Dükkânınızın olduğu Çarşı’yı hiç sevmezsiniz.
Bir günden öbür gün’e yerleşmemiştir bu duygu: önce cılızdan filiz verip
sonra giderek yeşermiştir.
Bir zamanlar, iyi-kötü çayını içip tavla oynadığınız diğer dükkân
sahiplerinin, giderek daha dolandırıcı, daha adi, daha palavracı kesildiğini
görmüşsünüzdür.
Ya da onlar hep öyledirler de; siz giderek ince eleyip sık dokur olup
hayatınızda, onlara katlanamaz hale gelmişsinizdir.
Bir-iki ağız dalaşı, sizin onlar hakkındaki görüşlerinizi haykırdığınız
kavganın akabinde, yüzlerini dahi görmek istemediğinize, karar vermişsinizdir.
Artık Çarşı’da yalnızsınızdır. Ama dükkân sahibi olmak bunu kaldıracak bir
iştir. Sabahları gelip dükkânınızı açar, içerdeki malların kaliteli ve bol
çeşitte olmasına azami dikkâti gösterir, dükkânı iyi tutar, akşamları kepenkleri
indirip çeker gidersiniz.
Çarşı’daki mutlak yalnızlığınız kendi tercihiniz olduğu için de, bir müddet
sonra ne denli yalnız çalıştığınızı fark bile etmez hale gelirsiniz.
Derken bir sabah tam yanı başınızdaki köhne ve boş dükkânın tutulduğu,
dikkâtinizi çeker.
Dükkân açıldığında, Yeni Tuhafiyeci’nin (tesadüfe bak) çocukluk arkadaşınız
olduğunu görüp sevinirsiniz.
Sevinciniz her gün katlanır. Arkadaşınızın tuhafiyecilikten anladığı,
sizinkiyle aynıdır. Üstelik çok hoşsohbet bir zattır. Tuhafiyecilik üstüne,
Çarşı üstüne, dükkân sahiplerinin niceliği üstüne ahbabınızla konuşmaya
başlarsınız.
Konuşmalar uzar: dükkânlarınız daha erken açılıp daha geç kapanır.
Tuhafiyeciler Çarşısı’na birlikte inilip mallara bakılır. Hemen aynı şeyler
beğenilir. Yalnızca dükkânlarınızdaki düzen farklıdır.
Çarşı’nın geri kalanı en az sizin kadar, arkadaşınızın sinirine gitmektedir.
Diğer dükkân sahiplerinin lagarlığı, kazıkçılığı, iffetsizliği, dangalaklığı
aranızda bitip tükenmek bilmez sohbet konularına dönüşür.
Onca yıllık dükkân sahipliğinden sonra; işiniz ilk defa bir espri, bir dayanışma
hissiyatı, bir paylaşım neşesi kazanır.
Güzel havalarda tabureleri dışarı atıp tavla oynarken, diğer dükkân sahiplerini
çekiştirip gülersiniz. Gülünecek hallerine güler, ağlanacak hallerine
söversiniz.
Çin Malı’nı hakiki diye dayayanları, Arap Malı’nı ‘İtalya’dan dün getirdim’ diye
gazlayanları, eprimiş, bozuk nesnelerini ‘hiç modası geçmez ağbicim bunların’
diye müşterilerine kakalayanları birlikte seyretmek, ayrı bir zevktir.
Yalnızlığın kızgınlığının yerini, aynı kofluklara aynı gözler ve gözlüklerle
bakan 2 Tuhafiyeci’nin keyfi almıştır. Çarşı’da dükkân sahibi olmak, size hiç bu
kadar iyi gelmemiştir.
Günler, günleri kovalar.
Bir gün ahbabınız gelip dükkânını açmaz. Ertesi gün de.
Çarşı’ya döndüğünde bazı şeylerin kendisini nasıl sıktığını, tahammül seviyesini
aştığını anlatır.
Panik içinde onu itidale davet edersiniz. Hem bu dostluğu kaybetmenin
korkusu, hem de bu denli iyi 1 Tuhafiyeci’nin Çarşı’dan çekip gitme ihtimali,
size çok ağır gelir.
O kadar çok konuşursunuz ki, ahbabınız belki de sırf sizin hatırınız için, o
Dallamalar Çarşısı’nda dükkân sahipliğine devam eder.
Ama vazo; bilirsiniz ki, kırılmıştır.
Nitekim arkadaşınız biriktirir, biriktirir, o Çarşı’da daha fazla kalmaya
tahammülünün kalmadığını sonunda ilan eder.
Çok fena, bozulursunuz. Çok derin, üzülürsünüz. Bunca yıldan sonra
Çarşı’nızda açılan o çiçek gibi dükkân, kapanacaktır.
O kadar beğendiğiniz tuhafiyeci dükkânı kapanacak, izbe ve küçük bir boşluk
yeniden yerini alacaktır.
Aynen o Çarşı’ya yakıştığı üzre. Çekilmiş bir ön diş gibi: Bir boşluk,
karanlık arkadaşınızın dükkânının yerine.
Çarşı’da öyle yapayalnız kalırsınız.
Topladı ahbabınız mallarını. Gelip vedalaştı sizinle. Tabii ki görüşürsünüz,
konuşursunuz. O sizin çocukluktan arkadaşınız.
Ama: tuhafiyecilik hiç bu kadar zevkli olmamıştı. Siz, dükkânınıza hiç bu
kadar iyi bakmamıştınız. Dükkân mesaileri hiç bu kadar neşeli geçmemişti.
Çok hoş bir dönemdi sizin için.
Çok kısa sürdü. Ve bitti.
Radikal/10/05/2008