Kaplumbağalar pikniğe çıkmışlar. Piknik yapacakları yer’e varmışlar ki NE
görsünler? Şişe açacağı/konserve açacağı, bilumum açacak çeşitleri yok
yanlarında.
İçlerinden en genç olanı açacak setini almaya göndermişler. Bir buçuk yıl
gidiş+iki yıl dönüş (dönüş yolu yokuş yukarıymış) üç buçuk yılda dönmesi gereken
kaplumbağayı beklemişler.
Üç buçuk yıl, dört yıl, beş yıl, altı yıl: yok, yok, yok, yok! Dayanamayıp
artık, sofrayı kurup yemeğe başlamışlar ki-
Genç Kaplumbağa çalıların arkasından fırlamış “Bana bunu yapacağınızı
biliyordum!”
Ben misali Anti-Fıkra Ligi’nden olanların DAHİ fıkralara, atasözlerine,
deyimlere ve oyun havalarına sığınmaları gereken zamanlardayız.
Anayasa Mahkemesi 2’ye karşı 9 oyla ESASTAN bozdu türbana üniversitelerimizde
özgürlük tanımaya yeltenen değişikliği.
“Sen kimsin de, Anayasa’nın dokunulamaz maddelerine dinci elini uzatırsın ULAN?”
Anayasa Mahkemesi Raportörü, değişikliğin SADECE ŞEKİL YÖNÜNDEN İNCELENEBİLİR
olduğuna dair, bir rapor teslim etmişti, oysa.
Yargımız hukukun yorumuna alabildiğine açıktır. Açıktır da; her nevi yorum
hakkının özgürlüklerin sınırlandırılmasına muhakkak dayandırıldığı bir hukuk
(adalet?) anlayışı, dünyada SIRF Yargı Oligarşisi kurmuş olmanın haklı
kıvancıyla ışımakta olan Türkiye Cumhuriyeti’ne nasiptir.
“Sen benim (benim yorumuma göre) 2’nci maddeme hangi cüretle dokunursun be?”
partisi (kimlerin oy verdiğini bilemediğimiz/bilemeyeceğimiz) parlamenter
sistemin, Bu Millet’e 2 beden büyük geldiğini de, suratlarımıza tokatlamış oldu.
Şimdi sıra, AK Parti Kurmayları’nın (özellikle de R. Tayyip Erdoğan’ın) 5 yıl
filan yasaklanması procesini hakikatleştirme çalışmalarına geldi.
Ben hem Sabih Kanadoğlu’na güveniyorum, hem de “Şurda 1 kadeh içkimizi
içemeyecek miyiz yani?” Kadeh Hareketi’nin Başkumandanı Mikser Ertuğrul Özkök’ün
yeni yer göstermeciliklerine.
Cuma günkü baş köşesinde: “Yeni Anayasa’nın yapımına bu dönemde başlayabilirdik.
Türkiye’yi ilelebet laik, demokratik bir hukuk devleti olarak tutacak,
Cumhuriyet’in temel değerlerini zedelemeyecek bir meydanda buluşabilirdik. EMİN
OLUN BUNUN İÇİNDE, ÜNİVERSİTEDE TÜRBANA SERBESTLİK DE OLURDU. Ve bu ülkede
kimse, hiçbir kurum bu ortak iradenin karşısında duramazdı. Ne yazık ki,
İHTİRASLI VE GÖZÜ DÖNMÜŞ FANATİKLER, BUNA İZİN VERMEDİ” buyuruyorlar.
Görüyor musunuz; açacak setini kapıp getirmek yerine, NE zaman ihanete
uğrayacağının paranoyası içinde çalıların arkasına gizlenip 6 yıl bekleyen Genç
Kaplumbağa’nın (muhayyelesinde) HAKLI ÇIKMIŞ OLMASININ KIVANCINI?
Yeni Anayasaya da hazır, açıkmış(lar); her bir şeye de. (Üniversitede türbana
bile!..) Ama bi ONLARIN bildiği yol, yordam, doğru sıralama, zamanlama,
mutabakat formülleri var. TAM olarak açıklayamayacakları kadar karışık
formüller.
Ve fakat ‘ihtiraslı ve gözü dönmüş fanatikler’ işleri bozunca, ahlanıp
vahlanıyorlar demokratik açılımları bi türlü yapamamış olmamıza, hem de ‘Türban
meselesini, inatçı dincilerin elinden alıp temiz inanç sahiplerinin eline iade
etmeliyiz’ diye ahkâm kesiyorlar. Sözdönerleriyle.
Peki, KİM bu ‘ihtiraslı ve gözü dönmüş fanatikler?’ Nerdeyse 6 yıllık
iktidarları boyunca Marjinal Özkök ve Fikirdaşları’nı teskin edebilmek için
nerdeyse habire ters takla atmış olan AK Parti mi?
‘Temiz inanç sahipleri’ kim? Yaşar Nuri’nin ‘Allah ile Aldatılmak’ eseriyle
aradığı manevi manifestoya kavuşan Ahmet Necdet Sezer, karısı başını açan Ali
Müfit Gürtuna, her sene umre turlarını anahaberlerde izlediğimiz müthiş
sosyetemiz mi? ‘Botoks da bende, inanç da’ hareketi?
Fanatik Kemalistler zira Müslümanlıkta da hiç kimseye pabuç bırakmıyorlar. Büyük
Beyin+Müthiş Ümit+Karizmatik Lider Tuncay Özkan miting meydanlarında ‘Allahımızı
çaldınız ulan’ diye basbas bağırıyor. Duyuyoruz.
Ortalık karıştırılıyor. 6 Yıllık Rövanşistler demokrasimize yargı yoluyla
indirilmiş bu amansız darbeyi temize çıkartabilmek için ‘Biz dememiş miydik?’
simitleriyle Kafakarışıklığı Denizleri’nde en uzaklara açılmış, sırıtıyorlar.
Böyle bir demokrasi, yani Anayasa Mahkemesi’nin halkın iradesiyle alınmış
kararları, “Benim dokunulamaz maddeme dokunmuşsun: ÖYLE diyorsam ÖYLEDİR!”
katılığı, Mutlak Güç mantığıyla çürütüp, esasında geçersiz, yok sayıp atabildiği
bir demokrasi, nasıl bir ‘demokrasi’ tanımına girmektedir?
Ayıplı? Hybrid? Yalancı? Pseudo? Olmamış? Matkaplı?
Mehmet Ali Birand’ın perşembe geceki anahaberlerinde alttaki yazı bandında
‘Asker biraz kırgın, biraz buruk, biraz kızgın ve suskun’ yazmaktaydı. (Çok
dokunaklıydı.)
e-muhtıranın (bizlerden beklenmeyen bir konsensusla) ciddi tepkiler yaratması
üstüne, kırgın/kızgın/buruk bir suskunluğa bürünmüş olan Askeriye ‘Ben sustum:
Yargı konuştu’ rahatlaması içinde yeniden konuşmaya, meramını anlatmaya
başlayabilir artık. (Başladı bile.)
Bir de tabii Bu Meramlar’ı onlar için anlatmayı vazife edinmiş mikserler, ‘temiz
inanç sahipleri’ gibi fantastik tanım imitasyonlarıyla, halkın tercihlerinin
güme gitmiş olmasının NASIL 1 Demokrasi Modeli’yle bağdaştığının (s)açıklamasını
manifaturalamaya devam edecekler.
Memleketin Esas Sahibi Olduklarına Emin (Marjinallerin) Güç Dayanışması!
Radikal/07/06/2008