapatmaya, kapatamadılar, altı ay hepimiz bir olup
çalışsaydık,
iktidar olurduk.. Şu ayakkabılarıma bakın, ağaç kabuğuna dönmüşler.
Boğazıma bir öksürük geldi mi, bir ayda sökülmüyor. Şu halaydaki memurların
suratına bakın, zayıflıktan hepsinin çeneleri sivrileşmiş...
"..Arkadaşlar,
CHP'ye gitmedim değil, gittim.. ("yuhh, dönek.. sesleri).
Dinleyin arkadaşlar. Orada da kadınlar heladan elleri ıslak çıkıyor, hiç sevmem
heladan elleri ıslak çıkan kadınları. Güya, ben temizim, ellerimi yıkadım,
göstere göstere. Bizim
okulda da çok. Kardeşim, biz senin yaşında bir kadının
götünü yıkayıp sildiğine inanıyoruz, bize temizlendiğini gösterme. Biz kültürlü
adamız, terbiye gördük, arkadaşlar, heladan elleri kuru çıkacaksınız...
Ölürsem
beni
bu cinci hocalara yıkatmayın. Arkadaşlar biz meydanlarda yıkandık.
Arkadaşlar, biz gaz bombalarıyla yıkandık! CHP'den attılar beni, çünkü
eylemlerimden korktular, Atatürk Türk milleti çalışkandır diyor, gidip
Anıtkabire yazacağım,
Türk milleti hırsızdır, Türk milleti soyguncudur.. (alkış
sesleri) Arkadaşlar Haziran ayı geldi dayandı, kızgın güneş tepemizde,
memleketimin dağlarına kiraz bastı, söyleyin hanginiz bir avuç kiraz gördünüz!
Arkadaşlar hala bazı arkadaşlar
Tokat kırsalı diyor. Bingöl kırsalı diyor, hala,
bazı arkadaşlar "ben dağdayken" diye lafa başlıyor..
Köy diyelim, "kırsal"
demeyelim arkadaşlar, Anadoluyu hala "kırsal" görenler var, oralar "köydür"
arkadaşlar, oralarda inek,
tavuk, buğday olur.. 68'de dağa çıkan birçok
arkadaşım bugün Kartalkaya'ya çıktılar, medyayı bu Kartalkayacılar yönetiyor!
Dışardan bakınca gazeteciler ne güzel direniş, ne kararlı mücadele, ne seri
slogan atıyor diyorlar. Pekmez
nedir kardeşim, pekmeze hasret kaldık. Örgütte
aidatımız üçyüzbinlira mı olsun, beşyüz bin lira mı kavgaları çıkıyor, bela
yetmez gibi bir de evi tahtakurusu bastı, her yerden kanımızı emiyorlar. Böyle
deli deli konuşmalarıma bakmayın,
öğretmenliğe başladığım gün şekerden tatlı bir
adamdım, nereden bilebilirdim ağzım küfür dolu, kupkuru kemik kalacağım!
Kızgın
güneş altında hala bu meydanlardayız, niye, çünkü hala öcümüzü alan çıkmadı.
Sivas'ta
cayır cayır yakılan aydınları, bunun rövanşını kim alacak. Okulda
odacının çocukları domuz yavrusu gibi.. Bizimkiler sinek gibi. Çocuklarımın
sıska göğsünü gördükçe ödüm kopuyor!.. Uyku girmiyor. Ama o odacının çocuklarını
göreceksiniz. Nerden bulup yediriyorsun, dedim. Mamak çöplüğünde sabah erkenleri, bakır, demir, şişe toplamaya gidiyorum, diyor, yalan söylüyor... Ama
severim onu. İki kadın boşadı, üçüncüsüyle evli. İlk karısı çok oynak, çok diri,
yosma bir kadınmış.
Yorgun argın girmiş yatağa. Vurmuş kafayı yastığa.. Karısı
elleriyle birşeyler yokluyor yorganın altında. "Hanım, boşuna takım taklavat
arama, yorgunluktan bayılıyorum" demiş. Hanımı: "Yanlışlıkla
terlikle girdim
yatağa, onları çıkarıyorum" demiş. "Hanım yalan söyleme, senin niyetini
biliyorum" demiş. Hanım dayanamamış, "zaten benim niyetimi, erkek kardaşların
anladı, yoldan geçenler anladı, bakkal anladı, benim niyetimi bir
sen
anlamadın!" Bir terlik davası başladı mahkemede, boşandı.. (kulağıma eğilip
"terlik" demek, vücudun terini topluyor, demek..).. Arkadaşlar, KESK'in davası
terlik davasına dönmüştür, niyetimizi cümle alem anladı, bir IMF anlamadı,
bir
hükümet anlamadı...
(Yoruldu, kaldırıma çömeldi.. daha yavaş bir sesle) "...Nasıl memleket
anlayamadım. Bir kuru deresi yok ki, gidip akşam için tatlı tatlı balık tutsak.
Şu polislere bak. Nasıl sırıtıyorlar. Bu sırıtmaları
da Amerikan FBI eğitimi.
Sinir bozmak için bakıyorlar. Sanki biz bilmiyoruz bağırmanın faydası yok. Bu
işin sonu dayak, gaz bombası, ama başka da yolu yok..
(Çok şey biliyorsun, dedim).. Kardeşim, biz meydanlara gide gele
miting bizim
için, miting sanatına dönüştü. Miting sanatı nedir? Öyle kenardan bakılarak,
birazdan kaçarak öğrenilmez. Şimdi gözlerini polise basacak, içinden ana avrat
yemin edeceksin. Şimdi seyret beni. Bak komserlerine
bakıyorum.. (Ayağa kalktı,
elinde telsiz emniyet amirine kaşlarını dikleştirip sert sert baktı..)
(Bir müddet sonra sıkılıp oturdu).. Nesine bakacam bu herifin. (Yine dik dik
baktı)... Nasıl? Canlarını alıyormuşum gibi bakabiliyor
muyum? (Bir manga polis
yanımızdan üniforma gıcırtılarıyla geçti, polislerden biri göğsünü kaşıdı).
(usulca...). Onun.. (üniformasının) parası benden çıkıyor! (Niye usulca
konuştun, dua eder gibi mırıldandın, dedim).
Slogan atmakla yıkamadık, bir de
dua kuvvetiyle deneyeyim, "..Şu bizimkilere bak, içimizde parça-kasnak dalacak
pehlivan gibi bir iri kıyım yok. Geçen eylemde, emniyet amiri, "ulan hep çöp
gibi adamları topluyor
getiriyorsunuz, halk acısın, kameralar millet açlıktan
ölmüş desin diye" laf attı, yanındaki komser: "Yok amirim, pire gibi kaçsınlar
diye, çöp gibi adamlar seçiyorlar" dedi. Gülmekten karnım çatladı...
Ve birden sakinleşip, o
denli aklı başında konuşmaya başlıyor ki, başımla her
dediğini tasdik ediyor, kendi fikirlerime bu kadar yakın bir insan bulmanın
heyecanıyla içimden, inşallah, normaldir, normal biridir, diye dua etmeye
başladım. Sanki az önce
saçmalayan o değilmiş gibi...
"Üniversite yıllarında ütopik, maceracı bir solcuydum. Latin Amerika
devrimcileri canımızı alıyordu. Che, donunu çıkartıp kaskatı, heykel gibi
koymuş, masalların en güzeli. Deniz Gezmiş örgüte
sormadan kafasına göre eylem
koymuş, hah, tam aradığım adam. Hayranlıktan başım döner. Kahramanlığa duyulan
hayranlığı aşamadım, toplumcuyduk, fedakardık, kahramanların peşinden
koşuyorduk. Kapitalizm kahramanlarımızı
tşört yaptı, ayılmadık.
Kapitalizm
bireyin iştahını kârını, hırsını, kullanıyor, insan doğasına, insan azgınlığına
en uygun ideoloji.. Mürid gibi yaşıyorduk. Yabancı sigara içmiyor, kot pantolon
giymiyor, lüks yapan
arkadaşlarla ilişkimizi koparıyorduk. Çoluk çocuk perişan
aç kalınca, uzun yıllar boyu.. Nasıl desem. Eskiden uyurken, bir geniş gövdeli
ağacın gölgesi uzanırdı üstüme, mutluydum.
Şimdi hanıma da çocuklara da
söylemiyorum, kalp atışlarım düzensiz, gece kaskatı kesiliyorum. Hanımla yıllar
boyu it köpek gibi kavga ettik, ayrıldık, yeniden barıştık. İlk yıllar açlık
kemiğe dayanıp kirayı ödeyemeyince, bir kelebek gibi yere düşüp yine birden
havalanacağımızı sandık. Düştüğümüz yerden bir daha kalkamadık. Ben kendi
özeleştirimi yaptım.
Solculuğun ne olduğunu şimdi öğrendim. Benim karnım aç,
kemiğe dayanınca su parası, telefon parası, solculuğun
kapitalizmden de bencil
bir ideoloji olması gerektiğine inandım. Örgüt mücadelesine bu süreçte inandım.
Önce kendi ekmeğinin kavgasını vereceksin.. Onun bunun için yollara dökülmekten
bana ne? Üniversiteden devrimci gençler
geliyor bir hevesle, geri gönderiyorum,
gidin kendi mücadelenizi verin. Siz, onbeş yıl, yirmi yıl aç kalmadan solculuğu
anlayamazsınız. Solculuk kemiklerinize açlık zangır zangır dayandığında
anlaşılır.
Koskoca dünyanın
ortasında yapayalnızsın ve kimsesizsin. Benim
patronum Koç olmuş, Fransız Peju firması olmuş, bana ne? Ben eğitim, işsizlik,
sağlık sigortamı düşünürüm, çocuklarımın. Herkesin kafasını karıştırdılar.
Kahvede arkadaşlarla sadece bir
çay içiyor, fırlıyorum, niye, ikinci çayı
dayayacak.. Şu meydanda evine kredi kartından haciz girmemiş kimse kalmamış, bir
seneye cezaevlerine kredi kartından yüzbinlerce insan girecek.. Soğuk Savaş
Berlin Duvarı'yla bitti dediler. Sol
kavramının .mına kodular. Neymiş, işçi,
emekçi sınıfı tarihten silinmiş, işçiler orta sınıf olmuş, kapitalizmin
nimetleriyle uyuşmuş.. Olmasın kardeşim, işçi, emekçi diye bir sınıf hiç
olmasın, sınıfını .ikiyim.
Dünya tarihinin
ilk gününden beri altta kalanlar,
ezilenler, hakkı yenenler, sömürülenler var mı, yok mu? Bizim dinimiz altta
kalanların dini, biz anadan doğma altta kalanların yanında doğduk, büyüdük.
Ekonomik zenginlik olmazsa, evrensel değerler
olmazmış, ekonomik zenginlik için
de borsa, dolar, kalkınma yarısı, çok uluslu şirketlerin önünü açmak için, ne
kadar kucağa oturmak gerekiyorsa... Kafası karışmayan arkadaş kalmadı, solun
enkazı üstünde hala birilerini yiyorlar,
küreselleşme, özelleşme.
Avrupa
Birliği'ne inanmayan arkadaş kalmadı. küreselleşme karşısında milli tepkiler
veriyorsun.. On yıl mücadele edip bir sempati yaratıyorsun toplumda, polis
otoları içinde, gözaltında,
meydanda, Doğu Perinçek bir akşam TV'ye çıkıyor,
bütün yaptıklarımız boşa gidiyor, bir çuval inciri bok ediyor... Arkadaşlar hala
kalkıp özelleştirmeye karşı mısın değil misin tartışıyorlar.. Bana ne? Benim
devletle, orduyla, milletle
hiçbir ilişkim yok, ben ekmeğimin peşindeyim. Ben
küreselleşmenin ne yanında, ne karşısındayım, ben maaşımı, çocuklarımı bilirim.
Sol ideoloji döndü dolaştı, özelleştirme, küreselleşme, insan hakları
kavgalarının içine
düştü. Biz güya özelleştirmeye karşıyız, biz güya, Avrupa
Birliği'nden yanaymışız, hepsinin ta .mına koyum, hepsinin yedi sülalesini
.ikeyim, bana ne kardeşim.. Bedel ödeyen benim, maliyetini, fedakarlığını,
özelleştirmenin de, Avrupa
Birliği'nin, IMF'nin de acısını ben çekiyorum, sen
teorisini yapıyorsun...
Teorisini .ikiyim.. (başından aşağı duran bir oğlan alayla: "Hani sen kültürlü
adamdın, kimseyi .ikmezdin...). (Duymazlıktan geldi.) Ordu da, Koç da
Avrupa
Birliği'ne karşı, MHP'de gizli gizli karşı, onların derdi "üniter devletimiz
bozulmasın", üniterinizi .ikiyim.. (Başından aşağı duran oğlan, elleri cebinde,
dizleriyle kafasına vurarak, "alo, kime diyom, hani sen kültürlü adamdın,
kimseyi .ikmezdin..).. (Oralı olmadı.) Ben açım kardeşim, şimdi açım.
Birazdan
eve gidecem. Onun hesabındayım. İşte Kamu-Sen, MHP'nin götünü yaladı, "sendika
hakkı verecek" dediler, şimdi, .ikilmiş sıpaya
döndüler.. Sağ liberaller, sol
liberaller birleşmiş hantal devleti yıkalım, diyor. Kim yıkacak, soygunculara
teslim edilerek mi yıkılacak. Bana ne hantal devletten, eşşek gibi çalışırım,
hergün çalışırım, ben paramı istiyorum. Özelleşelim,
hadi özelleşelim, hadi
Keçiören'deki ilkokulları da özelleştirelim.
Bunlar kafayı yemiş, Avrupa
Birliği'ne. Portekiz girmiş, Bulgaristan girmiş mutlu olmuş, hadi biz de
girelim, orada, dil, din, ırk, cins, millet kavgası yok,
büyük bir potada
hepimiz eriyecek, kaynaşacağız. Bu kafalardan bir bok olmaz, et kafalı bunlar.
Av köpeği bunlar. Sebatayci bunlar. Kardeşim Avrupa Birliği'ne niye karşı
oluyorsun, niye taraf oluyorsun, sana giren çıkan ne, kardeşim
solun kavgası
ekmektir, örgüttür, girsek de ekmektir, çıksak da ekmektir. Yeni Zelanda'da da
bu, Bolivya'da da bu, Kuzey Afrika'da da bu, halka bunları anlatmalıyız.
İşte
başörtülü kızlar, başörtülerine harcadıkları
enerjinin yarısını, milyonda birini
ekmek derdine harcasalar.. Gazeteleri hergün başörtüsü yüzünden atılanların
hikayelerini anlatıyor, tamam, peki, yanınızdayız, din kardeşiyiz, tamam. Birgün
olsun tarihinizde bir dafa şaşırıp, parasızlık,
yoksulluk yüzünden okuldan
atılanların, okuyamayanların hikayesini haber yaptınız mı? Bazen yapıyorlar,
sadaka vermek için. Bu muskacıların hepsi yoksulluğu "sadaka" verip kurtulunacak
birşey sanıyor?
(Başından
aşağı dikilen oğlan, alaylı bir şekilde: "Tahir Hoca, Uşak'a uzaylılar
gelmiş. Bizimle toplu sözleşme yapacaklar. İş yeri temsilcisi olarak seni
göndereceğiz...)
(Ayağa kalkıp, coştu). "Toplu sözleşme için gelmişlerse, buraya gelsinler.
Ben
kırsala tövbe bir daha çıkmam. Uzaylılar biz kırsaldayken niye gelmedi. Köylüler
hala ihbarcı, taş atıyorlar, dün komünist gördük diye jandarmaya koşuyorlardı,
şimdi uzaylı.." (alkışlar..)
(Yeniden kaldırıma oturdu).
KESK'te iki tane K var, biri başta.. Kur'an
emekçileri, demek. İkincisi sonda, ikinci K, "kosmos", demek. Devlet Bahçeli,
ekonomi diyemiyor, ek-e-nomi diyor, çünkü K'dan korkuyor. K, Kur'an ekonomisi..
Bu şifreleri açıklamadan
kitleselleşemeyiz. Örgüt, ör ve güt, gütmek bize göre
değil.. F tipini kaldıracağız, K tipini getireceğiz. Eskiden de cezaevinde
Kur'an okutulurdu. K, tipi gelecek. Eylemin bir sınırı vardır. Sıçtığın boku
kontrol edip tutamıyorsun. Götünden
boku başkaları altından alıyor, artık
bırakacaksın eylemi. Sol, ne demek, "ol" demek, o, onur demek, onurlu ol...
Sizin bokunuzu kim temizliyor, devletin görevlileri, rezillik burda başlıyor...
(Bir ters, bir düz, bir saçma, bir normal
konuşması, ama, makineli tüfek gibi
seri devam ediyordu...)
Yavaşça kalabalığa karıştım. deli mi, bir oyun mu, beni mi dalgaya aldı. Ama
fikirleri... Notlarıma baktım, ne kadar inandırıcı bir cümle: "Bir zamanlar
uykuya
dalarken geniş yapraklı bir ağacın gölgesi üstüme uzuyordu..."....
Sersemleyecek kadar kendimi kaptırdım. Neden doğru dürüst, yalın, sade, dünyayı
kavrayanlar deliriyor. Neden, benim gibi düşünenler, deli diye geziyor. Karnım
aç
diyenler, ben açım, başka birşeyden anlamam diyenler, sağlıklı bir kafa
taşıyamıyor... Kimsin Tahir Hoca! Burada, bu sütunda senin gibi düşünen bir
kardeşin var, aynen senin gibi... Ve aynen senin gibi tek bir teli kaldı K
ekonomisine
geçmek için...
7 Haziran günü, Valilik KESK'in yasal eylemine izin vermeyince, Kızılay'a giden
Ziya Gökalp Caddesi'ni saat 12'den altıya kadar işgal ettiler. Polis, köprünün
altında, beş tane panzeri yanyana koyup, önünde
demir barikatlarla yolu kesti.
Panzerlerin arkasında ikiyüz tane polis etten duvar. Tüm yollar polis tarafından
kesildi. Yüzlerce polis tüm ara sokaklarda sıra sıra dizildi. Üç-dört bin
gösterici için beş altı bin polis, hazır kıta bekledi.
Göstericiler slogan atıp,
halay çekip, simit yiyerek akşama kadar bekledi. Akşam saat altıda... akıllara
durgunluk veren, dünya tarihinde eşine benzerine rastlanmamış birşeyler oldu.
Ellerinde hiçbir şey olmayan, yalın bilek, zayıf suratlı,
incecik bedenli
onlarca eylemci polis barikatlarına yürüdü. Barikat demirlerini birer birer
kaldırmaya başladılar, ellerinde ne molotof kokteyli, ne sopa vardı... Polisin
üzerine yürüyebilmek için çıldırmış olmalıydılar.
Ölümüne dayak yiyeceklerdi, ya
da gaz bombalarıyla imha edilecekler.. Tüm polis hızla gaz maskelerini taktı.
Uzayyolu filmi seyreder gibi. Önce kalabalığın içine, sonra tüm ara sokaklara
"biber gazı attı"... Gelip
geçenler, üç-dört ana sokakta dört-beş bine yaklaşan
esnaf dükkanı biber gazına gömüldü. Sigorta binası, Sakarya Caddesi'ne doğru
kaçışmaya başladı halk.
Biber gazı solunum yollarını yakıyor, bir saat aralıksız
gözlerden hortum gibi yaş döküyor. Avrupa'da yasaklanmış. Biber gazından toz
dumana karıştı. Rüzgar biber gazını şehrin ara sokaklarına doğru sürükledi.
Konur, Karanfil, Selanik, Bayındır, İnkılap, Kızılay göbekten geçen yüzbinlerce
insan biber gazıyla ağlamaya, çıldırasıya kaçışmaya başladı. Olay bittikten iki
saat sonra dahi biber gazının etkisi geçmedi.
Aslında, yıllarca eylem yapa yapa, polis KESK'i, KESK de polisi iyi tanıyor.
Tandoğan'da site
esnafının polis panzerlerini haşat edip, ölümüne taş ve
kalaslarla polisi dövmesinden sonra, polis, nihayet KESK'in gözü dönmüş, çapulcu
sürüleri olmadığını, yani, polise karşı "düşmanlık" yapmadığını gayet iyi
anladı. Ancak, yasal
eyleme izin verilmeyince KESK'in durdurulamayacak,
karşısına geçilmeyecek, jopla, silahla bastırılamayacak "hukuki" kararlılığından
asla taviz vermeyen bir örgüt olduğunu anladı... Artık, vali de, polis de
biliyor, KESK'in elinden hiç
kimse yasal eylemini alamaz.
Otuz yıldan beri bu meydanları tanırım. Bu meydanlar, tarihlerinde ilk kez,
kızgın güneş altında simitten başka birşey yemeyen, bu incecik yüzlü, kurumuş
yüzlü insanların ellerinde hiçbir şey
olmadan, panzerlerin ve beşbinin üstündeki
zırhlı polisin üstüne yürümesine, ilk defa tanık oluyor...
KESK'i kimse durduramıyor! KESK'in gölgesi, uyurken bizler, üstümüze doğru
uzuyor... Ve meydanlarda dizlerine jopla
arkadan vurulup düşürüldükçe.. Bir
kelebek gibi yeniden ve birden havalanacaklar! Yazın not defterlerinize, yazın
bir kenara!
Belki bugün joplarla, ağızlarını burunlarını sert betona çarpıp,
kanatıp yüz üstü düşürüyorlar
asfalta, ama bir gün kelebekler gibi havalanacak
KESK!...
Bu topraklardaki tek doğru şey...
Hep birlikte sarılalım boynuna!
Leman'dan
18.06.2001
|