Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 51 Üye Adayı ve 0 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dağ Başında...
 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Makale: Necmi Erdoğan: Popüler Futbol Kültürü ve Milliyetçilik
Tarih: 08.06.2008 Saat: 13:21 Gönderen: karakutu
 

I. “ÖLMEYE GELDiK”

Futbol, Türk popüler kültürünün can alıcı ögeleri arasında yer alıyor. Popüler futbol kültürü, özellikle 1980’li yıllarla birlikte, popüler bilinçteki anlam, tema, kod, mit ve söylem­lerin et­rafında örgütlendiği anlamlandırma sisteminin yoğunlaştığı bir temel “metin” haline geldi.



Bizim burada “futbol kimliği” olarak adlandıracağımız kollektif aidiyet, neredeyse tüm diğer öznellikleri üstbelirler bir nitelik ka­zandı. Gündelik hayatımızın en popüler “metin”lerinden biri olmasına, “onunla yatıp onunla kalkmamıza” ve uğruna “canımızı feda etmemize” rağmen, futbolun toplum­sal anlamı üzerine -Kozanoğlu (1990) dışında- pek çalışma olmaması ilginç­tir. “Üç Büyükler” etra­fında yoğunlaşan futbol kimliğinin söylemsel kuruluşu, popüler tribün kültürünün yapılanışı ve hegemonik pratiklerin bir alanını oluş­turması, med­yatik futbol söylemi, fut­bol kimliğinin diğer kollektif aidiyetlerle eklemlenişi vb. sahip oldukları toplum­sal ağırlıkla hayli orantısız bir analitik ilgi görüyor. Bunlar arasında, son yıllarda daha be­lirgin bir hale gelen ve “Galatasaray the Magnificient” saye­sinde “Avrupa’yı fethetmemiz” ve “artık Avrupalı oldu­ğumuz” yolundaki -tuhaf bir şekilde pa­radoksal- ifadelerde ve “Aboneyiz abone, PKK’yı...” gibi uyarlamalarda dile gelen milliyetçi tema­ları saymak gerekir.

Popüler futbol kültürü, toplum­sal anlamlarla eklemlen­mesi ve toplum­sal ve siyasal kimliklerin söylemsel (yeniden) kuruluşunda oy­nadığı rol bakımından dikkate değer bir özellik arzediyor. Bu yazıda, popüler kültürel bir form olarak futbolun top­lumsal ve siya­sal kimliklerle olan ilişkisini milliyetçi­lik ile eklemlenmesinde odak­laşarak in­celeyeceğiz.1

II. POPÜLER-KÜLTÜREL BiR FORM OLARAK FUTBOL

Futbolun top­lumsal ile ilişkisi konusunda iki ana bakıştan söz edilebi­lir. Bunlardan birin­cisi, oyunu (ve daha genel olarak sporu) toplumsal anlamlar­dan bağımsız bir “doğal” ya da “fizik” faaliyet olarak gören ve “siyasete alet edilmemesini” isteyen bakıştır. Futbol kültürünün daima toplumsal (ve dola­yısıyla siyasal) bir bağlamın içinde yeralıyor olması ve “dışarıdan müdahale­ler”le sık sık “doğallığına” halel getiril­mesi, bu bakışı zor durumda bırakıyor. Hele de oyunu “doğal” bir faaliyet ola­rak gören sportif söylemin kendisinin de tarihsel olduğu düşünüldüğünde...

İkinci bakış ise, futbolun, kitle­lerin topyekûn bir şekilde denet­lenme­lerini, “gerçek hayat”tan uzaklaş­tırılma­larını ve “kültürel aptallar” haline geti­rilmelerini sağlayan bir “afyon” ol­du­ğunu iddia ediyor. “Manipülasyon”, “aldatma-kandırma”, “mevcut egemen­lik ve tabiyet ilişkilerini içselleştirme”, “depolitizasyon”, “kültürel deformas­yon” gibi metaforlara başvurularak fut­bol dünyasını çözümleme çabaları, gündelik hayatın popüler “metin”lerinden biri olan oyunun kar­maşık ve çelişkilerle yüklü toplumsal anlamını kavramaktan uzaktır. Mevcut toplumsal ilişkileri yeniden üreten ve kitleler nezdinde meşrûlaştıran basit bir araç bakışı, futbolun sergilediği mitik, dinsel, sembolik, sınıfsal, ataerkil, millî vb. anlam yükünün hakkını vereme­mektedir.

Popüler futbol kültürü, farklı bi­linç biçimleri ve söylemlerin, farklı toplumsal güçlerin üzerinde mü­cadele ettikleri kültürel formlardan biri­dir. Toplumsal anlamların (yeniden) üretil­diği, yapıldığı, bulunduğu, bozul­duğu, dönüştürüldüğü bir zemin olarak, he­gemonik-toplumsal pratiklerin bir boyu­tunu oluşturmaktadır. Popüler fut­bol kültürü, tıpkı popüler kültürün diğer formları gibi, toplumsal ilişkilerin ve bunların dönüşümünün popüler bi­linç(ler)deki hayali kuruluşuna işaret eder ve boyuneğme/direniş diyalekti­ğine dayanan bir kültürel mücadele alanı oluşturur. “Halk oyunu” olarak futbol, popüler öznelliklerin karmaşık, iç içe geçmiş ve çelişik bir halde kurulduğu, ifade edildiği ve maddileştiği bir “derin oyun”dur.

Sporu, toplumsal sınıflar arası bir mücadele alanı olarak tanımla­yan Bourdieu’nun da belirttiği gibi, “sporun toplumsal tanımı bir mücadele nesnesi­dir, sportif pratikler alanı, başka şeyle­rin yanısıra, sportif pratiklerin meşrû tanımını ve sportif faaliyetin meşrû iş­levini -amatörlüğe karşı pro­fesyonel­lik, katılımcı spora karşı seyirci sporu, ayırıcı spora (elit sporu) karşı popüler spor (kitle sporu)- tekelci bir tarzda tanımlamanın sözkonusu olduğu bir mü­cadele alanıdır; bu alanın kendisi, daha geniş bir mücadele alanının, meşrû be­deni ve bedenin meşrû kullanımını ta­nımlama mücadelesinin bir parçası­dır...” (Bourdieu, 1978: 826).

Anlam, kod, değer ve mitlerin iletildiği, yeniden üretildiği, tecrübe edildiği, bulunduğu anlamlandırma sisteminin bir parçası olarak spor (özellikle de futbol), top­lumsal sınıfların “yapılışında”, millî kimliklerin kuruluşunda, etkin, saldır­gan, güçlü erkeklik mitinin cisimleş­mesinde, çilecilik ve hazcılık gibi be­dene ilişkin ahlâki kategorilerin vücut bulmasında ihmal edilemez bir katkıya sahiptir. Sözgelimi, özellikle 6. yüz­yılda, Bizans İmparatorluğu’nda “maviler” ile “yeşiller” arasında yapılan araba yarışları, toplumsal-ekonomik farklılıklarla da örtüşen (ortodoks trinö­terler ile monofisitler arasındaki) dinsel-siyasal kutuplaşmaları ifade ediyordu (Schapiro, 1989: 78).

Öte yandan, 18. ve 19. yüzyıl kalabalıklarının sportif faaliyetleri, merkezî iktidara karşı bir muhalefeti içeriyor, “Çitleme Hareketi”, köylülerce futbolun erken biçimleri do­layımıyla protesto ediliyordu.

Egemen sınıflar, şiddetin denetlendiği, sıkı ku­ralları olan, “centilmenliğe yakışır” sporlar yaparken, halk kitleleri, düzen ve kural tanımayan, şiddetin sınırlan­madığı oyunlarla kendilerini ifade edi­yordu. Futbolun 1840’lardan sonra ge­lişen ve egemen sınıflarca yönlendirilen “uygarlaşma süreci”, oyunun sıkı kural­lara bağlanması ve fizik güç kullanımı üzerinde otokontrol kurulmasını içeri­yordu. Kalabalıklarca çok sevilen horoz döğüşü, köpek döğüşü gibi oyunların yasaklanması bu sürecin bir ürünüydü. İngiltere’de, 1840’larda, sokak arala­rında ve caddelerde oynanan Shrove Tuesday futbolunun “ahlâki yozlaşma”, “ayaktakımının biraraya gelmesi”, “mülkiyete zarar verilmesi” gibi gerek­çelerle yasaklanması (Burke, 1992: 303) ve buna karşılık avamdan gençlerin “sokaklara sahip çıkması” ise, popüler futbol kültürü üzerindeki mücadelenin bir başka örneğiydi.

Tüm bunlara, gü­nümüz Britanya’sındaki Futbol Taraftarları Derneği ile taraftarlarca çı­karılan yayınların (“football fanzines”) oyunun metalaşması ve medyatikleş­mesine gösterdikleri tepkiyi ve Thatcher Hükümetinin aldığı ağır polisiye tedbir­lere ve taraftarlar için kimlik kartı dü­zenlenmesi tasarısına başarıyla karşı koymalarını eklemek gerekir.

Futbol, “biz” ve “onlar”, özdeş­lik ve farklılık ilişkisinin söylem­sel ola­rak (yeniden) kuruluşunda öteden beri önemli bir rol oynamıştır. Popüler futbol kültürü, sınıfsal, millî, etnik, dinsel, ataerkil vs. kimliklere eklemle­nerek, “ötekilik” formlarının üretilme­sine kat­kıda bulunmuştur. Zaten kollektif aidiyet biçimlerinin kendileri de, “havada” oluşmazlar; eğlence, müzik, futbol, gi­yim vb. gündelik hayat pratik­lerinde kurulur ve tecrübe edilirler. Ancak, şu noktayı derhal vurgulamakta yarar var: Futbol çeşitli özne konumlarının bir “gösteren”i ola­rak ele alınabilirse de, böyle bir işleve indirgenemeyecek bir anlam matrisini de sunmaktadır. İçerdiği umut ve korku, sevinç ve hayal kırık­lığı, haz ve acı, savunma ve saldırı, ga­libiyet ve mağlubiyet, fizik güç ve şid­detin dene­timi gibi kutupsallıklar dola­yımıyla, in­sanî varoluşun evrensel çe­lişkilerini ci­simleştirmekte ve böylece mimetik ve kathartik bir anlam kazan­maktadır.

Takım/kulüp, taraftar, seyirci, “holigan”, oyuncu altkültürle­rinin bü­tününü kapsayacak bir şekilde tanımla­nabilecek olan olan futbol kim­liği, diğer toplumsal anlamlar ve öznel­liklerden bağımsız bir şekilde varolmasa ve bun­ların bir kesişim noktası ve “gösteren”i olsa da, tekil anlamlara ya da öznellik­lere indirgenemeyecek bir özgüllük ve özerkliğe sahip görünmek­tedir. Kültürel formasyonun bütününü basit bir şekilde yansıtmaktan çok, kendine özgü ve “farklı” bir tarzda ye­niden harmanladığı ve ritüelistik, teat­ral, mimetik ve kat­hartik karakteriyle üstbelirlediği için, özerk bir “futbol kimliği”nden söz edi­lebilir.

Bu çerçe­vede, günümüz futbo­lunun “kutsal” bir nitelik kazandığını ve hatta “laik bir tanrısallık”ın “gösteren”i haline geldiği vurgulanma­lıdır. Bunun en bariz örnek­lerinden biri, ölen Liverpool taraftarla­rının küllerinin Anfield Stadyumu’na serpilmesi gelene­ğidir (Elias ve Dunning, 1986: 222).2 Takım ya da oyunla özdeşleşmenin küller dolayı­mıyla maddileşmesine işa­ret eden bu edim, futbol sahasını bir “tapınak” ve oyunu da “kutsal” bir pra­tik olarak ku­ran bir anlamlandırmadır. Benzer bir şekilde, Hillsborough faci­asından sonra, futbol taraftarlarının stadyumda düzenledikleri cenaze töreni ve adadık­ları “kurban”lar, oyunun kut­sallığını gösteriyordu (Taylor, 1991).

III. “BiZ” VE “ONLAR”

Bilindiği üzere, millet, söylemsel olarak oluşturulan “hayali bir toplu­luk”tur (Anderson, 1983). Milli kimlik ise, belirli ortak an­lam, kod, simge, ri­tüel, mit vb. teme­linde kurulan bir eşit­lik (“biz”) ve fark­lılık (“ötekiler”) iliş­kisinin ürünüdür. Öte yandan, bir ide­olojik söylem olarak milliyetçilik, bu ilişkinin, “rakip”, “düşman”, “ezen”, “tâbi” vb. olarak “onlar”a karşı antago­nistik bir tarzda eklemlenmesini temsil eder.

Genelde popüler spor kültürü ve özelde de popüler futbol kül­türü, millî kimliklerin (yeniden) kurulu­şuna çeşitli biçimlerde katkıda bulunur. Spor, “varolabilecek ‘küçük’ iç bölün­meleri aşarak ve yerinden ederek, milletin ‘biz’ olarak kurulmasını sağlayan bir alandır” (Clarke ve Clarke, 1982: 65-6). Takımlar, oyuncular, atletler, renk­ler vb. hayali bir topluluk olarak mille­tin kurulduğu, temsil edildiği ve maddi­leş­tiği söylemsel oluşumların momenti ha­line gelir... Toplumsal-siyasal alan­ların içerdiği muhtelif “biz/onlar” ilişki­leri, popüler bilinçte, takımların ve oyuncu­ların “bizim takımımız” ve “bizim ço­cuklarımız” olarak anlamlan­dırılması yoluyla, farklı bir “biz/onlar” ilişkisinde aynı kutbu oluşturur. Atletler, futbolcu­lar vb. içkin millî ve ırksal karakteristik­lerin taşıyıcıları, temsilcileri olarak su­nulurlar.

İngilizlerin soğukkanlılıkları, siyahların ritmi ve kıvraklıkları, Çinli masa tenisi oyuncularının esrarlı yüz­leri, Brezilyalı futbolcuların pervasızlık­ları ve samba ritmleri vb. mitolojiler, spor kültürünün millî kimliklerle eklem­lenmesinin ve bu kimlikleri (yeniden) kurmasının örnek­leridir.

Belirli oyun tarzları ve hattâ be­lirli faul stilleri de, belirli millet­lerle öz­deşleşmiştir. İngilizler, “WM” sistemi ile, İtalyanlar da “metodo” ile tanınırlar (Lanfranchi, 1991). Endonezya futbo­lunun, Sepak Raga adlı geleneksel oyu­nun karakteristiğini sürdürmesinden dolayı uluslararası maçlarda başarı gösterememesi de ilginç bir örnektir.3

Dahası, sömürgelerin millî kim­liklerini oluşturma mücadele­sinde, spor, modern kültürel formların daya­tılmasına direnişin bir parçasını oluş­turmuştur. Sömürgelerdeki kültürel di­reniş, “ata sporları”nın yeniden can­lan­dırılması, arkaik olarak nitelendirile­rek yasaklanan geleneksel sporların inatla sürdürülmesi ve sömürgecilerin getir­dikleri oyunların muhalif bir tarzda ye­niden anlamlandırılması gibi biçimler almıştır: Bali kültüründeki horoz döğüşü, Hollandalı sömürgecilere ve oyunu aşağılayıp bastırmaya çalışan Endonezya yönetimine direnişi simge­lerken, İnka kültüründeki boğa güreşi, İspanyol sömürgecilerinkiyle alay et­menin ve boğanın arkasına bağlanan kondorun millî sembol olarak üstünlü­ğünü vurgulamanın bir vesilesidir. İngiliz sömürgeciliğinin sembolü olan kriket de, Antiller’de milliyetçi söyleme eklemlenmiştir (Donnelly, 1988: 72).

Öte yandan, Olimpiyat Oyunları, uluslararası barış ve dostluğu geliştir­meyi ve milliyetçilik yerine yurt­severliği amaçlayarak kurulmuşsa da, daha 1904 St Louis Oyunları’nda “atletik” milli­yetçiliğe yenik düşmeye başlamıştı bile (Holt, 1989, Hill, 1992). Uluslararası barış adına düzen­lenen Olimpiyat Oyunlarının söy­lemlerin yeniden kuruluşunun bir vesi­lesi olması “Olimpik paradoks” olarak da nitelen­dirilmektedir (Hargreaves, 1992: 127). Dünya Kupası gibi uluslara­rası futbol organizasyonları da, milletler arasındaki mücadelenin “barışçıl zemin­lerde” sür­dürülmesi olarak belirmekte­dir. “Milyonlarca insanın oluşturduğu hayali topluluklar, on bir kişilik bir ta­kımda daha gerçekmiş gibi görünmek­tedir” (Hobsbawm, 1989: 143).

Yirminci yüzyılın ilk çeyreğine kadar, uluslararası futbol maç­ları, çok uluslu devletlerin yurttaşları arasında bir birlik ve bütünlük hissinin ve ortak bir aidiyetin oluşturulması amacıyla düzen­leniyordu. Futbol takım­ları, bu devlet­lerin birliğini temsil edi­yor ve farklı et­nik ve millî kimlikleri bir eşitlik ve eşdeğerlik ilişkisi çerçeve­sinde bir araya getiriyordu.

Rugby fut­bolunda düzen­lenen uluslararası maç­lara İngiltere ve İskoçya’nın yanısıra Galler ve İrlanda’nın da dahil edilmesi, yoğunla­şan millî hisleri emperyal kim­likte eritme çabasının bir ürünüydü. İki savaş arası dönemde ise, uluslararası maçlar, millî mücadelelerin bir ifadesi haline geldi ve takımlar ile oyuncular hayali topluluklar olarak milletleri cisim­leştir­meye başladı (Hobsbawm, 1989: 143).

Birinci Dünya Savaşı sonra­sında, savaş ittifakları futbolda devam etti. Galipler ve mağlupler kendi arala­rında yarışıyorlardı. Futbolu kendi mülkleri sayan İngilizler ise, kendi üs­tünlüklerinden emin oldukları için Kıta Avrupası takımlarıyla maç yapmaya te­nezzül bile etmiyorlardı. Futbolun mil­liyetçi söylemle eklemlenmesi, oyunu İngiliz köklerinden arındırma gayretle­rinde de görülüyordu. Sözgelimi, 1929’da, İtalya’da, İngilizce futbol te­rimlerinin kullanılması yasaklandı (Lanfranchi, 1991).

FC Barcelona’nın Katalan millî kimliğini göstermek açısından sahip olduğu an­lam yükü, millî söylem ile popüler fut­bol söyleminin eklemlen­mesinin bir başka örneğidir. Katalan popüler bilincinde “bir kulüpten öte bir şey” olan FC Barcelona, “Katalan halkının bir futbol takımı suretindeki epik yüce­lişi”ni ifade etmektedir (Colome, 1991). Primo de Rivera ve Franco diktatörlükleri sırasında Katalanizmin sesi olan kulüp ile Katalan millî kimliği arasında kurulan özdeşlik ilişkisi, Kulüp bayrağı ile Katalan bayrağının birbirleriyle ikâme edilebilmesinde maddileşmektedir. 4 Katalan popüler bilincinde, FC Barcelona millet olarak “biz”i temsil ederken, Franco diktatör­lüğü ve mer­kezî otorite ile özdeşleştiri­len Real Madrid “onlar”ı cisimleştir­mekte, göç­menlerin takımı Español-Barcelona ise “onlar”ın “içimizdeki uzantısı” olarak anlamlandırılmaktadır. İspanya’ya ilişkin olarak çizdiğimiz bu tabloyu, Franco zamanında Avrupa kupalarında zaferden zafere koşan “Beyaz Şimşekler”in (Real Madrid), “Viva Real, Viva Franco” diye bağıran İs­panyollar için “biz”i ifade ederken, Atletico Madrid’in Cumhuriyetçileri, Atletico Bilbao’nun da bağımsızlık mücadelesi veren Baskları temsil etti­ğini belirterek tamamlayalım.

Popüler futbol kültürü ile milli­yetçiliğin eklemlenmesinin en ilginç ve o ölçüde de karmaşık örneklerinden bi­rini de Britanya oluşturmaktadır. İngiliz egemenliğinin etkisiyle çoğu zaman “Britanyalılık” ile “İngilizlik” eşitlense de, Britanya’nın dört milletten (ve ülke­den) oluşan yapısı, futbol bağ­lamında da kendini göstermektedir. Britanya’da, Galler de dahil olmak üzere dört milletin temsil edildiği üç profesyonel lig vardır: İngiliz, İskoç ve İrlanda ligleri. İngiliz egemenliği, İngiliz Futbol Federasyonun “The Football Association” olarak adlandı­rılmasında ve diğer liglerden İngiliz li­gine sabit bir oyuncu akışında kendini göstermekte­dir.

Öte yandan, Britanya, dört milletin kulüplerini kapsayan üç ayrı ligden temsilcilerle Avrupa kupala­rına katılan tek devlettir. Britanya fut­bolu, sınıfsal, millî, mezhepsel, yerel ve bölgesel aidi­yetlerin karmaşık bir biçimde eklem­lendikleri ve birbirlerini üstbelirledikleri bir söylemsel alan oluşturmaktadır. Mourhouse, (1990; 1991), Birleşik Krallık’ta futbol etra­fındaki kimlikleri yapılandıran birincil gücün, İngiliz ikti­darına duyulan tepki olduğunu vurgu­luyor.


Genel olarak spor, Britanya’da emperyal kimliğin pekiştirilmesinde rol oynadığı gibi, sö­-mürgelere karşı üst­lenilen “uygarlaştırıcı misyon”un da sa­cayak­larından birini oluşturdu. İngiliz emper­yalizminin kültürel tezahürlerin­den biri olarak belirdi. Bir yandan, tıpkı İrlandalı, Gal ve İskoç kimliklerinin ku­ruluşundaki gibi, İngiliz millî kültürü­nün kurucu bir ögesi olurken, öte yan­dan da, İngiliz değerlerinin imparator­luğa yayılmasında da rol oynadı. Futbolu kendi malları gibi gören İngilizler, dünyada ve özellikle de kıta Avrupa’sında gelişen futbola küçümse­meyle yaklaşıyordu. Bu nedenle de, FIFA 1904 yılında kurulmuş olmasına rağmen, İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar FIFA’ya üye olmadılar ve Dünya kupasına da ancak 1950’de katıldılar.

İngiltere’de futbol işçi sınıfıyla ve rugby de küçük burjuvazi ile özdeş­leşmişken, kriket bütün top­lumsal sınıf­ları İngiliz millî kimliği et­rafında birleş­tiren ve bu anlamda “evrensel” olan bir oyun haline gelmiş­tir (Holt, 1989:266).5 Yine de, futbolun İngiliz millî kimliğinde merkezî bir yeri vardır. Sözgelimi, İngiliz holigan­ları, uluslararası maçlarda “yabancı düşman­larla” kavgaya girişerek, İngiliz ulusu­nun üstünlüğünü gösteriyorlar. Ayrıca, İngiliz liginde özellikle siyah oyuncula­rın tâbi tutulduğu ırkçı mu­amele de kaydadeğerdir (Williams, 1991). İngiliz popüler futbol kültürü ile milliyetçiliğin eklemlenmesine verilebile­cek bir başka örnek de, 1930’lardan 1960’lara kadar top koşturan ünlü İngiliz futbolcu Stanley Matthews figürüdür. Matthews, hüneri, alçakgönüllülüğü, centilmenliği, şaşmaz sağduyusu ve soğukkanlılığı ile, ülkenin hem kuzeyinde ve hem de güneyinde ve çeşitli toplumsal sınıf­lar/kesimler arasında, şahsında İngilizliği mükemmel bir şekilde cisim­leştiren bir kahraman olarak görülmüştü (Mason, 1990).

Öte yandan, spor, İskoç, Gal ve İrlandalı popüler bilinçlerinde, İngilizlere karşı duyulan hoşnutsuzluk ya da nefretin dile getirildiği bir kanaldı. Kelt milliyetçiliğinin esas olarak iki bo­yuta sahip olduğu söylenebilir. Birincisi, Britanya sporlarının İrlandalı milliyetçiler tarafından kökten reddedil­mesi ve bunların yerine Gal oyunları geleneğinin oluşturulmasıydı. ikincisi ise, İngilizlerle aynı sporları paylaş­makla birlikte, bunları kendi millî ve etnik kimliklerinin tanınmasının bir do­layımı olarak görmekti. Futbol, İskoçların “eski düşman”ları İngilizlere karşı mücadele etmelerinin bir yolu, Rugby ise Gallerin İngilizlere karşı kendi kimliklerini tanımlamalarının bir ögesiydi. İskoç ve Gal popüler spor kültürleri, hem millî söylemlerin bir momentini oluşturmuş, hem de emper­yal kimliğin sahiplenildiği semiyotik formlardan birini sunmuştur. İrlanda da ise, millî ve emperyal anlamların iç içe­liği yerine, millî sporların İngiliz spor­larının karşısına konulması sözkonu­sudur.

1884’de kurulan Gal Atletizm Birliği (GAB), İrlanda milli­yetçiliğinin temel taşlarından biriydi. İrlanda’nın unutulmaya yüz tutmuş eski oyunlarını yeniden canlandırmayı amaçlayan GAB, İngiliz sporlarının tehdidine karşı “millî” oyunları yeniden keşfederek ve hattâ yaratarak, İngiliz kültürüne karşı direnişin önemli bir uğ­rağı haline geldi. Öyle ki, 1887’de, “yabancı” oyunlarda yer almış olanlar, GAB’ın örgütlediği oyunlara katılmak­tan menedildiler. Bu nedenle Güney İrlanda’da futbol zayıf kalırken, Kuzey İrlanda’da, Protestan ve Katolik gibi ayrımlara dayanıyordu. Güney İrlanda’nın 1922’de bağımsızlık ilan etmesiyle, Güney (Eire) ve Kuzey (Ulster) arasında, İrlanda’da futbolun örgütlenmesi ve uluslararası alanda temsil edilmesi konusunda uzun yıllar devam edecek olan bir çatışma da baş­gösterdi. İrlanda adının kullanılması ve millî takıma oyuncu çağırma hakkı, Güney ve Kuzey İrlanda futbol fede­rasyonları arasında çekişmelere neden oldu.

Öte yandan, Galler’de milliyetçi­lik ile popüler spor kültürü arasındaki bağ İrlanda’dakinden farklı bir tarzda kuruldu. Gal milliyetçiliği, İrlanda’da olduğu gibi İngiliz sporlarına karşı “millî” sporları yeniden keşfetmek ya da yaratmak yerine, İngiliz kökenli rugby futbolunu6 sahiplenme yolunu izledi. Bizim bildiğimiz şekliyle futbo­lun pek popüler olmadığı ve büyük ku­lüplerin İngiliz liginde oynadıkları Galler’de, rugby, millî kimliğin söy­lemsel kurulu­şunda oldukça önemli bir rol oynamıştır.

Rugby, kimlik arayışın­daki Gal ulu­sunu kendine çekmiş ve popüler bilinci sarmalamıştır. Geç 19. yüzyıl ve erken 20. yüzyılda, Gal sa­nayi burjuvazisi Gal toplumsal formas­yonundaki farklı kesimleri ve çıkarları birleştirici bir millî kimlik yaratmaya girişti.7 İngiliz ege­menliğinin karşısına bir millî kimlikle çıkma çabasında, rugby önemli bir rol oynadı. Rugby, popüler bilinçte Gal milliyetiyle özdeş­leştirilerek, Gal oyunu olarak kuruldu. Ve rugby sahası, ege­men güç olan İngilizlere karşı duyulan nefret hissinin ifade edildiği bir sahne haline geldi. Bu nedenle de, özellikle İngiltere ile yapılan maçları kazanmak, sömürgeci güce karşı millî onurun ko­runması ve Galler’in yüzyıllardır sür­dürdüğü bağımsızlık mücadelesi ile öz­deşleşti (Andrews, 1991:338).

Bilindiği üzere, millî kimliğin öznelliğinin söylemsel olarak kuruluşu, “geleneğin bulunmasını”, “biz”i “onlar”dan ayıracak tarihsel ve gelenek­sel özellikler, anlamlar, simgeler ve ri­tüellerin keşfedilmesini içerir. Galler’de de tarih yeniden yazılmıştır. Bir yan­dan, Keltler, Gal ulusunun ataları olarak sunulurken, öte yandan da, ilk önce İngiltere’de ortaya çıkan rugby’ye sahip çıkılmış ve oyunun şeceresi Gal ulusu­nun “ata sporu” ekseninde tanım­lan­mıştır.

Galli oyuncuların rugby’de gösterdikleri başarı da, “Kelt ırkının üstünlüğü”nün bir kanıtı olarak göste­rilmiştir. Gareth Williams’ın deyişiyle, “rugby futbolu, kömür, marşlar ve Lloyd George ile birlikte, Galler’in mo­dern dünyaya dört başı mamûr bir şe­kilde girişini haber vermiştir” (Andrews, 1991: 348). Dahası, rugby, Britanya emperyal kimliğinin benim­senmesinde de rol oynadı. Gal rugby takımlarının uluslararası maçlarda ka­zandıkları başarılar, Britanya İmparatorluğu’nun onurunun korunması şeklinde de yorumlanıyordu.

Yukarıda, millî kimliğin kurulu­şunun “geleneğin bulunması”nı içerdi­ğini söylemiştik. Tıpkı aslında sı­nır ta­nımayan baladlar üzerinde farklı ulusla­rın hak iddiasında bulunmaları gibi (Burke, 1992: 297), İskoçlar da fut­bolda hak iddia ediyorlar. Futbolun İngiliz kökenli olduğunu kabul etmek istemeyen İskoçlar, oyunu kendi malları gibi görüyorlar. İskoç popüler futbol kültürü anti-İngilizlik, milliyetçilik, Orangeizm, Katoliklik, Protestanlık, İrlandalılık gibi çeşitli toplumsal anlam ve temaların iç içe geçtiği bir söylemsel yapıya sahiptir. Yine de, futbolun anti-İngiliz bir bağlamda anlamlandırılması­nın, İskoç popüler futbol kültürünün en temel ögesi olduğu söylenebilir (Giulianotti, 1991). İngiltere ile İskoçya arasındaki uluslararası maçlar, bir “millî mesele”, iki farklı oyun tarzında cisim­leşen iki milletin karşılaşması olarak gö­rülegelmiştir. İskoç popüler bilincinde kökleşmiş olan anti-İngilizlik, uluslara­rası turnuvalarda da kendini göstermek­tedir. Sözgelimi, 1990 Dünya Kupası’nda, İskoç millî takımı taraftar­ları, bir yandan sık sık anti-İngiliz şarkı­lar söylerken, bir yandan da kendi­leri­nin İngiliz holiganlarıyla karşılaştırı­la­maz olduklarını göstermek için şiddete başvurmayan, “alkole yenik düşmeyen” ve enternasyonalist bir tavır sergilemiş­lerdir (Giulianotti, 1991).

Ayrıca, en değerli İskoç futbol­cuların İngiliz takımlarına transfer ol­ması da, İngiliz egemenliğinin bir te­za­hürü olarak görülüyor. İngiliz Ligi ile İskoç Ligi arasındaki tek yönlü alıcı/satıcı ilişkisi, İngiliz Ligine transfer olan futbolcuların “yurtseverliğinden” şüpheye düşen İskoç taraftarların pro­testolarına neden olmakta, İskoç hal­kında yenilgi/gurur karışımı bir his ya­ratmaktadır. Bu dalga karşısında an­cak -o da bir ölçüde- Rangers ve Celtic kulüpleri durabiliyor.

Transfer ücretleri açısından İngiliz takımlarıyla rekabet etmeleri zor olan bu takımlar da, “sadakat” ve “forma aşkı” gibi gelenek­leri vurgulayarak bu akışı engellemeye çalışıyorlar.8 Öte yandan, Glasgow kentinin “iki büyükler”i olan ve tüm İskoçya çapında taraftarları bulunan Rangers ile Celtic kulüpleri arasında, birincisinin Protestan ve ikincisinin de Katolik olmasından dolayı süregelen bir “savaş” durumu vardır. Rangers’ın temsil ettiği militan İskoç milliyetçiliği Celtic taraftarlarının kırma milliyetçiliği ile çatışmakla birlikte, her iki takım da İngilizlere karşı duyulan kinde birleş­mekte ve İskoçya’ya duyulan ortak sa­dakatte buluşmaktadırlar (Holt, 1989: 258).

Latin Amerika’da ise, millî kim­lik, Avrupa ya da Kuzey Amerika’ya özgü kültürel formların reddedilmesi değil de, Avrupalılardan ya da Amerikalılardan “çok daha iyisinin ya­pılması” üzerine kurulmuştur. Dominikliler beyzbolda Amerikalılarla, Antilliler krikette İngilizlerle, Arjantinliler ve Brezilyalılar futbolda Avrupalılarla rekabet etmekte­dir (Arbena, 1991). Honduras ile Salvador arasındaki bir maçın iki ülke arasında “Futbol Savaşı”na yol açma­sına da sahne olan Latin Amerika’da, futbol, millî kimliğin de dahil olduğu toplumsal anlamlarla örülü bir popüler kültürel formdur. Sözgelimi, Brezilya’da, gele­neksel olarak siyah futbolculara beyaz­lardan daha düşük ücret ödenmektedir. Ayrıca, 1970’lerde, askerî diktatörlük, millî takımı “beyazlaştırma” gibi bir politika yürüt­müştür.

IV. MiLLiYETÇi “KAPANIM”IN İMKANSIZLIĞI

Yukarıda çeşitli örnek­lerle anlat­maya çalıştığımız gibi, popü­ler futbol kültürü, milliyetçi söylemin (yeniden) üretildiği ve millî kimliğin söylemsel olarak (yeniden) kurulduğu hegemonik-toplumsal pratiklerin bir alanını oluş­turmaktadır. Başka hiçbir spor dalı, birçok milletin kendi mülkü saydığı futbol kadar millî kimliklerin “evrensel” bir “gösteren”i ünvanını ka­zanmamıştır.

Ancak, popüler kültürel bir form olarak futbolun çokanlamlılı­ğını ve üst­belirlenimini tekrar tekrar vurgulamakta yarar var. Yerel aidiyet­lerin cisimleş­mesi olarak kulüplerin ta­raftarları, stad­yumda, kendilerini hem bir bütün ola­rak ve hem de (oturulan tribünlerde, maç esnasındaki tavırla­rında, favori oyuncularında ayrışma­larda kendini gösteren) toplumsal to­pografyadaki farklılıkları ile anlamlan­dırmaktadırlar. Yerel düzeydeki iç bö­lünmelerin ve an­tagonizmaların kulüp aidiyetinde koru­narak aşılması gibi, bölgesel ayrımlar da millî düzeyde ko­runarak aşılır. İngiliz popüler futbol kültürünün temel bir karakteristiği olan “sert”, “ciddi” ve “dürüst” Kuzeyli ile “yumuşak”, “gevşek”, fakat tüm sa­haya yayılan Güneyli ayrımı millî kim­likte “bir an için” belirsizleşmektedir.

Ancak, yoksul Kuzey’in futbol taraftar­ları, zengin Güney’in takımlarını yen­meyi, bir İskoç takımını yenmekten çok daha önemli ve değerli buluyorlar. Böylece de, futbol dolayımıyla kendini gösteren uluslararası rekabet ve çekiş­meler, böl­gesel futbol aidiyetleri tara­fından üst­belirleniyor.

Dolayısıyla, futbolun tekil kollektif aidiyetlerin kuruluşunda yerine getirdiği “gösteren” işlevi, başka top­lumsal anlamların sürekli olarak ye­ni­den üremesi nedeniyle, hep iç çelişki ve gerilimlerle yüklüdür. Belirli bir kimlik, oyun üzerinde hegemonik etki­lerde bulunabilse de, yeni ortaya çıkan ya da tâbi konumdaki kimlikler ve oyu­nun muhalif anlamlandırmaları ona karşı işlemektedir. Futbolun içinde yeraldığı anlamlandırma sisteminin tam ve mutlak bir “kapanımı” imkansızdır. Kendini ancak diğer söylemlerin varlı­ğını tanıyarak, fakat onlardan ayrıştı­rarak var edebilen -futbol bağlamın­daki- milliyetçilik de bundan muaf değildir.



Dipnotlar

1 Burada, bazı göndermeler haricinde, Türk popüler futbol kültürüne değinmeyeceğiz. “Engin bir derya” olarak karşımıza çıkan bu konuyu, milliyetçilik bağlamında Tanıl Bora ile birlikte ileride ele almayı umuyoruz.

2 Bir örnek de “bizden”: Hayatının son demlerini hastane köşelerinde yapayalnız geçiren Galatasaray’ın ünlü amigosu Karınca Ezmez Şevki’nin vasiyetinde küllerinin Ali Sami Yen Stadı’na serpilmesini istediği rivayet ediliyor.

3 Endonezya’nın ve özellikle de Batı Sumatra’nın geleneksel bir oyunu olan Sepak Raga’da, daire biçiminde dizilen oyuncular, Hint kamışından yapılma bir topu ayakla, kafayla ve el-kol dışındaki gövdelerinin diğer yerleriyle birbirine atarak mümkün olduğunca fazla havada tutmaya çalışırlar. Sepak Raga, futbolun yayılmasıyla yok olmuşsa da, topla uzunca bir süre ve zevkle oynama, başarının ölçütünün güzel hareketler yapma olması gibi özellikleri futbola sızmıştır. Önemli olanın gol atmak değil de atraksiyonlar yapmak olması nedeniyle de, Endonezya takımları ve millî takımı rakip kaleye karşı “ilgisiz”dir.

4 Türk popüler futbol kültüründe de benzer bir özdeşlik ilişkisinden söz edilebilir. Türk millî takımının uluslararası maçlarında, tribünlerde hem Türk bayrağının ve hem de kulüp bayraklarının sallanması ya da Türk kulüplerinin Avrupa kupalarındaki maçlarında Türk bayrağının ve hatta diğer Türk takımlarının (maçı olan takımın “ezeli rakiplerinin”) bayraklarının da boy göstermesi, iç bölünme ve antagonizmaların “bir an için” aşılmasına işaret etmektedir.

5 Öyle ki, Trevelyan, Fransız soyluları köylüleri ile kriket oynayabilselerdi, şatoları asla yanmayacaktı demiştir (Holt, 1989:268).

6 Rugby, bizim futbol olarak bildiğimiz ve Britanya’da “soccer” ya da “Association football” olarak adlandırılan oyundan görece farklı bir futbol türüdür. Rugby ile “soccer” arasındaki farklılık, özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında belirginleşmiştir.

7 Rugby, Gal toplumsal formasyonundaki tüm iç bölünmelerin aşılmasını sağlayan, bütün sınıf ve kesimleri millî takım etrafında birleştiren bir oyun iken, boks, Gal işçi sınıfının sahiplendiği bir popüler kültürel formdu (Smith, 1990).

8 İngiliz Liginde oynayan MacAvennie’nin 1987’de Celtic’e transfer olduktan sonra ilk maçına çıkarken formasındaki Celtic amblemini öpmesi gibi örneklere rastlanıyorsa da, oyunun hızla metalaşmasının sadakat geleneğini gitgide daha fazla zayıflattığı söylenebilir (Moorhouse, 1990:187).

 

Birikim Dergisi
 


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Makale
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Makale:
Bir Fabl Olarak Fare ile Kedi Hikâyesinin Arkasındaki Mesaj


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Öyle aman aman bir film değildir
Bir tuhaflık var
"Yeni bir sol parti" safsatası
Bir Fabl Olarak Fare ile Kedi Hikâyesinin Arkasındaki Mesaj
Bir erkeklik aleti olarak: Argo
Bir parodi olarak “iddianame”
Semih Gümüş: Okuma dersi olarak eleştiri
Dağ fareyi doğurmak üzere
Coca Cola Ve Fare
Depeche Mode: Enjoy The Silence
Solculuk bile yapılır
Beni acilen vuracaklarmış!
Kara Kedi
Aynı evin kedileri
Obez kediler
Büyükanıt: Örgütün arkasındakilere bakın
Keskin bir mesaj....
Hasan Cihat Örter'den mesaj var

"Necmi Erdoğan: Popüler Futbol Kültürü ve Milliyetçilik" | Hesap Aç/Yarat | 1 yorum | Tartışma Ara
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Comment 08 1419 (Puan: 0)
Gönderen: canejackie Tarih: 08.07.2008 Saat: 15:38
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
helioles todd tallman iowa student loan | how to pay a student loan fast | stafford loan unsubsidized | debt consiladation loan with bad credit | consolidation loan for credit card | free loan calculator payoff | cheap airline ticket from london heathrow to zurich | need very cheap airline ticket from haiti to philadelphia | sallie mae,student,loan | choctaw casino slot machines | airline ticket usa 3000 | best slots paying machines in atlantic city | cheap airline ticket amsterdam berlin | airline passenger and ticket agents career | play mighty slots casino free an fun | casino slot games with multi pay lines | 1965 slot cars and track | java free slot machines | slot car box | student loan bad credit ok | free online slots with bonus games


 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke