Geroge Orwell’in komünist sistemi eleştirmek için yazdığı o ünlü romanı
Hayvanlar Çiftliği’nde neredeyse dünyanın bütün dillerine girmiş bir cümle
vardır.
“Bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir.”
Tahmin ettiğiniz gibi “daha eşit” olanlar, yönetimi ele geçirmiş olanlardır.
Bir ülkede “asıl egemenlerin” kim olduğunu anlayabilmek için kimin “daha eşit”
olduğuna bakmak gerekir.
Kimi eleştiremiyorsunuz?
Kiminle ilgili şaka yapamıyorsunuz?
Kimin hataları gazetelere yansımıyor?
Bu soruların cevabı o ülkedeki gerçek iktidarı gösterir size.
Çünkü her zaman “görünen” iktidarla, “gerçek” iktidar aynı olmuyor.
Ve, “gerçek” iktidarı eleştiremeyenler, “görünen” iktidarı eleştirerek
muhalefet yapmış oluyorlar.
Böyle bir muhalefet de “gerçek” muhalefet olmuyor tabii.
Sadece “görünen” muhalefet oluyor.
Daha açıkça söylersek “sahte” muhalefet.
Biz çok uzun yıllardan beri bunu yaşıyoruz.
Gerçek olmayan bir iktidarla, gerçek olmayan bir muhalefetin gölge oyununu
seyrediyoruz.
Bu “gölgelerin” arasından gerçeği bulup çıkartmak o kadar kolay olmuyor.
İnsanlar sahte görüntüye alışıyor, bir zaman sonra onu gerçek bir görüntüymüş
gibi algılamaya başlıyor.
Bizim ülkemizde eleştirilemeyen tek bir yapı vardır.
Ordu.
Ne gazeteler, ne de siyasi partiler orduyla ilgili bir eleştiriyi dile
getirmezler.
Birbirileri hakkında en akla gelmez lafları söyleyen siyasi partiler, konu
ordu olduğunda birlikte susarlar.
Gazeteler de bu suskunluğun parçasıdır.
Sağcı ya da solcu bütün hükümetleri, siyasi partileri alabildiğine hırpalarlar
ama iş askerî bir konuya dayandığında ya susarlar ya da generallerin
açıklamalarını tartışılmaz gerçekler olarak yazarlar.
Bir örgütü, bir kurumu, bir kuruluşu eleştiri dışında tutmak, onu toplumsal
bir denetlemenin dışına çıkarmak anlamına gelir.
Bu “sağlıklı” bir sonuç vermez.
Hatalar ortaya çıkmaz.
Ortaya çıkmadığında da tekrarlanma ihtimali kuvvetlenir.
Aslında gazetelerin temel işlevi bu hataların tekrarlanmasını önlemektir.
Ama tabii “gerçek” gazetelerin işidir.
Eğer gazeteler de, iktidarlar ve muhalefetler gibi sadece “görünürde” gazete
iseler gerçeğin ortaya çıkmasına değil geçeğin “saklanmasına” hizmet ederler.
Bizim gazete, askerî konularda gerçekleri belgeleriyle ortaya koyuyor.
Bu, yeryüzünün bütün gelişmiş ülkelerinde normal bir davranıştır.
Gazeteler hataları açıklar.
Sorumlular hataları düzeltir.
Ama bizim ülkede böyle olmuyor.
Biz hataları açıklıyoruz, Genelkurmay bizi yalanlıyor, ardından biz
Genelkurmay’ı yalanlıyoruz...
Ve, mesele Taraf gazetesi ile Genelkurmay arasında bir tartışmaya dönüşüyor.
Elbette, bu ülkedeki bütün hatalar bizi ilgilendirir.
Kim hata yaparsa yapsın, belgesini bulursak yayınlarız.
Ama bu hatalar diğer gazeteleri de ilgilendirir.
Onların suskunluğu, çekingenliği, “gerçek” iktidar karşısındaki bu
ürkeklikleri, görevlerini yerine getirmelerine engel oluyor.
Böylece biz sadece Genelkurmay’ın değil, suskun kalan siyasi partilerle, ses
çıkartamayan gazetelerin de hatalarını ortaya çıkarmış oluyoruz.
Tek bir gazete sistemin röntgenini çekiyor, neresinde bozukluk olduğunu açıkça
gösteriyor.
Hakiki bir devlette “gizli bir iktidar” olmaz.
Olursa, bütün sistem bizdeki gibi altüst hale gelir.
Ne siyasi partiler parti olur, ne gazeteler gazete.
Bütün ülke de sahte bir oyunu gerçekmiş gibi izler.
Türkiye de sahicileşecek.
Bu, eleştiriyle başlayacak.
Herkes, her kurum eleştirilecek.
Eleştiri herkesi eşitleştirecek, siyasi partiler siyasi parti gibi, gazeteler
gazete gibi davranacak.
“Herkes eşittir ama bazıları daha eşittir” anlayışı bu ülkede yavaş yavaş
ortadan kaybolacak.
Çünkü burası bir ülke.
George Orwell’in Hayvanlar Çiftliği değil.
Alaycı bir romana benzeyen bir ülkede yaşamak yerine, hakiki bir ülkede
yaşamak da bu ülkenin bütün insanlarını daha özgür ve mutlu kılacak.
Taraf/ 01.07.2008