Kürkleri
için henüz canlıyken haşlanmış sulara, asit banyolarına sokulan tilkiler ve
diğer yabanî kedi türleri...
Sirklerdeki gösterilere hazırlanırken en ağıza alınmayacak küfürler eşliğinde
habire kırbaçlanıp yetiştiricilerinden inanılmaz dayaklar yiyen, bunun sonucunda
da zaman zaman çıldırıp “efendilerini” öldürmeye kalkışan filler, aslanlar,
kaplanlar, köpekler...
“Bilimsel araştırma” kimliği altında laboratuarlarda -henüz canlıyken-
beyinleri açılıp cerrahî operasyonlara, en ağırından elektro-şoklara ve daha
türlü türlü “bilimsel işkenceler”e tâbi tutulan babun maymunları...
* * *
Bir televizyon kanalındaki prodüktörlük görevinin yanısıra, “Barınak
Gönüllüleri” adlı hayvan hakları derneğinin de uzun yıllardır genel başkanlığını
yürüten haberci-aktivist kız kardeşim Jale Güven, geçtiğimiz günlerde elinde
“Dünyalılar” (Earthlings) adlı bir film ile ziyaretime geldi ve DVD'yi masama
bıraktıktan sonra da şunları söyledi:
“Bu
filmi mutlaka izlemeni ve izledikten sonraki duygularını da okurlarınla
paylaşmanı rica ediyorum.”
Hemşiremin getirdiği filmi, ilki o günün gecesi olmak üzere, ardarda bir kaç
kez “izlemeye çalıştım”.
Evet, “çalıştım” diyorum; çünkü insanoğlunun çağımızda kurduğu vahşi
endüstriyel düzen içinde, doğaya ve özellikle de hayvanlara ne kadar iğrenç
davrandığını -çoğu gizli kameralar tarafından kaydedilmiş- yüzlerce şok edici
görüntü eşliğinde anlatan bu belge-film, beni her defasında allak bullak etti ve
daha fazlasını görmeye dayanamayarak cihazı kapattım. Ta ki bir-iki gün önce,
gece yarısı çoluk çocuk uyuduktan sonra, dişimi sıkıp “Dünyalılar”ı -zaman zaman
gözlerimden istemsizce süzülen yaşlar eşliğinde- baştan sona kadar kesintisiz
biçimde izlemeyi başarana kadar...
Tek kelimeyle yürek kaldırıcı, inanılmaz bir deneyimdi bu filmi izlemek...
Amerikan mezbahalarında canlı canlı kancalara asılan ve “eti daha lezzetli
olsun” diye gırtlaklarına hart diye sokulan bıçaklarla, henüz hayattayken
kanları saatlerce yere boşaltılarak yavaş yavaş öldürülen sığırların içler acısı
böğürtüleri...
Berbat koşullardaki kümeslerde birazcık daha yer kazanabilmek için kulakları
ve kuyrukları “anestezi yapılmadan” makasla kesilen, bu işlemden sonra kan
kokusunu alıp birbirlerini ısırmasınlar diye de dişleri kerpetenle (yine
anestezi olmaksızın) sökülen domuzların insanın tüylerini diken diken eden tiz
çığlıkları...
Derisi diri diri soyulduktan sonra, vıcık vıcık kanlar içinde kameraya dönüp
insan olanları insanlığından utandıracak son bir bakış fırlatan yavru foklar...
Fast-food zincirleri için devâsâ üretme çiftliklerinde tıklım tıkaş
koşullarda yetiştirilen ve -herhalde böylesi işletmecilere çok daha kolay
geldiğinden dolayı- “üzerlerinde tepinilerek” öldürülen tavuklar...
Kürkleri için henüz canlıyken haşlanmış sulara, asit banyolarına sokulan
tilkiler ve diğer yabanî kedi türleri...
Sirklerdeki gösterilere hazırlanırken en ağıza alınmayacak küfürler eşliğinde
habire kırbaçlanıp yetiştiricilerinden inanılmaz dayaklar yiyen, bunun sonucunda
da zaman zaman çıldırıp “efendilerini” öldürmeye kalkışan filler, aslanlar,
kaplanlar, köpekler...
“Bilimsel araştırma” kimliği altında laboratuarlarda -henüz canlıyken-
beyinleri açılıp cerrahî operasyonlara, en ağırından elektro-şoklara ve daha
türlü türlü “bilimsel işkenceler”e tâbi tutulan babun maymunları...
Ve ne yazık ki bu kadarla da kalmayıp, bundan çok daha fazlasını gözlerimizin
içine sokarak göstermekte söz konusu yapıt...
İnternetteki kısa bir araştırma sonucunda, yapımcılığını ve yönetmenliğini
Amerikalı bağımsız sinemacı Shaun Monson'un gerçekleştirdiği “Dünyalılar”ın,
hazırlandığı 2005 yılından bu yana ödüllere boğulmuş bir çalışma olduğunu
öğrendim. 95 dakikalık kesintisiz bir şok dalgası şeklinde sürüp giden bu
belge-filmde “anlatıcı ses” görevini ise Hollywood'un ünlü aktörlerinden (ki
kendisi aynı zamanda bir hayvan hakları aktivisti olarak da tanınıyor) Joaquin
Phoenix üstlenmiş. “Gladyatör”den “8 mm”ye, “Buffalo Soldiers”dan “Hotel Rwanda”
ve “Reservation Road”a dek bir çok unutulmaz filme imza atmış bulunan Phoenix'in
-yalnızca sesiyle katkıda bulunduğu- bu mütevazı yapıt için, kendisiyle yapılan
bir söyleşide “Kariyerimin en önemli çalışması” demiş olması da bana göre ayrı
bir güzellik arz etmekte...
Başta ABD, Kanada ve Çin olmak üzere, dünyanın dört bir köşesinden
toparlanmış görüntülerden kurgulanan “Dünyalılar”da, gerek kamuoyu, gerek
hükûmetler ve gerekse yerel yönetimleriyle hayvan hakları konusunda berbat bir
sicile sahip bulunan Türkiye Cumhuriyeti de bir dizi ibretlik görüntüyle yerini
almış. Bundan bir kaç yıl önce güney illerimizden birinde, belediye
görevlilerinin canlı canlı çöp kamyonunun arkasına atıp presledikleri yavru
köpek ve herhangi bir Kurban Bayramı'nda ellerinden kaçan boğayı -çığlık çığlığa
koştururken- bir yandan dövüp diğer yandan da ayaklarını kırarak zaptetmeye
çalışan “ibadetin cezbesi içindeki” yurdum insanları, “Müslüman Türkiye”yi son
üç yıldır dünyanın dört bir köşesinde gösterilip duran bu belgeselde pek güzel
bir biçimde temsil etmekteler...
Allah'tan ki yönetmen Monson, haber ajansları ve televizyonların özellikle
Kurban Bayramı zamanlarında yayımladıkları diğer bazı görüntülere ulaşamamış.
Eğer böyle bir facia gerçekleşseydi, “Dünyalılar” belgeselinin en az yarısı
“Türkiye kaynaklı görüntüler”den oluşurdu!
Bu arada, ABD'de dindar Yahudi tüketiciler için kurulmuş en büyük “kosher”
(helâl gıda) mezbahasının içinde yapılan dehşet verici bazı gizli çekimler de
bugüne kadar “helâl gıda” konusunda Müslüman üreticilerden daha titiz
olduklarına yönelik bir ön kabûlüm bulunan Yahudi tüccarların, kâr hırsı söz
konusu olduğunda -tıpkı bu konuda en küçük bir ahlâkî endişeleri dahi bulunmayan
Çinliler gibi- nasıl da cıvıttıklarını göstermesi, benim açımdan “Dünyalılar”ın
bir başka eğitici-öğretici yönüydü.
Kız kardeşim, söz konusu belgeselin DVD'sini bana bırakırken, “Dernek olarak,
bu filmi özellikle senin izleyip yazmana çok önem veriyoruz. Çünkü, Kur'an'da
tanımlandığı biçimde düşünen ve de yaşayan hiç bir gerçek Müslüman böyle bir
vahşet evrenine seyirci kalamaz" dedi ve ekledi:
"Allah, bizlerden, doğaya karşı bu yaptıklarımızın hesabını ahirette mutlaka
soracaktır.”
Gerçekten de “Allah'ın yeryüzündeki halifesi” olarak yaratılan insanın, kimi
zamanlarda nasıl “aşağıların aşağısı” vicdansızlık timsali bir mahluğa, ne denli
vahşi bir “kubur faresi”ne dönüştüğünü (ki bence bu filmi izledikten sonra,
böyle bir deyimi kullanmak da genetik kodları ve içgüdüleriyle hareket etmekten
başka bir kabahati bulunmayan kubur farelerine hakaret olur) göstermesi
açısından, kendisini “Müslüman” olarak tanımlayan sinemaseverlerin özellikle
izlemesi gereken bir başyapıt “Dünyalılar”...
Devesinin sırtına onu azarlayarak inip binen sahabeyi hiç tereddütsüz
cezalandıran; çevresinde ise bir kediyi uykusunda rahatsız etmemek için hayvanın
üzerine yattığı kaftanını yavaşça keserek mescitten kalkıp giden yol
arkadaşlarına sahip bir Peygamber'in ümmeti, “Yeryüzünü sizler için türlü
güzelliklerle donattık. Onlardan yiyin, için, fakat israf etmeyin” emrinin
günümüzde nasıl da ayaklar altına alındığını görüp biraz olsun tevekküle
dalmalılar. Çünkü, bu kirli ve ahlâksız besin zincirinin “üretici
cephesi”ndekiler kadar, süreci görmezden gelip önlerine her konulanı hiç
sorgulamadan afiyetle tüketenleri de yeniden sorumluluk duygusuna davet ediyor
bu yapıt...
“Recep İvedik” gibi filmler Türkiye DVD piyasasına iki ayda hemencecik
düşüverir. Ancak, ülkemizdeki hemen hiç bir ithalatçı şirket, başta çocuklar ve
gençler olmak üzere, her yaştan izleyicinin duygu dünyasına yapıcı katkılarda
bulunabilecek kimi özel filmleri, özellikle de belgeselleri satın alıp
yayımlamaya gerek duymaz. Aynı şekilde, “yoldan sapmış” durumdaki insanoğlunun
kendine gelmesi açısından son derece faydalı bir film olan “Dünyalılar”ı da -en
azından şimdilik- yasal kopyalarıyla raflarda bulabilmek imkânsız. Olsun; bir
üretici şaşırır da ileride yasal kopyalarını piyasaya sürerse sonradan onu da
alır ve koleksiyonunuza katarsınız. Filmi an itibarıyla görebilmek içinse
internette paylaşıma açıldığı sitelerden birinden indirmeniz mümkün.
Demem
odur ki bu filmi -öyle ya da böyle- ne yapıp edip bulun, izleyin ve
çevrenizdekilere de izletin.
İnsanoğlunun doğadaki başka hiç bir varlığa benzemeyen bu zalimâne fıtratını
bütün çıplaklığıyla ortaya seren böylesi yapıtları gördükten sonra, gerçekten de
bütün kalbimle merak ediyorum:
Bizler, hem kendi türümüze, hem de diğer türlere karşı sergilediğimiz bu
kadar zalimlikten sonra, Kıyamet Günü Rabbimizin huzuruna hangi yüzle çıkacağız
?
O yüzden, şimdiden yalvarıyorum ki şefaat Ya Rab, şefaat Ya Rab, şefaat Ya
Rab...
* * *
“Dünyalılar” (Earthlings) belgeselinin resmî internet sitesi:
http://www.isawearthlings.com/
“Dünyalılar” (Earthlings) belgeselinin yasal ve ücretsiz olarak uluslararası
kamuoyunun izlemesine açık, üstelik “Türkçe altyazı” seçeneği de bulunan iyi
kalitede bir kopyasını masaüstüne indirmek için aşağıdaki adresi ziyaret
edebilirsiniz:
Adres:
http://veg-tv.info/Earthlings
alimuratg@yahoo.com