Manevi 1 Üşüme Hissi’nin baskınında yaşatılıyoruz Ey Okur!
Bu son rezaletlemelerinin içinden nasıl çıkacaklarını düşünürken onlar adına
kara kara-
Margarin Yöntemi’yle karşımıza dikildiler: Daha önce denenmiş ve Türk Halkı’nca
onaylanmış bir yöntemdir.
Yaya yaya ekmeklerimize, yedirecekler.
Normalize edecekler: “Bakın ne normal! Yüce Türk Adaleti bu tehlikeli gidişata
‘dur!’ dedi. Kuvvetler ayrılığı. Yakın ve açık tehlike. Çok ileri gitmişlerdi.
Çoğunluk diktası-” zart’tır, zurttur.
Öyle margarin-ekmek üstüne sürdürüle sürdürüle şişmanlatılan çocuklar gibi, Yeni
28 Şubatlarının eskisini aratmaması için,
bizi dumkoflaştırıp iyice, vicdani obezitemizi garantileyebilmek üzre-
Gelsin her nevi mağduriyet numeroları!
Bu Yargı’ya, pek tabii ki müracaatta gecikmeyin.
Demokrasiye dair hiçbir angajmanı olmadığını, kendini sınıfın Yeni Başöğretmeni
olarak konumlamaktan hiçbir beis duymadığını/duymayacağını kanıtlamış
Türk Adaleti’ne.
Şimdi kendilerini temize çıkartmak için Amerikan Temyiz Mahkemesi’nden en
alakasız kararlara da bulaşırlar, gözlerini az-biraz
daha karartıp O.J. Simpson’un beraatine de. (Bunların köşecileri.)
Daha önce üç kez Orgeneral Başbuğ’la görüştüğünü yalanladığı Hürriyet
Gazetesi’ne; ortaya çıktı ya. Yalanladığını da yalanlama mecburiyetini hisseden
Osman Paksüt şöyle buyuruyorlar: “Hürriyet muhabiri bir gazetede çıkan Anayasa
Mahkemesi’ndeki davalarla
ilgili Org. Başbuğ’la görüştüğüm yönünde
haberin doğru olup olmadığını sordu. Haberi görmeden açıklama yapamayacağımı
söyledim. Burda kişilik haklarıma saldırı var.”
Osman Paksüt’ün Hürriyet muhabirine daha önce Org. Başbuğ’la görüşmediğini
belirttiğini köşesinden duyuran Enis Berberoğlu ise: “Yargıçların kararlarıyla
konuşmaları
esastır. Ama daha önemlisi, tam doğruyu söylemeleridir” diyor haklı olarak.
Çok fena yalanlara ve iftiralara uğradıkları atmosferini yaratmaları şart oldu.
Takdir edersiniz ki, sürekli tanklarınızı sokaklara süremezsiniz. Gariban
temsillerden
yola çıkıp “Memleket elden gidiyor. İşte tank, işte sokak!” yaparak.
Televizyona çıkıp bitevi sıkıştırılmaların akabinde, Humeyni’yi Atatürk’ten daha
çok sevebilirliğini itiraf etmiş Türbanlı Kız’ın yarattığı infial
imitasyonlarından mı alırsınız ivmenizi?
Muhalif çizgisizliğini, zihinsel kargaşasını on parmağında on “Ama o Yahudi! Ama
o Mason!” yallelillerine bağlamışlara muhtemeler servis edilmiş, ‘Ağlama Duvarı
önünde dua’ fotoğraflarının etrafında kopartılmaya çalışılan fırtınalardan mı?
Müthiş bir psikolojik oyunla; saldıranlar, demokrasinin bize 2-3 beden büyük
geldiği
kanaat kayıklarından inmek nedir bilmeyenler, demokrasi oyununu asgari kuralına
göre dahi oynamayı zul sayanlar MAĞDUR olduklarına, MAĞDUR edildiklerine dair de
bir gösteri sunmaya karar verdiler. Görülüyor ki.
Belki de “Madem Türk Halkı mağdurdan hoşlanıyor, mağduriyet bağımlısı: Esas
mağdur edilen, asıl müşteki olan bizler değil miyiz?”
diye bir taktiğe (de) gönül eğmek durumunda hissetmişlerdir kendilerini.
Türkiye’de demokrasiyi, seçilmişleri, iyi kötü işleyen gariban
demokrasimizi/parlamenter rejimimizi tamamiyle mağdur etmeden; belki de bir daha
(en azından uzunca bir süre) kendine gelemeyecek şekilde sakatlamadan önce-
Bir de bu “Ne biçim mağduruz! Çok fena mağdur ediliyoruz” temsilini sergilemeye
karar verdiler.
Bir komutanımızın sağlığıyla ilgili (pek tabiidir ki: özel) bilgiler sızdırıldı
diye, başka bir komutanımızla ilgili bir fotoğraf, başka biriyle ilgili
Dolmabahçe buluşmasına dair eşini de işin içine katan feci bir şantajlanma
iftirası-
Askeriyemiz’in mağdur edildiği yetmedi; Humeyni’yi (‘sakıncası yoksa’-
korkutulmuşluğa bakın!) Atatürk’e yeğleyebileceğini açıklayan Korkunç Türbanlı
Kızlarımız yüzünden burun direklerimiz sızım sızım sızlarken-
Sıra: Osman Paksüt Kimliği’nde Yüce Yargımız’ın mağdur edilmesine geldi!
İçişleri Bakanı’nın yemin billah nerdeyse, takip edilmediğini garantilemesine
rağmen
Fiat Doblo Krizi’ni yaratması Paksüt’ün-
Hemen akabinde de bir saat on beş dakika süresince (hemen kapatma davası
öncesinde) Kuzey Irak Harekâtı’nın başarısını gidip de kutlaması!
Evet Osman Paksüt (ve eşini de) Kavaklıdere Tenis Kulübü’nde daha fazla mağdur,
yani
basın açıklaması zaruretiyle, müşteki etmeyelim.
Mağdur Edilme Şampiyonası’nda, kazz kalemlerimizle “Ne var yani: Türkiye’nin
tepesindeki iki büyüğümüz buluşup konuşamaz mı? Bundan doğalı olabilir mi?”
yollu yazılamalarla, Müşteki Hakkı Edebiyatı’na hızzz verelim.
Zira tankların geçidi KöktenKemalistler’in fena (seçim sandıklarında)
yenilgisiyle neticelenmişti. Şimdi yeni margarinler, yeni şişmanlatma
yöntemleri, şekerden körlükler lazım.
Radikal/ 17/06/2008