Beşiktaş’ın A harfi Anarşist İşaretli Çarşı Grubu, ‘kendine karşı’ olmakla dahi
yetinemedi biliyorsunuz, kendi kendini imha etti.
Feshetti!
Bu Satırların Yazarı futboldan anlıyor ayaklarına yatmayacak. Bu Satırların
Yazarı, gazetelerin futbol sayfalarına Yoktan Sayfalar muamelesi yapar. Bu
Satırların Yazarı maça filan gitmez. Oyuncuların adını (Sergen filan değillerse)
bilmez.
‘Beşiktaşlı olunmaz, doğulur’ mottosuna gönül bağlamışlığı dışında, bu konuya
tebelleş olması için hiçbir nedeni de yoktur.
Ama işte Çarşı, yaşayan bir yer aynı zamanda. Benim için mühim bir yer.
Çocukluğum boyunca Anneannemin Evi’ne Çarşı’nın içinden yürüyerek vardım.
Geçen hafta kızımı dershaneden almaya gittiğimde NE göreyim? Yıkmışlar
Beşiktaş’ın ortasındaki Balıkçılar Çarşısı’nı! Beşiktaş’ın son güzelliğini,
Beşiktaş’a çok görmüşler.
Yemin ederim, Çarşı’nın tam karşısında kolum kesilmiş gibi kalakaldım. New
Holland marka dev sarı bir iş makinesi Balıkçılar Çarşısı’nın altını kazıyor,
etrafında pıtraklanan balık lokantalarında Şehrinesahipçıkmayıbilmeyen Halkımız,
balık yiyordu.
Kızım “Yenisini yapacaklarmış, anne” dedi.
Eminim fayansfayans berbath bi şey konduracaklardır. Orda ne bileyim, müthiş bir
estetik doku vardı: Manavlar, yeşillikçiler, balıkçılar.
Kırsal’dan gelen yerleşik hanzoluğunun dahi ayırdında olmayan Şehirsiz
Başkanlar, altından girip üstünden üfürerek, Eski Şehre dair en mühim,
özellikli, güzel dokuları bozuyorlar.
Yüzü gerdirilmiş birörnek kadınlar gibi fayansfayans ne yaptılar, ne yapacaklar-
bilmiyorum. Ama içimden ‘ÇARŞI nerde?’ diye geçirdim.
Çarşı’nın esasında hiç Beşiktaş’ın eski şehirliğine,g üzelliğine, orijinalliğine
dair bir derdi olmadı. Meğer Çarşı kendi derdindeymiş: Kendi kendini
feshediyormuş. Zaten.
Ana haberlerde Alen Markaryan şifresini çözemediğim ‘Kalbi Kırılmış/İncinmiş/
Gururlu Lider’ kimliğiyle konuşuyordu.
“Çok anlamlı sözlerim var; üstü kapalı kutulu: Çıkın bakalım, işin içinden”
edalarındaydı.
Zaten basın bildirisinde de şöyle duygulanımlı sözler etmiş: “Aslında her şey
geçen sene ‘Satılmış Çarşı!’ diye bağırıldığında başladı. Yazık kere yazıktı.
‘Çarşı, Beşikmtaş’ın üstüne geçti. İşte bu halüsinasyon ve dedikodulardan dolayı
gidiyoruz. Hakkınız geçtiyse bize hakkınızı helal edin. Biz bizimkileri helal
ediyoruz.”
Nasıl afili laflar; değil mi?
Ece Temelkuran hatırlı dostları aracılığıyla Önemli 1 Çarşı Figürü’yle görüşmüş.
‘Kurtlar Vadisi Çarşı’yı yendi’ vari laflar ediyor.
Çan çalarlarmış (geleneksel olarak) tribünde. BU, Alen’in Ermeni olmasına
bağlanmış.
Genç Çocuklar, A harfinin Anarşi’sinin anlamını bilmiyorlarmış. Kurtlar Vadisi
kılıklıların sayısı feci artmış.
Biz de Çarşı’nın o kadar Anarşist olduğundan habersizdik. ‘ÇARŞI FAŞİZME KARŞI’
diye pankart açmadılar. Mesela.
Hrant Dink’in cenazesinde de görmedik Çarşı’yı. Ama anlaşılan ben, onların
siyasi/şehirli bir kimlik hareketine de dönüşmesini ümit edermişim.
Yok öyle bir şey! Ama kalp kırıklığı; üzüntü, incinme, alınma BÜTÜN bu hisler
mevcut anladığım bu fesih hareketinde.
Ama diyelim Çarşı’ya ucuz bilet/bedava davetiye verildiği 1 nevi ‘susss payı’
olarak Futbolun Sağırı benim kulağıma dahi gelmişti.
Kâzım Kanat ‘Serdar Bilgili döneminde genel kurul üyeliğini kabul ederek,
taraftar olma özelliğini yitirdiğini’ vurguluyor Çarşının Lider Kadrosunun.
Ayrıca “Tribünler ‘Demirören istifa!’ derken Çarşı susmuştur” yazıyor. İnönü’ye
girmesi (artık) yasaklanan ‘lider kadronun’ Çarşı’yı feshettik demesiyle, 25-30
yıllık bir oluşum olan Çarşı’nın bitmeyeceğini savunuyor.
Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları’nın bir numaralı hobisi olan yalan üretimi
(daha gelişmiş modeline komplo deniyor) ve iftira atmaca uğraşısının, özellikle
Alen Markaryan’ın kalbini fena halde kırdığı ortada.
Ve fakat Çarşı’nın, bir nevi Rant Kapısı-Güç Derebeyi yapılanmasından paçayı
kurtaramadığı da.
Şimdi Fesih Çılgınlığı içinde kendilerine gruplarında hiçbir zaman varolmayan
anarşist derinlikler ve uzlaşmaz tabiatı, ithaf etmesinler.
Keşke daha nadan, daha uzlaşmaz/ulaşılmaz, daha siyaseten doğrucu, daha
katılımcı/karışımcı, daha sahiplenici (semtlerine de) ve fakat bağlantısız (Güç
Odakları’na) kalmayı başarabilselerdi.
Onur ve Gurur Mücadelelerinde, ben yeterince yere (taşlara) sıkı basmamış
olmanın mahçubiyetinden kurtulma kaygısı da algılıyorum.
‘Bizi hiç bi şeyleriyle vuramayanlar, kalemleriyle vurdular’ tarzı yiğitlenmeler
iyi hoş da-
Bu Topraklar’da o ya da bu yöntemle iftira ve yalana, pisliklerin pisliklerine
maruz bırakılmadığımız gün yok, hanımlar beyler.
Her şeye RAĞMEN buralardayız.
Çarşı DA Her Şeye Rağmen yaşamalı.
HER ŞEYE RAĞMEN yaşayacaktır da.
Çarşı feshedilemez; zira ÇARŞI HEP CANLI!..
Radikal/ 01/06/2008