CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’le başının derde girmesi benim için şaşırtıcı
değil, beklenen bir şeydi. Çeşitli ülkelerin sosyalist partilerinden dostlarım
olduğu için, bu sürecin epey bir süredir devam ettiğinden haberim vardı. Ayrıca,
pek çok tanıdığım da böyle bir şeyin nasıl mümkün olduğunu soruyordu: yani, 1)
Sosyalist Enternasyonal’de üye olarak bulunan bir partinin nasıl olup da böyle
davranabildiğini, ya da 2) Böyle davranabilen bir partinin Sosyalist
Enternasyonal’de ne işi olduğunu merak ediyorlardı.
Ne olursa olsun, böyle bir uluslararası örgütün bir üyesini örgütten ihraç
etmesi kolay bir iş değildir. Birçok farklı etkenin dikkate alınması gerekir vb.
Ama herhalde süreç yürüyecek ve CHP oradan çıkarılacak. Ben CHP’nin de buna
yardımcı olacağını sanıyorum. Sadece şu son birkaç yılın korkunç politikalarıyla
değil, Deniz Baykal’ın “Anadolu solu”nu keşfetmek üzere Tarık Buğra’nın Edebali
karakterine söylettiği sözleri bulmasından beri, bu örgütün adı “Enternasyonal”
olan herhangi bir yere üye olmasının fazla bir mantığı olamaz. Üstelik bunun bir
de “sosyalist” sıfatı var!
Ancak, CHP’nin Türkiye’de oynamayı üstlendiği rolü genel çizgileriyle
düşündüğümüzde, her şeye rağmen bu örgüt içinde kalmanın bir anlamı vardı: o da,
CHP’nin temsil ettiği şeylerin uluslararası bir onay görmesi demek oluyordu. Ama
şimdi öyle anlaşılıyor ki Enternasyonal’in böyle bir “üye”ye artık tahammülü
kalmadı ve bu komediye bir son vermek üzere harekete geçiyor. “Sosyalist
Enternasyonal” diye bir adın ciddiyeti olacaksa, yapılması gereken de budur
tabii.
Bu olayın bence üstünde durulması gereken -ilginç- noktası, CHP’den çok genel
olarak Türkiye’ye özgü bir özellik. Sanki bu dünyada şöyle şöyle tanımlanmış bir
nesne var; sonra bir de onun “Türkiye’ye özgü” olanı var. Günde beş yüz kere
andığımız laiklik böyle; biraz Fransa’yı andırıyor ama başka kimseninkine
benzemiyor. Bizim düzen partileri (DP, AP, Doğru Yol vb.) “liberal” olduklarını
laf arasında söylemiş, ama “Liberal Enternasyonal”e hiçbir zaman
yeltenmemişlerdir. AB bünyesindeki Liberal birliğe katılmaya kalkışsalar, bunun
da olamayacağı anlaşılırdı. Demokrasi tamamen böyle. Şimdi “Türk usulü
sosyalizm” ya da “sosyal-demokrasi”nin de “konvertibl” olmadığı, uluslararası
bir dil konuşulduğunda, bu adla anılmadığı resmen tescil edilme sürecinde. Kendi
içinde başlı başına bir paradoks ama, sözgelişi bir “Milliyetçi Beynelmilel”
veya “Nasyonal (Sosyalist) Enternasyonal” örgütü olsaydı dünyada, orada hiç
yadırganmadan, bu ideolojinin dünyadaki başka örneklerine göre “fazlası var,
eksiği yok” bir tavırla orada yer alabilirdik.
Bir zamanlar Sorbonne’dan “bon pour l’orient” damgalı diplomasını alıp kıvançla
kurumlanarak ülkesine dönen Şark “aydınları” vardı. Şimdi bütün bu siyasî
kavramlara da böyle bir sıfat takılmalı ki bizim zihnimizde “liberal” kimdir,
“demokrasi” veya “laisizm” nedir, “sosyalizm” ne menem bir şeydir, başından
bilelim.
Taraf / 01.07.2008