1- Ölümlere yol açan kene belasından yakında tamamen kurtulacağız. Çünkü dün
gelen habere göre sonunda kene bir gazeteciyi de ısırmış.
Bunun da anlamı açık. Kenelerin tümünün soyu yakında ortadan kalkacak demektir
bu.
Bir gazeteciden başka canlılara geçebilecek ölümcül hastalıkların haddi hesabı
yoktur.
Bırakınız ısırmayı, bir gazeteci ile yakın temas bile canlılara tehlike
arzedebilir.
Bir gazeteciyle yakın temastan ve bazı durumlarda ısırılmaktan bile tehlike
altında kalmayacak tek canlı diğer gazetecilerdir.
Bu nedenle tüm gazetecilerin hayattaki tek arkadaşı yine gazetecilerden
ibarettir ve gazeteciler işte bu yüzden sürüler halinde gezinirler ortalıkta.
2- İyi bir başlık ne olurdu biliyor musunuz; ‘ADAM keneyi ısırdı’. Bu muhteşem
olurdu. Çünkü gazetecilik ilkesine göre kenenin adamı ısırması değil adamın
keneyi ısırması gerçek haberdir. Ben iyi gazeteci olduğunu ispatlamak için
sokağa çıkarak, köpeği ısırıp daha sonra bunun haberini yapmış olan gazeteciler
bile tanıdım.
3- Ben Hasan Cemal’in dün çok derin düşünen, çok felsefi bir insan olduğunu
anladım. Çünkü James Bond’un yazarı Ian Fleming günde 500 kelime yazabilen bir
insanın iyi roman yazabilmesinin imkansız olduğunu söylemiş.
Çünkü, bu kadar az yazabilen insanın derin düşünceyle ve hayatın anlamıyla filan
çok vakit kaybettiği sonucuna varmak doğaldır. Bu kadar düşünen bir insanın da
iyi bir yazar olabilmesi mümkün değildir demiş. Bu kritere göre Hasan Cemal
belki de Türkiye’nin en büyük düşünürü sayılabilir.
4- Ben uzun zamandır Milliyet gazetesinde bir sorun olduğunu hissediyordum.
Örneğin; manşet atmaya sıkılıyormuş veya manşet gibi banal şeylerin kendilerine
layık düzeyde şeyler olmadığı gibi bir havaları var.
Bu, 007 kriterine göre Türkiye’nin hemen hemen en büyük ve önde gelen
düşünürlerinin o gazetede toplanmasından olabilir.
5- Ben içinde hiç siyaset bulunmayan manşetten, içinde fikir bulunmayan köşe
yazısından ve içinde güzel kadının mutlaka olması gereken fotoğraflardan
hoşlanıyorum. Sadece bunlardan ibaret gazete idealimdir. Bu da başka bir ekol.
Kendimi de düşünceden alabildiğine arındırmaya çalışıyorum.
‘Gündem’ başlıklı yazılarım ise beni çok sıkmıyor. Çünkü o yazıları hayatın
anlamını hiç düşünmeden veya anti-Hasan Cemal bir tavırla yazıyorum.
6- Uzun vadeli hedefim, başyazılarını Erman Toroğlu’nun yazdığı bir gazetede
yayın yönetmenliği yapmaktır. Çünkü o halk gibi düşünüyor, halk gibi hissediyor,
onların ne konuştuğunu anlayabiliyor. (Bu benim açımdan büyük bir meziyet. Çünkü
ben halkın ne dediğini katiyen anlamıyorum). Başmakaleyi o yazsa hepsinin birer
siyasi makale başyapıtı olacağına eminim.
7- Türkçe’nin ya tamamen değiştirilmesi ya da İngilizce’nin resmi dilimiz olarak
kabul edilmesi hemen gerekiyor. Çünkü arzu ettiğim gazetede az kelimeden oluşan,
kısa kelimelerle kurulmuş cümlelerle hoş, canlı başlıklar atmak kolay olmuyor.
Bugün kullandığımız resmi dil tam da Milliyet gazetesinin özel olarak kullanması
için icat edilmişe benziyor. Oysa ben Çekleri yendiğimiz akşam ‘THEY CHECKED OUT’
diye başlık atmak istedim arkadaşlar çok soyut olur diye beni uyardılar.
8- Bir de arzu ettiğim dünyada ‘THEY CHECKED OUT’ başlığını otomatik anlamayan
insanların gazete okumalarını da istemiyorum.
Uzun vadeli amacım, tabloid bir AKŞAM’ı hem de İngilizce yayınlamak. O gazetede
umarım Erman Toroğlu başyazar olur da ben onun yazısını her gün İngilizce’ye de
çeviririm, buna gönülden talibim.
9- Bir diğer başlık da ‘A Nihat to remember’. ‘A night to remember’. Bilmem
anlatabiliyor muyum?.
Don’t you just love English!.
Akşam/18.06.2008