Geçenlerde gece 10’da FoxAnahaber’de denk gelip seyrettim: korkunçtu, korkunç!
Nuriş lakaplı feci psikopat suratlı Çete Lideri Nuri Ergin, devletimizin Uşak
Cezaevi’nde çıkarttığı ‘isyanda’, bir pencereye tünüyor. Bağırıyor, çağırıyor.
“Bu devlet bana Mustafa Duyar’ı öldürttü!” diye yırtınıyor.
Sonra kardeşi Vedat Ergin çıkıyor, hapishane dışına seslerini duyurma gayretiyle
olsa gerek, yine tüneyip pencereye dışarı doğru bağırıyor: “Biz BU DEVLET için
kurşun sıktık. Hem de sizin için, hem de asker için.” Çıkartıp silahını
gösteriyor iftiharla. “Bak, bak! Veli abiyi ara. Veli Küçük’ü ara bizi sor.
Başka bir şey söylemiyorum.”
Herşeye Kadir Veli Ağbi (en nihayet) içerde olduğu için, ortada Ergenekon
İddianamesi diye bir kanıtlar dağı olduğu için, Derin Devlet’in dahi ciddi bir
Bağırsak Temizlemesi’ne gitmesi zarureti doğduğu için; seyredebiliyoruz 8 YIL
ÖNCEKİ Nuriş Çetesi Uşak Cezaevi İsyanı Rezaleti’ni.
Camdan, üstlerinde bir tek donlarını bıraktıkları mahkûmları atıyorlar. Birini
bıçakla delik deşik edip öyle atıyorlar. Yakılan ve gözleri oyulan 5 kişi
öldürülüyor o ‘isyanda’.
Devletle çok samimi alâkalar içinde olduklarına inanan,
Devletlerinden/Askerlerinden Veli Paşaları için ‘içerde’ Sabancı Suikastçisi
Mustafa Duyar’ı öldürmüş bulunan Nuriş Kardeşler, esasında KANDIRILMIŞ oldukları
için isyan ediyorlar.
“Nerde bu DEVLET? NEREDE BİZİ
SEVEN PAŞAMIZ?” diye yarı yolda bırakılmışlıklarına bozuk atıyorlar.
‘Aşkımız buraya kadar mıydı?’ hesabı.
Çok çok korkunç. Çok iğrenç.
Sekiz yıldır bu CD’deki görüntüler birilerinin elinde. Sotalanmış. Bekletiliyor.
Nemalandırılıyor. DOĞRU ZAMAN bekleniyor.
Bu arada JİTEM Kurucusu Veli Paşa, faaliyetlerine devam ediyor: Ölüm Üçgenleri
oluşturuyor, Kemalistler’i örgütlüyor, mahkeme baskınlarına elebaşılık yapıyor,
Hrant Dink’in mahkemesini bizzat şereflendirip üstüne çarpı işaretini atıyor.
Filan felan.
Çok Meşgul Veli Paşa, Meclis’in Susurluk Komisyonu’na ifade vermeye DAHİ
tenezzül etmiyor.
Devletin İçinden Birileri havale ediyorlar demek ki Sabancı Cinayeti’ni. DHKP-C
‘ihaleyi’ kazanıyor! Özdemir Sabancı, Haluk Görgün ve Nilgün Hasefe’yi
öldürenlerden Mustafa Duyar’ı hapiste öldürmeleri icap ediyor derken.
Zira Mustafa Duyar konuşma potansiyeli ihtiva ediyor. Oysa birileri Sabancı
Suikasti’nin aydınlanmasından yana değil. Fehriye Erdal, bu nedenle de
Belçika’ya kaçabiliyor. (Sonra da Belçika’da sırra kadem bastı Fehriye Erdal:
sürekli zafer işaretleri yapmakla meşguldü.)
Fehriye Erdal’ı işe sokan Abdullah Çatlı’yla birlikte Susurluk kazasında ölen
Alevi polis müdürü Hüseyin Kocadağ!
Susurluk’u çözmemenin/sonuna kadar gitmemenin bedelini ON İKİ YIL boyunca
ödedik.
Ergenekon’da sonuna kadar gitmezsek/gidemezsek yeni suikastler, karışıklıklar,
abrakadabralar, sivil toplum kuruluşu kisvesi altında örgütlenmiş kımıl
zararlısı faşistler/faşistliklerle daha, yeniden, SİL BAŞTAN bi on yılımız daha,
yirmi yılımız daha mı heba olacak?
Bağırsaklarımızı temizlemediğimiz sürece hükümranlığı devam edecek olan kımıl
zararlılarına TAM ANLAMIYLA dokunulmasın mı yani?
Düşünün! Verilen mesaj; 9 Ocak 96’da verilen mesaj çok güçlü: “Ben yaparım
organizasyonumu/yollarım adamlarımı En Zengin Türkler’den birini/birkaçını dahi
öldürtürüm. Haddini bil!”
Bu memleketin insanlarına verilen BU ÇOK GÜÇLÜ MESAJIN altında bu suikastten
hemen önce Rahmetli Sakıp Sabancı’nın Kürt Meselesi’nin demokratik yollardan
çözümünün şart olduğuna dair, Türk Kapitalistleri’nden beklenmeyecek kadar
demokrasi yanlısı ve hiperrealist lafları peki, yatmıyor mu? Yatıyor olamaz mı
yani?
Böyle bir yorum, böylesine demokratik açılımcı/çözüme dair laflar en
zenginlerimizden, güçlülerimizden biri tarafından edildiğinde DAHİ (ve de belki
de: özellikle) cezalandırılması, susup oturmanın bu topraklarda mecburi ve
zaruri olduğunun öğretilmesi gerekiyor.
Cinayetin esasında Sakıp Sabancı’yı hedef aldığına katillerin yanlış odaya
girdiklerine dair rivayetler var. Suikasti, esasında Yüzbaşı Hüseyin Pepekal’ın
gerçekleştirdiğine, bu işi Abdullah Çatlı’nın planladığına dair rivayetler var.
Mustafa Duyar’ı hunharca öldürürken,
koğuş arkadaşı Dolandırıcılar Kralı (Çiller’i
rezil eden adam) Selçuk Parsadan’ı da ağır yaralamıştı Nuriş Çetesi.
Parsadan, kanserden ölmeden önce; bitmiş/bitirilmiş bir adam olarak, korku
içinde çok şey bildiğini söyleyip durmuştu. Türkiye, bazı ‘bilgilere’ hazır
değildi: öğrenemedik Parsadan’ın Duyar’ın öldürülmesine dair, o hapishanede olup
bitenlere dair öğrendiklerini/bildiklerini. Tabii Parsadan deyince, gelmişgeçmiş
en büyük milli felâketlerimizden biri olan Çiller de işin içine giriyordu.
Çiller ve onun devletin karanlık derinleriyle olan iffetsiz/denetimsiz
alâkaları. Kontrol kendinde zannederek yediği sonu gelmez herzeler. Ve
‘başbakanımız’ olduğu için milletimize yedirdikleri-
Sonuç olarak Koç Ailesi kadar Katı Kemalist/Resmi Tarihçi olmamanın cezasını
ödemek zorunda bırakılmış Türkiye’nin en zengin ailesi! Devletin
karanlıklarından birilerinin açtığı ihale! Onca yıllık gizlilik! Saklılık.
Kapaklılık. Çözümsüzlük inadı.
Ergenekon İddianamesi’ndeki Özal’ın Kuyumcusu Bilmemkim Bilmemne’nin dallama
konuşmaları, ya da Şarkıcı Emel’in Veli Küçük’ten damat adayı şurada askerliğini
yapsın ricalarına (medeni bir ülkede bu rica da o şarkıcıyı sonsuza dek ‘ayıplı’
kılardı, ayrı) ‘farlarını tutup’ bütün bu temizlik harekâtını sarakaya alma
gayretleriyle baş döndürenler-
Yalnızca saçmalamıyorlar, ahlaksızlıkları/izansızlıklarıyla mide
bulandırıyorlar. Geleceğimize aynı ipoteklerden yeniden, yeniden koydurtmaya
çalışıyorlar- o da ayrı. Apayrı.
Radikal / 04/09/2008