Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 149 Üye Adayı ve 9 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 "Varlık her zamankinden de çok varolan'ın tehdidi altın
 Turuncu
 4 mıhlı çarmıh
 Bilim adamları gen avına çıkmışlar
 Söyle bana hangisi gerçek?
 Postmodern Çorba
 buğulu kuğunun akşam kadınında unuttuğu pirinç
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Ahmet Altan: Yeni baştan
Tarih: 21.08.2008 Saat: 11:07 Gönderen: editor
 

Tuhaf memleket burası, tuhaf.

Hastalanmış bir yer.

Bünyesinde bir tümör var sanki.

Bence o tümör, ordunun ve yargının siyasetteki rolü.

Orduyla yargıyı siyasetten çıkarmadıkça bu ülkeyi düzeltmeye imkân yok.

Ne yaparsanız yapın sürekli ateşlenir burası.

Bu iki kurumun siyasetle ilişkisi, bütün hayatın ritmini bozuyor.

Üstelik siyasetle iç içe olduklarından kendi mesleklerinin gereklerine göre değil, siyasetin gereklerine göre davranıyorlar.

Ve biz hem ordusuz hem yargısız kalıyoruz.

Ordusu olmayan, yargısı olmayan, siyasi bir özgürlüğe alan açamayan sıkışık bir hal alıyoruz.

Şu meşhur Dağlıca baskınını hatırlıyorsunuz değil mi?

Çok kuşku verici bir olaydı o.

İlk önce bütün suç, esir düşen sekiz askerin üstüne yüklendi.

Bizim gazete, durumda bir gariplik olduğunu sezdi.

Olayın üstüne gittik.

Ve gittikçe de, birtakım karışık işlerle karşılaştık.

Baskın yapılacağı önceden biliniyordu.

PKK’lıların geldiği, yığınak yaptığı görülmüştü.

Baskını haber veren istihbarat raporları vardı.

Ama hiçbir önlem alınmamıştı.

Alınmadığı gibi de PKK’nın saldıracağı yolun üstündeki kuvvetler azaltılmış, baskına uğrayacak taburun projektörleri yakılıp açık bir hedef haline getirilmiş, subayların önemli bir kısmı izne gönderilmişti.

Taburun komutanı da düğüne gitmişti.

Ne oldu Dağlıca’da, diye sorduk.

Bugüne dek Genelkurmay Başkanlığı’ndan açık net bir cevap gelmedi.

Onca “hata” nasıl yapıldı, bilen yok.

Genelkurmay, “gerekli önlemler alınmıştı” dedi ama ortada pek bir önlem de gözükmüyordu.

Şimdi bu kuşkulu durumu daha da kuşkulu hale getiren başka bir gerçek çıktı ortaya.

Dağlıca’nın tabur komutanı, daha sonra Ergenekon sanıkları arasına katılacak bir hanımla haberleşiyormuş.

Komutanla, Ergenekon sanığı arasında ciddi bir haberleşme trafiği yaşanmış.

İnanmayacaksınız ama tabur komutanı, tabur mevzilerini ve PKK gözetleme noktalarını gösteren bir fotoğraf göndermiş Ergenekon sanığına.

Üstelik yazışma biçimlerinden, aralarında çok ciddi bir “ideolojik” birliktelik olduğu da seziliyor.

İnsan, dostlarıyla haberleşir, onlar da iyi dostlarmış birbirlerine mektuplar gönderiyorlarmış desek, dünyanın neresinde, hangi tabur komutanı karargâhının fotoğrafını “internet” üzerinden bir tanıdığına gönderir?

Önemli noktaları o fotoğrafın üzerinde işaretler?

Askerlik kurallarına uyar mı bu?

Bir de, tabur komutanının fotoğraflar gönderdiği “yakın dostu” bir Ergenekon sanığı çıkıyor.

Şaşırtıcı bir tesadüf, değil mi?

İnsan, “neler oluyor” diye sormadan edemiyor.

Fevkalade kuşkulu bir baskının hedefi olan bir karakolun komutanı, bir Ergenekon sanığının yakını.

Yazışmaları, Ergenekon dosyasına giriyor.

Ve, Dağlıca ile Ergenekon bir yerde buluşuyor.

Bazen bana öyle geliyor ki bütün “kuşkulu” olayların hepsi, sonunda öyle ya da böyle Ergenekon’la buluşacak.

Baksanıza Dağlıca bile Ergenekon dosyasının içinden çıkıverdi.

Bir ordu siyasetin içinde bulunmamalı.

Hiçbir zararı olmasa bile orduda çok ciddi disiplin zaaflarına yol açıyor siyaset merakı.

Üstelik, karşılaştığımız olaylar “disiplin zaafı” kavramını da çok aşıyor.

Çok başka sorular yaratıyor.

Mesela, orduda daha kaç tane “Ergenekon sanıklarıyla haberleşen” subay var diye merak ediyorsunuz.

Bunlardan kaçı o “dostlarına” gizli kalması gereken belgeler gönderiyor?

Neden ordu bu subaylar hakkında hiçbir önlem almıyor?

Ordu niye Dağlıca konusunda dişe dokunur bir açıklama yapmıyor?

Niye suç o sekiz askerin üstüne yıkılmaya çalışıldı en başta?

Dağlıca ile ilgili bir soruşturma varsa, bu soruşturmanın sonuçları ne oldu?

Soruşturma yoksa, niye yok?

Dağlıca baskının sorumluluğu hangi seviyeye kadar yükseliyor?

Üstleri, Dağlıca komutanının Ergenekon sanıklarıyla haberleştiğini biliyor muydu?

O zaman bilmiyorlarsa şimdi biliyorlar.

Ne yapacaklar?

Bizim ordu, aynı zamanda kendini bir siyasi otorite, hadi daha açık konuşalım bir “iktidar odağı” olarak gördüğünden kimseye hesap vermek zorunda olmadığına inanıyor.

Bu, yanlış bir inanç.

Ordular, toplumlarına hesap verirler.

Onları sağlıklı ve disiplinli tutan da budur zaten.

Türkiye, orduyu ve yargıyı siyasetin dışına çıkartmadığı sürece hastalığına bir çare bulamaz bence.

Her gün yeni bir gariplikle karşılaşırız.

Üstelik de insanların hayatlarını mahveden garipliklerle.

 

Taraf/20.08.2008


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Ahmet Altan
· Haber gönderen editor


En çok okunan haber: Ahmet Altan:
Biz Türkler, siz Türklerle anlaşamıyoruz...


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Haşmet Babaoğlu: "En iyi film"den bize ne? Sen sevdiğin filmleri söyle!
onlar ve biz
Bizim korkunç memleketimiz
Türkler, krizler ve Papa…
Türkler, Kürtler ve yaşam kalitesi
Biz Türkler, siz Türklerle anlaşamıyoruz...
Unuttunuz mu, size de bağırdılar, ‘Çekip gidin Suudi Arabistan!’a diye...
Gereksiz yazı
Badem: Sensiz Kalacak Bu Şehir
Kürtleri Türklerle terbiye etmek

"Yeni baştan" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke