Çok acayip koşullarda yazıyorum Sevgili Okur; yazının acayipliği tamamen benden
kaynaklanmıyor olacak.
Bilmem Gastemiz Radikal yıllık iznimin bir kısmını kullandığımı ilan etti mi?
97’den beri yazıyorum 1 kere yazmadılar “Yazarımız yıllık izninin Şişhane
kısmını kullanıyo” diye.
Gitsin/gelsin/kafasına göre/suspense unsuru vs. mi düşünüyorlar; ne
düşünmüyorlar bilemiyorum, bana dair hiçbi şeyi ilan etmemeleri karşısında.
Bir de biliyorsunuz yazarların Ergenekon İzni var bu yıl. Zihinleri çok
yoruluyor Ergenekon/Kapatma Davası yazmaktan. Dinlendirmek için
günericivalıyorlar.
Çok ısrar muhabbet olursa Uzak Amerika Tarihi, bi-ki Bodrum: Nereyekondun
çizisi-Bunu yapmayanların sinirler yapış yapış. Birbirine sallamayan köşeci
kalmadı. “Yiyin gayri!” diyorum hani patatesçi Otantik Ayşe Teyze gibi. (Birgün’ün
“Yiyin Birbirinizi”sine de nazire yapmış oluyorum.)
Nazire Şenlendirici “Allah’ın zopası yok; Hüsnü’nün var,” demiş bugünkü
Günaydın’da. (Sizin dününüz benim bugünüm; farklı zaman dilimlerinde
varolduğumuzu biliyorsunuz.)
Tatile tam çıkmadan evin ortasına atılmış ses bombası kıvamında bi ezan’la
uyandığımdan çıkıp dinsizlik haklarımız’a uzandım diye ufak bi kıyamet de
kopartmaya çalışmış sağolsun milliyetçi mukadderatçı unsurlar.
Yeni Şafağın Paparazzisi hemen duhul garsoniye “Amannn şurda bi yangın varsa
ufak körüğümle gideyim; arada Başbakanımız Ağbimiz’in ellerini de yalarım,”
vaziyetleri.
Yasin Hayal’in Hayallerinin BB Partisi de İzmir dolaylarından feci kınamış.
Beni. Mehmet Akif’den dizelerle filan.
Hiç yazmadıysam on bir yılda on sekiz kere yazmışımdır dinsizliğimi. İnternet
Günleri’ne ait ise merak edenler girip “Dinsizlik Hakkı” yazımı filan da
okuyabilirler.
Ama Gündem Kaynatmak için yanıp tutuşan o kadar çok makaleci var ki; girip
mevzuya kendini uzun uzadıya savunamayacağım. Halep ordaysa arşın burda.
Dindarlık Hakları’nı savunmaktan da dilimizde tüy bitti.
Hem harbiden o kadar saldırganlaştı ki köşeciler, öylesine Kırkpınar Yağlı
havasındalar ki (hani eli deri donun içine daldırmalar filan) haz’a hanfendi
olmaya karar verdim. ( Halk arasında “detached”. )
“Sataşacaksan Büyük Köpekbalığı Ağbiler’e sataş arrrkadaş”, deyip
anti-militarist çizgime çekiliyorum.
Salı günü cebime mesaj düştü. Deniz kenarındaysak da gazeteleri hatmediyoruz
ayrıyetten. “28 Temmuz’da davayı görüşecek Anayasa Mahkemesi”
Ben tabii otomatik pilotman Askeri Şûra ne gündü de/ zamanlama mühendisleri,
ne yazdıydı da-derdine düştüm. Aritmetiğim de zafiyetlidir, zaman çizelgeciliğim
de.
Boşuna debelenmişim kumlarda. ( Zihnimin Kumları kast ediliyor. Tam Goa
Yayıncılık eseri kitap adı olmadı mı bu arada?)
Çarşamba günki Sabah’tan Muharrem Sarıkaya’nın yalancısıyım: Meğer çok önceden
belirlenmiş tatil planları varmış Anayasa Mahkemesi Üyeleri’nin. Meğer 10
Ağustos’tan başlayarak tatillerini Moskova ve Saint Petersburg’da
geçireceklermiş!!
“Mahkemenin önünde davanın görüşülmeye başlayacağı tarihten 10 Ağustos’a kadar
12 gün bulunuyor. Heyet bu süreyi üçe bölmüş gözüküyor. Yani davayı karara
bağlamak için 4 gün, gerekçeli kararın yazımı için 4 gün, bir aksilik olması
halinde ek süre için de 4 gün...”
Sonra da haldır haldır (ohhh, Ağustos Sıcaklarından da kurtulurlar) gelsin
Moskova
und St. Petersburg.
Şimdi burda soru ŞU olmalı: Yanlarına Raportör Osman Can’ı da alacaklar mı,
almayacaklar mı? Zira kapatma kararı alırlarsa, “Kapatma kararı almayın;
hukukun/ adaletin/ demokrasinin içine etmeyin!” diye sayfalarca bilgi paralamış
adamı hem feci şekilde rencide etmiş, hem de hiç iplememiş olacaklar.
Ama “Yargı Darbesi yapmayalım. Bırakalım Askeriyemiz Cuma akşamları
geç vakitlerdeki dellenme metinleriyle yürütsün işi” derlerse, Hakiki Bir Hukuk
İnsanı olduğu anlaşılmakta olan Osman Can’ı da Moskova’ya götürüp Kazaçok bile
oynayabilirler
votkaların akabinde.
Sorunun birincisi Osman Can’ın Moskova St. Petersburg mevzuu.
İkincisi: aceleye getirmiş olmuyorlar mı? Biraz daha rahvan takılsınlar, doğru
kararı alsınlar; ben finanse ederim gezilerini. Yalnız sürekli takip edilen
Başkan Yardımcısıyla, Chanel Kadın olduğunu zanneden eşinin Rusya gezisini
tasvip etmem.
Onlar Kavaklıdere Tenis Kulübü’ndeki hayatlarını, mühim şahıslarla iadeyi
ziyaret/ ziyareti iade sürdürmeye devam etsinler. Dokunmayalım o elit
yaşamlarına. Diyorum.
Ve de ilk olarak Borsa’da spekülatörlük yapan bir arkadaşım var; ona söyledim
“Kapatmayacaklar! Ayyy, inanmıyorum” şeklinde.
Zira Ergenekon Avukatı/Askeriye’nin (Askeriye’nin dahi arzu etmediği kadar)
Borazancıbaşısı (bi de bakın bizim gastenin Kışlalı’sının kalitesine: ser verip
sır vermeyişine) Deniz Baykal Basın Gulübü programında İLK KEZ ağız değiştirdi
kapatılma/mama mevzuunda.
“Kapatılmasın gayri” dedi cömertçe.
I-ııııh.I-ıııııh. I-ıııııııh-layarak tabii ki.
Saçları defne kokuyordu, gözleri deniz levreği.
“Hayırlı günler göreceğiz çocuklar”diye bitiriyorum. Hem “hayır” anlamında, hem
“hayır.”
Hiç bi şey katmadıysa Bu Plaj, bana ağır bir bilgelik kattı. Bilgiyle
harmankardon.
Radikal/24/07/2008