Eğer kadın sapıkkatillerin bir ikonası olacak ise; bu herhalde Myra Hindley’in
fena kabarık sarı/kısa saçları, kavisli siyah kaşları, koyu renk rujlu küçük
ağzı, gözaltları mor sert/direkt/çok direkt bakan gözleri, o rahatsız edici
müdanasız gözleriyle, her birimizin canına okuyan bakışlarının suratıdır- O
fotoğrafıdır: 11 Ekim 1965 tarihli tutuklanma fotoğrafı.
Ian Brady’den dört gün sonra tutuklandı Myra Hindley, Sürekli yalan söyledi,
sürekli inkâr etti. Evet! sapıkkatil Brady’i delice sevmiş ve beş çocuğu
işkencelerden geçirip öldürürken ‘yataklık’ etmiş olabilirdi.
Ama o sapık değildi; sapıktı da, katil değildi. Moor Cinayetleri’nin
müsebbibi değildi. Tam da işin içinde değildi. Yanlış anlaşılmasın.
O bir kadın, dolayısıyla da masum bir kurbandı.
Brady çocukları işkenceden geçirirken; yan odadaydı, aşağıda duş alıyordu,
arabayı park ediyordu, kayaların arkasındaydı. Yakındaydı; ama başka bir
yerdeydi. Başka bir yerdeydi;
o TAM suçlu değildi. İşbirlikçiydi.
Brady suçluydu! Brady zaten suçlu olduğunu, sapık olduğunu, sapıkkatil
olduğunu kabul ediyordu. Zaten bilmemkaç yılın sonunda, akıl hastası bulunmuştu.
Halen de on yıllardır kalmakta olduğu akıl hastanesinde yaşamaya devam ediyor
Ian Brady.
Myra Hindley önce bir beyin kanaması geçirdi, 2002 yılında da hapishanede
öldü.
Bir gün salıverilme umudunu hiç kaybetmeden; daima yalan söyleyerek, gerçekleri
çarpıtıp gizleyerek.
Tamam; kendini entelektüel filan ‘bulan’ Marquis de Sade, Henry Miller,
Hitler, Nietzsche okuru Brady, çocukları öldürerek cinsel fantazilerini
gerçekleştiriyor, kendini sıradan/sıkıcı/belirlenmiş olanın ‘üstünde’ bi yerlere
yerleştirdiğini zannederek üstünlük kompleksini tereyağlıyor, hastalıklı
dünyasında müthiş bir tatmin yaşıyordu. Hastaydı Ian Brady; ama ona rastlamasa
yalnızca hain bir kaltak olarak ‘normal’ bir hayat sürecek Myra Hindley’e- NE
oluyordu?
AŞKINDAN beş çocuğun öldürülmesine yardım etmiş, onları sokaktan arabasına
O ikna edip bindirmiş, Brady’nin istediği yerlere getirmiş, çocukların taze
topraklanmış mezarlarının üstünde Brady’nin arzu ettiği anı fotoğrafları için
yüzlerce kez poz vermişti. Gülümseyerek işveli, cilveli.
Sapıkkatili; onun kadar sapıklaşacak kadar çok seviyor, çok beğeniyordu: Bir
nevi ideal kadın! Hayallerdeki eş! Müthiş eşlikçi! Ruh ikizi! Gazkadın!
Sapıkkatilin şeklini alıyor gaz ruhu. Çocukları zehirleyip öldürüyor- O DA.
Ne kadar inkâr etse de sonra, yıllarca, hapisten yırtabilmek için, ne kadar
katır gibi inatla yalan söylemeye devam etse de; hapishanedeki ilk beş yılları
boyunca
Brady’le kodlu mektuplarla cinayetleri hatırlayarak cinsel fantazi hayatlarını
sürdürdükleri ARTIK biliniyor.
Zira: Myra Hindley öldükten sonra sevgilisi Trisha Cairns, bütün
mektuplarını, yazıktırmalarını, otobiyografi denemelerini (yüzlerce yüzlerce
sayfa) BBC’den belgeselci Duncan Staff’a veriyor. ‘Moors Murders’ üstüne, bu
müthiş ‘çift’ üstüne, son bir söz istiyorsanız; şiddetle salık veririm:
‘The Lost Boy-Duncan Staff’.
Hapishanede beş yılın sonunda Myra artık Ian Brady’nin ‘büyüsünden’
sıyrılmaya başlıyor. Ve de Bu Tarz Kadınlar’ın ‘aşksız’ kalması mümkünat
dahilinde değildir: Gardiyanlardan birine, rahibelikten terk Trisha Cairns’e
âşık oluyor... Aşkıyla rezil ediyor, kadının 6 yıl hapis yatmasına neden oluyor
kaçma planları, sahte anahtar (ortak) yapımlarıyla.
Hayatının sonuna kadar da, başka kadınlarla cinsel beraberlikler kurmakla
birlikte, Trisha Cairns’e ‘âşık’ kalıyor. Ya da Trisha Cairns’in ona âşık
kalmasını beceriyor. Çünkü aşksız N’APSIN kadın? Becerikli Bayan Myra?
Ian Brady bu ‘terk ediliş’, bu en nihayet ‘ihanet’ üzerine hapiste
yakınlaştığı bir gazeteciye bulunamayan diğer iki çocuğun cesedinin nerelerde
olabileceğinden söz ediyor. Ki; Myra’yı yaksın. Onu cezalandırıp dışarı
salıverilme ihtimalini yok etsin.
Başarıyor da. Zira onca yıllık inkârdan sonra öter gibi yapmaya başlıyor
Myra. Ama hep masum. Masum! Yancı, yardakçı- o kadar! Cinayetleri işlemedi,
dahli yok. Vs. vs.
Oysa sapıkarşivci Brady on yaşındaki Lesley Ann Downey’i işkenceden geçirirken,
sesleri de kaydetmiş. Myra’mızın sesini duyuyoruz, ‘Kapa çeneni!’ filan diye
bağırıyor küçük kıza. Küçük kız ‘Ne olur annecim, incitmeyin’ diye yalvarırken.
Myra Hindley gibi kadınlar için teypmiş, kayıtmış, kuyutmuş fark etmez: Onlar
gözlerini gözlerinize kilitler ve hakikatleri öyle gözünüzün içine baka baka
inkâr ederler.
Hindley de ömrünü aşka ve yalandolana adıyor. Öyle bir hayat. Once again: İdeal
Kadın’da olması gerektiği üzre. İdeallikte sınır tanımıyor Hindley, bütün mesele
bu.
İdeal kadının ölçülerini (ölçüsüzlüğünü, yani) en ileri noktalara götürüyor.
Oyunu, en uç haline.
Bence nice İdeal Kadın; bir Frederick West’in, bir Ian Brady’nin, bir Hitler,
bir Joseph Fritzl’in gelip onları, içlerindeki Mutlak Aşık Köle’yi keşfetmesini
bekliyor.
O kadar güçlü ‘madde’ adam yok ortalıkta.
Heyhat! ya da sapıkkatillerin büyük çoğunluğu işbirlikçi âşık kadınlarıyla
değil de, yalnız takılmayı tercih ediyorlar.
Yoksa Kadın’ın itildiği işbirliği/refakatçi/eşlikçi ‘ruhu’ ‘ideali’ ‘becerisi’,
sapık katillerin sapıklığından, muhakkak daha korkutucu.
Vekâleten delilik. Sapığın ‘sağlıklı’ eşlikçisi.
Radikal/ 08/05/2008