Çankaya Köşkü'nde, ama eski köşkte bulunan 271 adet taş plak diske
kaydedilmişti, hatırlayacaksınız... "Digitally remastered" diyeyim de Amerikan
oğlanları da anlasınlar.
Şimdi artık bunlar cumhurbaşkanlığının Internet sitesinden de
dinlenebileceklermiş.
Bunlar, çok duyduğunuz bir deyimle, "Atatürk'ün sevdiği şarkılar" ...
Bunu duyunca, en "gabi" Türk vatandaşının bile aklına hemen Safiye Ayla gelir.
(Azıcık hergele olanların akıllarına bir de "paravan" gelir.) Sonra da Münir
Nurettin Selçuk tabii... Bir de Müzeyyen Senar.
Bunların arasında Necip Celal'in "Yıllar" tangosu da varmış, Seyyan Hanım
söylüyor. Ayrıca elbette Rumeli türküleri, hüzzam ve karciğar makamında
şarkılar, kantolar, Hafız Burhan'dan gazeller, vesaire.
Bunlar, Atatürk'ün yalnızca köşkte değil, "beyaz treninde" de gramofonda
çaldırıp dinlediği şarkılar. (Beyaz treni onun ölümünden sonra İnönü devralmıştı
ama o viyolonsel severdi... Ben de severim... İnönü'yle ortak bir yanımız olması
ne güzel!... Troçki'nin de bir zırhlı treni vardı ama orada Enternasyonal
Marşı'nı mı yoksa Klezmer müziği mi dinlediğini tarihçiler yazmamışlar. Yoksa
Isaac Deutscher yazdı da ben mi atladım?)
Atatürk'ün sevdiği şarkılar diski, piyasada da bulunuyor. "Müzik marketlerde"
diyeyim de sopalık züppeler de anlasınlar.
Bu disk çıktığı zaman (eskidik ya, hep "plak" diyesim geliyor) ortaya bazı
sorular atmıştım...
Doyurucu bir yanıt alamadım.
Şimmmdi yeniden soruyorummmm (bu da televizyoncu ağzı oldu):
Osmanlı kültüründen nefret eden (ya da öyle olduğu varsayılan ya da öyle
gösterilmek istenen), radyoda Türk Musikisi çalınmasını bile yasaklayan Yüce
Önder (bunu biliyor muydunuz sevgili Kemalistler?), niçin "özel hayatında" ille
de o müziği dinliyordu?
Benzetmek gibi olmasın, Stalin de halka yasak olan Batı filmlerini Kremlin'deki
özel sinemasında oynatıp seyrederdi... Özellikle de vur kırlı Amerikan kovboy
filmlerine meraklıydı!
Acaba Atatürk, otuzlu yılların gözde şarkıcılarını niçin dinlemezdi?
Carlos Gardel sever miydi örneğin?
Hadi Edith Piaf gencecik bir kız olarak piyasayı fethettiği sıralar hastalığı
ilerlemişti, "muttali olamamıştı" diyelim ama, o dönemin gözde Fransız
şarkıcıları Frehel'in, Damia'nın plakları Çankaya arşivinden niçin çıkmamıştır?
Maurice Chevalier niçin yoktur, Mistinguett niçin yoktur, Josephine Baker niçin
yoktur?
Canım, diyeceksiniz, otuzlu yıllarda ülkemizde yoğun bir Alman ve İtalyan
hayranlığı vardı! Türk Ceza Kanunu'nu faşist İtalyan yasasından bire bir tercüme
edecek kadar...
Eee, Zarah Leander'in, Willy Fritsch'in, Lillian Harvey'in plakları niçin
ulaşamamıştır Çankaya'ya? Niçin "Parla mi d'amore Mariu" şarkısı yoktur, o
güzelim şarkı?
Ne kadar isterdim Atatürk'ün "terekesinden" bir Pola Negri çıksın, "Tango
Notturno" ...
Bir Mieczyslaw Fogg çıksın, "To Ostatnia Niedziela" tangosunu Atatürk de benim
gibi çok sevmiş olsun...
O yıllarda dünyayı kasıp kavuran "Gloomy Sunday" niçin gelmemiştir köşke, ister
Billie Holiday'den, ister Piyotr Leşçenko'dan, ister Paul Robeson'dan olsun... "Jazz"
sevsin de Artie Shaw'dan dinlesin demedik. Duke Ellington beklemedik.
Ama çıkanlar bellidir: Pencere açıldı Bilal oğlan, piştov patladı... Varın bakın
kanlı da Bilal gene kimi hakladı... Mayadağ'dan kalkan kazlar, al topuklu beyaz
kızlar... Vardar ovası, Vardar ovası, kazanamadım sıla parası...
Bunlar benim de çok çok sevdiğim türkülerdir. "Haminne" tarafım Manastırlı'dır.
Fakat kim açıklayacaksa açıklasın bu ikilemi, görelim.
İsterseniz ilk cümleyi ben yazayım, siz arkasını getirin: Emir ve komuta
zinciriyle Batılılık bu kadar söker.
Sabah/13 Ağustos 2008