Üzerinden çokça zaman geçti ve bu süre içinde çeşitli yazılar da yazıldı, ama
gene de bir şeyler söyleme gereğini duyuyorum: söyleyecek fazla özgün bir söz
kalmasa da, en azından tavır alınması gereken bir durum çünkü. Bir General’in
Ağlama Duvarı önünde fotoğrafını çekip sağa sola göndererek “Yahudi olduğu”
konusunda propaganda yapma olayından söz ediyorum.
Bunun bir benzerinin de Büyükanıt’a karşı yapıldığı herkesin belleğindedir
sanırım. Bu hemen akla geliyor, çünkü yüksek rütbeli askerlere karşı belirli bir
çevrenin manevra yöntemi olmalı. Ama yapılanı genellerseniz, bu ülkedeki daha
pek çok çevrenin kendine düşman bellediği kişilere karşı tam da bu yöntemle
mücadele ettiği, hepimizin bildiği bir olgudur.
“Mücadele etmek” deyimini bu bağlamda kullanmak, kendim öyle yazdığım halde bana
doğru gelmedi; “mücadele”, haysiyetli bir davranış anlatır; oysa bu yöntemin
“haysiyet” ile hiçbir ilişkisi yok. Buna rağmen öyle dedim, çünkü ilk ağızda bu
davranışa daha uygun gibi gelen “çamur atma” veya “iftira” gibi sözlerin de
başka bir sakıncası var. Nedir iddia? Şu ya da bu General’in “Yahudi asıllı”
olduğu. Birinin Yahudi olduğunu söylemeye “çamur atma” diyeceksek, bizim bunu
yapandan ne farkımız kalacak?
Yani bu davranışın nasıl bir “pislik kategorisi”ne girdiğini kestirmek zor.
Bakın size bir alıntı: “Rıza Tevfik memlekete niçin ihanet etti? Çünkü babası
arnavut anası çerkes olan bir melezdi. Ali Kemal neden düşman için çalıştı?
Çünkü dedesi ermeni dönmesiydi. Kurtuluş savaşında ufak bir menfaat meselesi
yüzünden çeteci Etem niçin Yunanlılarla birleşti? Çünkü çerkesti. Ahmet Cevat
neden mütareke yıllarında Türkçülüğün aleyhinde olduğunu gazetelerde yazdı.
Çünkü Giritli idi...”
Devamında da şu geliyor: “Aynı günde doğan bir Türk çocuğu ile bir yahudi
çocuğunu aynı terbiye müessesesine alıp ikisine de yalnız esperanto dili
öğretseler, ve aynı şartlar altında aynı terbiyeyi verseler bile muhakkak ki
Türk çocuğu yine yiğit, yahudi yine korkak olacaktır. Türk çocuğu yine doğru,
yahudi yine sahtekâr yetişecektir.”
Bu “düşünce”lerin sahibinin Nihal Atsız olduğunu belki tahmin etmişsinizdir.
Otuzlarda yayımladığı Orhun dergisinden alıntılar. Ama Atsız veya başkası olması
belki de çok önemli değil. Daha doğrusu, bir kişin bunları yazmış olmasından
çok, bugün o kişin Web-site’ları olması, onun kadar da düzgün cümle kuramayan
birçok kişinin oralarda “sevgili ırkdaşlar” diye yazışması önemli. Bir anket
yapsak, yukarıdaki “teşhis”lere katılacakların sayısı, katılmayanların üstünde
olabilir. Demek ki biz bu ülkede insanlara “eğitim” ve “kültür” diye sunduğumuz
şeyin içinde, doğrudan doğruya bu ideolojiyi değilse de, üzerinde bu ideolojinin
serpilebileceği, buralara doğru yontulabilecek bir zemini veriyor, yayıyoruz.
Asıl vahim olan da bu.
O fotoğraflara vb. dönecek olursak, bunları yayanlar, kendileri iddialarına
sahiden inansın ya da inanmasınlar, bunun toplumda etkili olacağı varsayımıyla
böyle bir iş yapıyorlar. Bu yalnızca kendileri gibi düşünenlere verilen bir
bilgi değil bir propaganda aracı. Birilerinin bunun etkili olacağına hükmetmesi
bile bir olumsuzluğun sinyali.
Bizim gibi bir avuç “entel-liboş”un değil de, aklı başında olduğuna inanan
herkesin, bu arada, böyle “iftira”lara hedef olanların veya yalnızca onlar
“iftira”ya uğradı diye ses çıkaranların, yaratılmış bu koşullarda yayılma
istidadı gösteren bu ideolojiye, ama özellikle onun “normal” sayılan temellerine
karşı, nihayet, ciddi bir eyleme geçmesi gerekiyor. Sorun falancanın Yahudi
olmadığını kanıtlamak değil, sorun, hiçbir insanlık kategorisinin bir hakaret
aracı olmayacağını kanıtlamak.
Taraf
20/06/2008