Deniz Gezmiş’lere mısır patlatır gibi bomba patlattıranlar...
Alık gibi hep aynı filmi seyretmek zorunda mıyız? Geçmiş peşimizi hiç
bırakmayacak mı?
Bu bir kader mi?
Geçmişle yüzleşerek, hesaplaşarak, böylece geçmişten gerekli dersleri çıkararak
bu filmden ne zaman kurtulacağız? Üzerinde darbe yazan o rezil filmi tarihin
raflarına artık ne zaman bırakacağız?
Bu kısır döngü kırılmayacak mı?
Bu bir çıkmaz.
Demokrasiyle ilgili bir çıkmaz. Bundan kurtulmadan Türkiye’de demokrasinin,
hukukun, insan hakları ve özgürlükler düzeninin kurulamayacağını ve yalanda
yaşamaya devam edeceğimizi ne zaman öğreneceğiz?
CNN Türk’de salı akşamı Ahmet Hakan’ın Tarafsız Bölge programında ‘68 kuşağı ile
Deniz Gezmiş efsanesini tartışırken aklıma takıldı bu sorular.
40 yıl önce, 40 yıl sonra...
Kırk yıl önce de sağda solda gençlere bomba patlatıp darbenin yolu açılmak
isteniyordu. Bu kepaze oyunun içinde ben de vardım.
Bugün de oynanıyor bu oyun.
Bir kişi, eline verilen bombaları önce Cumhuriyet gazetesine atıyor; sonra aynı
kişinin eline tabanca tutuşturulup kanlı Danıştay baskını yapılıyor.
Ve Türkiye’de tıpkı kırk yıl önceki gibi bir darbe ortamı oluşturulmak
isteniyor. Ve bizden daha hâlâ bu oyuna seyirci kalmamız, kayıtsız kalmamız
talep ediliyor.
Tarafsız Bölge’de kırk yıl öncesine ait bazı olayları isim vermeden anlattım.
İsmini vermediğim emekli subay İrfan Solmazer’di, 1960’da 27 Mayıs darbesini
yapan Milli Birlik Komitesi’nin üyesi.
Türkiye’nin 12 Mart darbesine(1971) gittiği günlerde, çalıştığım Devrim
dergisinin Kızılay’daki bürosunun hemen yakınındaki Mason Derneği’nin bahçesine
bize yakın devrimci gençler dinamit atmıştı. O dinamit lokumları İrfan
Solmazer’in arabasının bagajında getirilmişti.
12 Mart öncesindeki cuntacılık faaliyetlerine katılmış, o tarihlerde bizim gruba
yakın duran, emekli deniz subayı Erol Bilbilik, İrfan Solmazer’i şöyle anlatır:
“Bir gün Orhan Kabibay‘ın (27 Mayıs darbesinin beyin takımından emekli kurmay
albay ve 12 Mart’ın içinde de yer alan CHP milletvekili, HC) evinde toplandık.
Hidayet Ilgar, Talat Turan, İrfan Solmazer ve daha birçok kişi vardı. Bir ara
İrfan Solmazer bana, ‘Erol, sen denizcileri ihmal etmişsin’ dedi. Kimi ihmal
ettiğimi sorunca, Sarp Kuray’ı, Deniz Gezmiş’i ihmal etmişsin, hiç temas
kurmamışsın. Ama ben onlara İstanbul’da, Ankara’da mısır patlatır gibi bomba
patlattırıyorum’ dedi.
Başka ne yapıyorsunuz diye sorunca, İrfan Solmazer’in yanıtı şu oldu:
‘Deniz Gezmiş’i, Sarp Kuray’ı filan oturtuyorum. Amerikan Büyükelçiliği’nin ön
kapısının kurşunla taranmasına demokratik olarak karar veriyoruz. Emri ben
veriyorum. (Deniz Gezmiş, ABD Büyükelçiliği’ni tara ve yok ol!) diyorum. Sarp
Kuray’a, (Git şurayı bombala!) emrini veriyorum.
Bu işlerden Orhan Kabibay’ın mutlaka bilgisi vardı. Dolayısıyla Deniz Gezmiş’i,
Sarp Kuray’ı kullandılar. İrfan Solmazer 12 Mart’a 24 saat kala Almanya’ya
uçuruldu.”(*)
Devrimci gençler kullanıldı.
Darbe geldi, Demirel’i düşürdü.
Tanklarıyla solu ezdi.
Demokrasinin kolu kanadı kırıldı.
Bu arada İrfan Solmazer Almanya’ya uçurulurken, Deniz Gezmiş’ler için gerçek bir
hukuk cinayeti işlenerek idam sehpaları kuruldu, Sarp Kuray’lara cezaevlerinin,
işkenceevlerinin kapıları ardına kadar açıldı.
Türkiye bugün yine bir darbe sürecinde yol alıyor. 2003-2004 darbe tertipleri
bir duraktı; eski deyişle akim kaldı. Geçen yıl 367 ve 27 Nisan muhtırası başka
duraklardı. Şimdi bir başka durakta, Anayasa Mahkemesi kararını bekliyoruz.
Ve darbe süreci kesilecek mi, yoksa AKP kapatılarak başarıya mı ulaşacak,
bilemiyoruz.
Kırk yıl önce Deniz Gezmiş’lerin devrimci heyecanını kullanarak,’Onlara mısır
patlatır gibi bomba patlattırarak’ darbeye ortam hazırlamak isteyenler, bir
süredir yine sahnedeler...
Hiç mi umurunuzda değil acılar?
Yine devleti kurtarmak adına demokrasinin kolunu kanadını kırmanın mı
peşindesiniz?
Kırk yıl sonra hiç olmazsa Deniz Gezmiş’lerin anısını rahat bırakın. Celal
Doğan’ın deyişiyle, bir deriden iki post çıkmaz!
Çekin ellerinizi Deniz’lerden!
Bütün bu yaşananlarla hepimiz yüzleşsek, hesaplaşsak, kendi sorumluluk
paylarımızı içimize sindirebilsek ve daha önemlisi, darbelerden, darbecilerden
hesap sorabilmiş olsaydık, Türkiye bugün hâlâ darbe süreci içinde yol alabilir
miydi?
Yarın bir yazı daha...
———————————
* Erol Bilbilik, Cumhuriyet gazetesi, 10 Mart 1996, s.8. Bu alıntı için bak:
Hasan Cemal, Kimse Kızmasın, Kendimi Yazdım, s.48, Doğan Kitap.
Milliyet / 15 Mayıs 2008