Geleceği görüyorum. İşte orada, sokakta. Şimdiden daha silikçe. Daha ne bekliyor
gerçekleşmek için sanki? Gelecek, bu ihtiyar kadına daha fazla ne sağlayabilir
ki? İhtiyar kadın topallayarak uzaklaşıyor. Aniden duruyor. Başörtüsünden sarkan
aklaşmış bir tutam saçı yana doğru itiyor. Yeniden yürümeye koyuluyor. Demin
oradaydı, simdi ise burada... Hiç anlayamıyorum içinde bulunduğum durumu:
Hareketlerini gerçekten görebiliyor muyum, yoksa onları tahmin mi ediyorum?
Şimdiyi gelecekten hiç ayırt etmiyorum artık. Çünkü, sürüp gidiyor bu, yavaş
da olsa gerçekleşiyor; ihtiyar, koskocaman erkek ayakkabılarını sürüye sürüye
ilerliyor ıssız sokakta. Budur işte zaman, hem de çırılçıplak zaman, yavaşça var
oluyor. Kendini beklettirir ve geldiğinde de tiksinti verir. Çünkü zaten, uzun
süredir onunla birlikte bulunulduğunun farkına varılır. İhtiyar, sokağın
köşesine yaklaşıyor. Ufacık kara bir kumaş yığınından başka bir şey değildir
artık o. Evet, doğru, bu, yeni bir şey. Demin orada değildi. Ama bu, insanı
şaşırtmayan tatsız ve silik bir yenilik. Sokağın köşesini dönmek üzere ihtiyar
kadın, dönüyor işte... Bitmek bilmeyen bir süreden beri.
Pencereden söküp atıyorum kendimi. Sallana sallana odada başlıyorum dolaşmaya;
birdenbire aynaya yapışıp kalıyorum, kendime söyle bir bakıyorum, tiksiniyorum
kendimden: Hala bitmez tükenmez bir süre daha. Sonunda, bu görüntümden kurtulup
yatağın üzerine yığılıyorum. Tavana bakıyorum, bir uyuyabilsem.
Sakinlik, sessizlik…