Bu memleketi hakikaten sevenler; kıçıkırık pozisyonlarını/ Bulgaristan
sınırından öte hükmü olmayan yeteneksizliklerini değil de, bu Naçar Toprakları
harbiden sevenler; burayı Norveç’lemek arzusuyla yaşayanlar esasında.
“Memleketimiz Norveç olsun ağbi,” diyenler. Öyle olsun ki sabah kalktığımızda
sütü bırakmamış diye Sütçü Çocuğa bozulabilelim bir. Gasteci Çocuk/ Sütçü Çocuk:
hangisi kalmışsa Norveç’te yani. Onunla arızanalım kabımıza sığamıyorsak.
En büyük elemimiz (ki, az elemlenecek bi mevzu değil) Küresel Isınma olsun filan
felan.
Ergenekon Davası’ndan az biraz sevineyazdın mı oldun ey gafil-al sana bomba!
“Askeriye askeriyeliğini bilsin artık” mı buyurdun?” Ordu göreve! İşinin başına!
İdareden, eğitimden, siyasetten uzaklara!” mı savurdun havaya?
Ümitle. Güzellikle. En içten dileklerimizle.
Al sana bomba!
İşte şimdi yine Ordu’yu ennnn güvenilir kurum gösteren anketlerin zamanıdır.
“Vatanın birrr karış toprağı” edebiyatının.
Hürriyet Gastesi devletin, “Katil PKK” manşetini çakmış bile.
“Gün birlik günüdür”, edebiyatlamasıyla sindirilmemizin. Zira Ergenekon
İddianamesi’yle birlikte fazla kirli çamaşır/ fazla girift ilişki/ fazla alış
veriş/ fazla tehlikeli alâkalar- çok fazla, fazladan “şey” döküldü saçıldı
ortalığa.
Önce bir ses bombası fırlatıp dikkâtleri Ergenekon’dan başka yerlere çekmenin
zamanıdır. İkinci bomba da yeterince “kanlı” olmalı ki, biz yine bir İç Savaş
Serinliği’ne ve Memleketin Özel Koşulları derin dondurucusuna kilitlenelim.
Bu “memleketin özel koşullarında” Ordumuz’un ehemmiyeti hiç eksilmez.
Eksilmemeli. Öyle değil mi?
Hemen ıssızlığımızda/ yalnızlığımızda/ bahtsızlığımızda/ çözümsüzlüğümüzde
kenetlenelim.
Kan akarsa hem, kan akıyorsa Statünün Bekçileri’nin yerlerini sorgulamamız
imkânsızlaşır Çok ayıp etmiş oluruz.
Onlar bizi bombalara karşı koruyorlar, gidip onu bunu bombalıyorlar, biz kalkıp
“Hesap verebilirlik!” diyemeyiz. Dememeliyiz. Kaç paraysa kaç para. ÇOK AYIP
OLUR Edebiyatı. Nasyonel Sosyalizm’in kadir kıymet bilir çocukları.
Kimse nankörkedi olmak istemez bu topraklarda. Gerekirse “Bu gitti, bunu da alın
askere!”
Lütfen bürokratik elitimizin, lütfen Yüce Türk Adaletimiz’in, lütfen uluğlar
uluğsu Askeriyemiz’in, kadrini kıymetini bilelim.
Yoksa bu denli Usta İşi bombalardan bizi kim korur?
Terör şehirlere mi yayılıyor şimdi?
Terör büyük şehirlerde mi vuracak bu milleti? Bu büyüklerinin büyüklüğünü
sorgulama gafletine herrr düştüğünde Tanrıların Arabaları tarafından
cezalandıran milleti?
ALÇAKLAR Edebiyatı.
Kim bu Alçaklar?
Alçaklar’ın kimliğine dair öylesine ciddi kuşkulanmamızı icap ettiren, tam 2500
sayfa var.
“Kandil’e Misilleme”- yaaa öyle.
Hedefler vuruluyor. Aylardır Kuzey Irak topraklarını dövüyoruz.
Karda kışta dövdük bomba bomba.
Şimdi yazın sıcağında dövüyoruz.
Rövanş Hissi? Ha?
Dikkâtlerin tekrar olumlu yönde, yani “kapatılsın! Kapatılsın!” yönünde AK
Parti’yi Kapatma’ya çevrilmesi lâzım.
Osman Paksüt’le Turan Çömez (hani İngiltere’de İngilizcesini ilerleten Kel
Fırtına) konuşurken telefon dinlenmesine takılmışlarmış
Kapatma İddianamesi Perinçek’in Şanlı İşşş Partisi’nde bulunmuştu,
hatırlarsınız.
“Ergenekon açtırmış resmen kapatma davasını”ya kadar uzanabilirdi, varabilirdi
iş. Handiyse.
Ergenekon’dan “aranan” ve şanıyla/ şerefiyle yurda dönmeyi reddeden Turan Çömez
neden görüşüyor ki habire birileriyle? Kim ki o? İşi ne? Anayasa Mahkemesi
Yardımcısı’yla onun görüşüyor olmasının akla uygun bir izahı bulunabilir mi?
Ya Eskişehir ve Ümraniye’de ele geçen Ergenekon Bombaları’nın Masum Cumhuriyet
Gastesi’yle Danıştay Baskını’nda serilenen bombalar olmasının?
Hakikate hiç bu denli yaklaşmamıştı Türkiye.
“Dağ fare doğurdu” utanmazları hiç bu kadar turnusollanmamıştı. Taraf olanlar
hiç bu kadar haklı (delilli/klasörlü) çıkmamıştı.
Tam da Ertuğrul Özkök’ün başbakanla görüştü diye beşi bi yerdeler gibi parladığı
günlere girmiştik. “Bu memleketin başbakanı olmak kolay değil. Ama inanın
Hürriyet’in yönetmeni olmak da öyle”, paralellikleriyle kendisiyle görüşmeyi (en
nihayet) kabul eden başbakana, beş basıyordu. Alicenaplıkta. Hoşgörsen’likte.
Anlayış/ uzlaşı pınarlığında. Bütün istediği, bir tangoydu.
Her şey çok iyi gidiyordu. Daha az darbeci olmak mecburiyetinde kalacaklardı.
Yani daha az “uzlaşı!” “makullük!” “ortayolculuk” kisvesi altında, düpedüz
ortalık bulandırma/ hakiki demokrasiden yana olmama yazısı YAZAMAYACAKLARDI.
Arsız marjinallikleri törpülenecekti.
Halklarına saygı duymayı öğreneceklerdi.
Ve haklarına.
Rasyonalite, onları köşeye sıkıştırmıştı. Eziyordu.
Bombalar patladı. İnsanlarımız öldü.
Manşetleri hazırmış; manşetlerinden çıkarttılar. Yeni oyunlara gebeyiz çocuklar.
Radikal/29/07/2008