Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 142 Üye Adayı ve 10 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 "Varlık her zamankinden de çok varolan'ın tehdidi altın
 Turuncu
 4 mıhlı çarmıh
 Bilim adamları gen avına çıkmışlar
 Söyle bana hangisi gerçek?
 Postmodern Çorba
 buğulu kuğunun akşam kadınında unuttuğu pirinç
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Ahmet Altan: Dışarıda
Tarih: 18.08.2008 Saat: 10:45 Gönderen: editor
 

Bazen yaşamak, kendimize bir hapishane inşa etmek anlamına geliyor.

O hapishanenin içine girip yavaş yavaş dışarısıyla ilişkimizi kesiyoruz.

Sadece o dört duvarın arasında olanlar ilgilendiriyor bizi.

Çeşitli olaylarla dolu o kıpır kıpır dünya bize yabancılaşıyor.

Hayatın binlerce yüzü olduğunu, yaşamanın zevk alma anlamına da geldiğini, acı kadar neşeye de yer bulunduğunu, korkuların yanında sevinçli şaşkınlıkların da barındığını unutup gidiyoruz.

Türkiye gibi ülkeler hayata duvarlar örmeyi kolaylaştırıyor.

Zaten geleneklerimizde içe kapanma önemli bir yer kapladığından dünyadan çabuk kopuyoruz.

İnsanların neler yaptığıyla ilgilenmiyoruz bile.

Halbuki insanlar çok ilginç işlerle uğraşıyorlar.

Şaşırtıcı işlerle.

Şu sırada en eğlenceli ve en şaşırtıcı işler Pekin’de yaşanıyor.

İnsan beyninin mucizeler yarattığı bu çağda, bu muhteşem yaratıcılık insan bedeninin yeteneklerini de artırıyor.

Phelps diye 23 yaşında Amerikalı bir çocuk var.

Geçen Olimpiyatlar’da altı altın madalya almış.

Bu Olimpiyatlar’da şu ana kadar yedi altın madalya daha aldı.

Siz bu satırları okurken belki de sekizinci altını almış olacak.

Olimpiyatlar tarihinde tek başına toplam on üç altın madalya almış kimse yok.

Düşünsenize bu çocuğun evinde on üç altın madalya duvarlara asılacak.

Belki de on dört.

Bir altın madalya kazanabilmek için bir sporcunun dört yıl boyunca Olimpiyatlar’a nasıl hazırlandığını düşünebiliyor musunuz?

Bir yüzücü gününün büyük kısmını havuzda antrenmanlarla geçiriyor.

Ayrıca ağırlık çalışıyor.

Taktik çalışmalar yapıyor.

Ve, bunu dört yıl boyunca her gün tekrarlıyor.

Phelps ise bir sporcunun bir yarış için yaptığını, sekiz ayrı yarış için yapıyor.

Üstelik bu sekiz yarışın taktikleri, çalışma biçimleri, yüzme stilleri birbirinden farklı.

Bir adam sekiz kişi gibi yaşıyor.

Sonra Olimpiyatlar’a geliyor.

Ve gelirken “sekiz altın madalya almak” istediğini açıklıyor.

Bugüne dek bir Olimpiyatta en fazla altın madalya alan sporcu, Amerikalı yüzücü Spitz.

Phelps, onun rekorunu şimdiden egale etti.

Son yarışı da kazanırsa bir Olimpiyatta sekiz altın alan ilk insan olacak.

Bunun için nasıl bir irade, nasıl bir kondüsyon, nasıl bir ihtiras, nasıl bir güç, nasıl bir yetenek gerektiğini tahmin edebiliyor insan.

Phelps’in yeteneklerine insan beyninin yarattığı yenilikler de yardım ediyor.

Mayolar değişiyor örneğin.

Bu mayolar su içindeki sürtünmeyi en aza indiriyor.

Antrenman teknikleri değişiyor.

Bir yarışın içinde yapılacak olanları, nerede hızlanılacağını, nerede atağa kalkılacağını neredeyse metre metre hesaplayan, rakipleri videolardan izleyen taktik çalışmalar yapılıyor.

Ve sonunda insanlık tarihinde eşi görülmemiş mucizeler yaratılıyor.

Sadece bu yarışları izlerken bile “bombalarla, cinayetlerle, çetelerle, yalanlarla” dolu bir ülkedeki yaşamanın saçmalığını kavrıyorsunuz.

“Başka bir şeyler daha var bu hayatta” diyorsunuz.

Sonra Jamaikalı 21 yaşında bir genç çıkıyor ortaya.

Ayağında altın rengi ayakkabılarıyla yüz metre yarışına giriyor.

Daha yarışın ortasında rakiplerini metrelerce geride bırakıyor.

Ve son on metreyi neredeyse dans ederek, kollarını iki yana açarak, elini göğsüne vurarak ve yan yan koşarak geçiyor.

Bütün bu gösteriye rağmen dünya rekorunu kırıyor.

Olağanüstü bir güç ve güven.

Olağanüstü bir bedensel yetenek.

Ayakkabılarından mayosuna kadar teknolojinin son ürünleri.

İnsanın koşmasını kolaylaştıran pistler.

Yarışı kazandıktan sonra ayakkabılarının reklamını yaparak poz veriyor.

Her pozu herhalde milyonlarca dolar kazandırıyor ona.

Yeteneği paraya çevriliyor.

Bu, onun hak ettiği bir para.

Yeryüzündeki altı milyar insanın hepsinden…

Hatta bugüne dek yaşamış bütün insanlardan daha hızlı koşuyor.

O kadar hızlı koşuyor ki rakipleriyle eğleniyor.

Bir hayat veriyor spora…

Ve spor da ona bir hayat veriyor.

Ünlü Fransız gazetecisi Lazaref’in dediği gibi, “Sen bir işe hayatını verirsen, o iş de sana bir hayat verir.”

İnsanlar tarihleri boyunca yarışmayı ve eğlenmeyi sevmişler.

Şimdi bir şölen daha yaşıyorlar Pekin’de.

Biz de seyrediyoruz.

İnsanlığın bir parçasıyız biz de.

Kendi ırkımızdan olmasa da kendi cinsimizden olanların başarısı, onların hikâyesi, hayatı ilgimizi çekiyor.

Hapishanemizin dışında da bir şeyler yaşandığını fark ediyoruz.

Hayat sadece buradan ibaret değil.

Neşeli, canlı, coşkulu bir şey yaşamak.

Başkalarını seyrede seyrede biz de bir gün bu “bombalı, skandallı, cinayetli” hapishanenin duvarlarını yıkacağız.

Başka bir hayat olduğunu keşfedeceğiz.

Herhalde bizim “büyük devrimimiz” de o hapishanenin duvarlarını yıkarak başlayacak.
 


Taraf - 17.08.2008


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Ahmet Altan
· Haber gönderen editor


En çok okunan haber: Ahmet Altan:
Biz Türkler, siz Türklerle anlaşamıyoruz...


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 4
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Haşmet Babaoğlu: "En iyi film"den bize ne? Sen sevdiğin filmleri söyle!
onlar ve biz
Bizim korkunç memleketimiz
Türkler, krizler ve Papa…
Türkler, Kürtler ve yaşam kalitesi
Biz Türkler, siz Türklerle anlaşamıyoruz...
Unuttunuz mu, size de bağırdılar, ‘Çekip gidin Suudi Arabistan!’a diye...
Gereksiz yazı
Badem: Sensiz Kalacak Bu Şehir
Kürtleri Türklerle terbiye etmek

"Dışarıda" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke