Bu dava bir hukuki facia olarak başlamıştı...
Bir hukuki facia olarak da bitti bence.
Geçen yıl 27 Nisan’da yasalara aykırı olarak bir muhtıra veren ordu, 22 Temmuz
seçimlerinde çok ağır bir tepkiyle karşılaşıp geri çekilerek yerini yargıya
bıraktı.
Seçimlerden önce “367” felaketine imza atan Anayasa Mahkemesi’nin bu sefer de
AKP’yi kapatarak görevini yerine getireceği bekleniyordu anlaşılan.
Yargıtay Başsavcısı, bütün hukuki kuralları zorlayarak bir dava açtı.
Başsavcı, AKP’nin “şeriat odağı” olduğunu iddia ederek bu partinin kapatılmasını
istedi.
Bu davayı görüşen Anayasa Mahkemesi ne karar verdi peki?
Altı üyenin “kapatılsın” demesine karşılık, dört üye “kapatılmasın ama para
cezası verilsin” dedi, bir üye de davanın baştan reddedilmesini istedi.
Şeriat ciddi bir suçlama.
Ama şeriat gibi bir konuda, Anayasa Mahkemesi üyesi düzeyine gelmiş insanlarda
bile ortak bir kavram ve tarif oluşmamış.
Altısının “şeriat” gördüğü yerde, beşi “şeriat” görmüyor.
Altısı, bu “parti şeriat odağı” diyor.
Beşi “değil” diyor.
Ama “değil” diyenler de, “kapatılacak kadar şeriatçı değil ama para cezası
verilecek kadar şeriatçı” deyip para cezası kesilmesinden yana oy kullanıyor.
Ne demek “para cezası verilecek kadar” şeriatçı?
Şeriatçıysa kapatın.
Değilse niye para cezası veriyorsunuz?
Bu nasıl hukuki bir ölçü?
Şeriatçılığın ne kadarı kapatılmayı, ne kadarı para cezasını gerektiriyor?
Şeriatçılığı böyle “basamak basamak” değerlendirmek mümkün mü?
Bence, 367 kararı da, türban kararı da, bu son AKP kararı da hukukla pek
ilintili kararlar değil.
Bunlar siyasi kararlar.
Askerî muhtıranın başarısızlığından sonra bir yargı darbesi girişimiyle
karşılaştık.
Ama gerek dünyadan, gerekse Türkiye’nin içinden gelen tepkiler böyle bir
darbenin sonuçlarının pek parlak olmayacağını gösterdi girişimcilere.
Ayrıca, AKP’nin kapatılması halinde, ağustos ayında yapılacak Askerî Şûra’dan
çıkacak tayin ve terfileri imzalayacak resmî bir otoritenin ortada kalmaması
ihtimali de doğmuştu.
Bu “ihtimal” de kararı etkilemiş olabilir.
Doğrusu, birçok insan gibi ben de böyle olabileceğini düşünüyorum.
Böyle bir şeyin akıldan geçmesi bile yeterince kötü.
Bir mahkemeyle ilgili, insanın aklından böyle şeyler geçer mi?
Daha önce o mahkeme 367 gibi hukuk dışı bir karar almışsa, geçer.
Peki, şimdi ne olacak?
Lekeli bir hukukumuz vardı.
Lekeli de bir siyasi iktidarımız oldu.
Anayasa Mahkemesi’nin “yarısından fazlasının” şeriatçı bulduğu bir parti, ülkeyi
yönetmekte herhalde epey zorlanır.
Bu karar, her seferinde karşısına çıkarılacak.
Yargı, darbeyi tam gerçekleştiremedi ama bıçağı soktu.
Oradan kanırtacak.
Kendilerini Türkiye’nin sahibi olarak görenlerin dişi artık halkın iradesine
geçmiyor.
Ama hâlâ yaralayabiliyorlar.
Süratle yeni bir seçime gitmek gerekiyor bence.
Nasıl 22 Temmuz ordu müdahalelerini durdurup onu hukukun içine çekilmeye
zorladıysa, yeni bir seçimle de yargıyı hukukun içine çekmek lazım.
Yargı da burada bir “halk” olduğunu anlamalı.
AKP de artık daha demokrat ve kararlı bir çizgide durmanın, kendisi için de ülke
için de daha hayırlı olduğunu fark etmeli.
Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var.
Özgürlükleri güvence altına alan bir anayasaya.
Kürtleri de, Alevileri de, dindarları da, demokratları da, solcuları da
koruyacak, herkesi eşit vatandaş statüsüne getirecek, fikirleri ve inançları
özgürleştirecek bir anayasaya.
Seçim Yasası’nı, Siyasi Partiler Yasası’nı baştan aşağı değiştirmek de artık bir
zorunluluk.
Sistemin “bozuk yanlarından acaba ben de yararlanabilir miyim” kurnazlığı
yürümüyor, sistem o bozuk yanından yeniden büyüyor çünkü.
Sistem bütünüyle değişmeden hiç kimse güvence altında olmuyor.
Ordunun politikanın dışına çıkıp asıl işine döneceği, yargının siyasallaşmaktan
uzaklaşıp hukukileşeceği, siyasal partilerin “tek adam” yönetimi altında
aşiretleşmeyeceği, bütün fikirlerin örgütlenme hakkına sahip olarak kendilerini
demokrasi içinde ifade edip parlamentoda yerini bulacağı, tüm vatandaşların eşit
olacağı, insanların nasıl giyinip, nasıl konuşacağına “devlet otoritesinin”
karışamayacağı, devletin şeffaflaşacağı, “derin devletin” bitirileceği bir ülke
yaratmak için gerekli koşullar oluşmuş gözüküyor.
Neden biz de gelişmiş, özgür, zengin bir ülke olmayalım?
Neden bu ülkenin her fikirden, her dinden, her ırktan insanları kendilerini
güvencede hissetmesin?
Bence yaşadığımız hukuk faciası büyük de bir fırsat yaratmış durumda Türkiye
için.
Yeni bir seçim ve yeni bir Türkiye fırsatı.
Bu ülke de tarihinde ilk defa mutluluğun, güvenin ve özgürlüğün tadını tatsın.
Biz ümitler dünyasına, facialar kapısından geçerek giriyoruz.
Bir faciadan daha geçtik.
Umarım girdiğimiz bu ümitler dünyasının gereklerini yapacak feraseti de
gösteririz.
Taraf/31.07.2008