Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 53 Üye Adayı ve 1 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Karakutu Forum Son Başlıklar

 Bilginin Muğlaklığı
 TARAF OLMAK !
 Divan edebiyatı üzerine konuşalım
 Her şeyi açık etmek
 Futbol Sadece Futbol Değildir
 Antonio Machado
 LAİKLİK YA DA ...?
 Sevmek ya da Sevmemek...
 SAKSI ÇİÇEKLERİ
 Siyasal Simge olarak Türk Bıyık Çeşitleri
 Vincent Van Gogh / Theo'ya Mektuplar
 Osmanlı'dan Miras- Türkiye'de Yönetici Sınıflar
 MÜSLÜMAN ESKİSİ
 İstihzanın psikosu..
 MİLATLARIMIZ
 Sanatçı küstahtır
 RODİN VE CLAUDEL=TRAJİK BULUŞMA
 Firavun, Musa ve deveyi kesen 9 kişi
 İdeoloji ve İdeolojik İnsan
 Aynalı sazan parlıyor...

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Üyelerimiz
Hoşgeldin, Misafir
Üye Adı
Şifre
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodunu Girin

(Üye olabilirsiniz!)
Üyelik:
Son Üyemiz: canejackie
Bugün: 0
Dün: 3
Toplam: 20785

Şu An Bağlı:
Üye adayı: 53
Üyemiz: 1
Toplam: 54

Şu An Bağlı:
01 : estonhxt

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Kitap Tahlili: A.Ömer Türkeş: Osmanlı'nın aydını ve 'züppe'si
Tarih: 06.05.2008 Saat: 23:29 Gönderen: karakutu

 

Osmanlı-Türk romanında Batılılaşmanın etkileri kadın bedeni üzerinden tartışılmıştır. 'Şıpsevdi'de de yine yanlış Batılılaşma eleştirisinden kaynaklanır romandaki cinsellik, zina, eve erkek alma...



Birkaç hafta önce bu sayfalarda Ahmet Mithat Efendi ile ilgili yazımı "bayrağı Hüseyin Rahmi Gürpınar'a devr etti" ifadesiyle bitirmiştim. İlk dönem Osmanlı romanına Ahmet Mithat Efendi vurmuştu damgasını, 20. yüzyılın parlayan yıldızı ise onu ustası bilen Hüseyin Rahmi'dir. Ustasının halkçılığını benimsemişti Hüseyin Rahmi; özellikle ilk romanlarında yine ustası gibi aşk, cinsellik, evlilik, ahlak, sadakat, yanlış batılılaşma, saf erkekler ve tehlikeli kadınlar gibi konular üzerine yoğunlaşmıştı. Ancak boynuz çırağı geçmiş, Hüseyin Rahmi'nin romanları İstanbul'un geniş bir coğrafyasına, toplumsal tabakalarına ve o tabakaların sorunlarına çok daha derinden nüfuz etmiştir.
Gürpınar'ı, Everest Yayınları'nın başlattığı yeni edisyon sayesinde yeniden hatırlıyoruz. Edisyonun Milli Eğitim müfredatı içindeki ilk iki kitabı "öğrenciler ve genç okurlar için sadeleştirilmiş" metinler halinde yayımlanmıştı. Şıpsevdi ise hem orijinal hem de sadeleştirilmiş versiyonuyla çıktı. Yazarın dilini ve üslubunu koruyan bu yaklaşım umarım yayın dünyası için bir gelenek halini alır.

Ahmet Mithat'ın desteğiyle edebiyat âlemine katılan Hüseyin Rahmi, daha ilk romanı Şık'ta geleneği izleyerek züppe tipi üzerinden yanlış Batılılaşmanın yıkıcı etkileri üzerinde durmuş, bir sonraki romanı İffet'te ahlaki tercihlerle yoksulluk arasında kurduğu ilişkiyle toplumsal meselelere doğru açılacağının sinyallerini vermişti. Ama Hüseyin Rahmi'ye o yıllarda ün kazandıran iki romanı vardır ki, 'genel ahlaka aykırı' oldukları gerekçesiyle dönemin sansürüne takılmışlardı; Metres ve Mürebbiye. Hüseyin Rahmi'nin her iki romanında da 'erkek yiyici' kadın olarak gayri Müslimleri kullanması Osmanlı romanının alışılagelmiş bir temasıdır. Ancak, daha önceki dönemlerden farklı olarak, müslüman kadınların gayri ahlaki ilişkilerinde bir artma görülür.

Nitekim, Hüseyin Rahmi'nin Şıpsevdi'sinde, Müslüman bir ailenin rezilliği ayyuka çıkar. Ancak bu kitabın yasaklanma nedeni farklıdır: Dönemin sansürcüleri, 1911'de Alafranga adıyla yayımlanan Şıpsevdi'nin barındırdığı 'haşerat' ve 'mikrop' sözcüklerine takılmışlar, yasaklama kararını yazarın bu sözcüklerle 2. Abdulhamit'in hafiyelerini kast ettiğini düşünerek almışlardı. Gürpınar'a göre Şıpsevdi bir "istibdat şehidi"didir.

'Alafranga'lık kolay mı?

Alafrangalığın, yani yanlış Batılılaşmanın yıkıcı etkileri üzerine kurulu hikâyesiyle, romanın ilk ismi daha uygun aslında. Kısaca özetleyelim: Batı hayranı, Pevlevizade Meftun Bey babasının ölümünden sonra amcası tarafından himaye edilmiş, eğitim için Fransa'ya gönderilmiş, bilimden ziyade Paris'in gece hayatını etüd etmiş haylaz bir genç. Amca ölünce İstanbul'a dönmüş, Erenköy'deki baba yadigârı köşkte aile büyüğü pozisyonuna geçmiştir. Hikâye, çoğunluğu kadınlardan müteşekkil ailesine Batılı adetleri ve görgü kurallarını öğretmesi ve alafranga hayat tarzını uygulatması etrafında gelişen önce komik sonra trajik olaylarla gelişir. Yandaki köşkün sahibi zengin ama cimri Kasım efendinin kızıyla evlenerek rantiyelik alanını genişletmek isteyen Meftun, kurduğu türlü kumpaslarla etrafındaki herkesin hayatını mahvedecek, bir başına kaldığında Paris'e dönmek zorunda kalacaktır...

Osmanlı-Türk romanında Batılılaşmanın yıkıcı etkileri kadın bedeni üzerinden tartışılmıştır. Şıpsevdi'de de yine yanlış Batılılaşma ve alafranga hayat eleştirisinden kaynaklanır romandaki cinsellik, geceleri eve erkek alma, zina, çocuk düşürme, hatta bir tür toplu seks partisine kadar varan ilişkiler...
Hüseyin Rahmi, natüralist eğilimlerinin de etkisiyle, mümkün olduğunca çıplak tasvir ediyor şehvet dakikalarını; "Şaban ve Zerafet... İki sevgili birbirlerin iyice mıncıklaya mıncıklaya bağırttıktan sonra nihayyet çimdik konusunda silahları bırakırlar. Uzun bir öpüşmeyle bu bırakış mühürlenir... Zerafet kırıta kırıta gerdanını sevgilisinin iştahlı dudaklarına uzatır. Şaban yapışır. Can verici renkli bir şerbet içer gibi o siyah gerdanı çeker, çeker, çeker, sonra havyar yer gibi dudaklarıyla çim çim çim ısırıp yutuyor gibi yapar." Kendi görüşlerini ise, bu sevişme anını gizlice izleyen Meftun'un ağzından dinleriz; "Tabiat kanunu öyle şiddetli bir zorlayıcıdır ki kanunların gereğine her şeyi uydurur, boyun eğdirir. Şimdi burada içen, söyleyen, çağıran, bağıran, oynayan, sevişen, öpüşen Zerafet'le Şaban değil, işte bu tabiat kuvvetidir. Schopenhaur'in dediği gibi bu sevişenlerin vücutlarında, damarlarında, kanlarında insan kuşaklarının tohumları var. İşte onlar, varlık dünyasına gelmek için hapishanelerini yarmaya uğraşıyorlar. Kendilerini meydana getirecek iki vücudu birbirine yaklaştırmaya uğraşıyorlar. Elalemin hovardalık, zamparalık, çapkınlık, sevişme, sevda gibi edebi veya sıradan, daha çeşitli adlarla andıkları gerçek işte bu."

Bir yandan Meftun ve çevresini yozlaşmış bir kültürün temsili olarak sunar Hüseyin Rahmi, öte yandan kadın ve erkeklerin cinsel arzularını -psikolojik tahlillerle- kaçınılmaz insani duygular biçiminde aktarır; "Bağcı Kerim Ağa'nın iki iştahlı pazısı arasında iyice sıkılıp da kadına acıkmış öyle bir erkeğin şehvet titremeleri altında vücudu sarsıldığı gece, sanki Azize'nin namus tellerinden birkaçı gevşemiş, yahut kopmuştu. O âşık hamleler arasında kalbinin derinliklerinden çözülüp göğsünde boşluklar bırakarak uçtuğunu duyar gibi olmuştu. örünüşte bir felaket gecesi adını verdiği o tatlı geceyi, o aşık saldırışlarını hatırladığı zaman, herifin ateşli dudaklarının yüzünde dolaştığını o anda gene duyar, o pos bıyıkların dokunuşlarıyla yanakları gene gidişir, sıkıntılı gösterdiği o zevk anlarını tekrarlarcasına, anısında gerçeğe döner gibi olağanüstü bir hal oluşurdu." Görülüyor ki, orta yaşın üzerindeki Azize hanımın, Meftun'un yarattığı alafranga hayata kapılıp ahlaki değerlerini yitirmesi alay konusudur, ama Hüseyin Rahmi, yine de -toplumsal değer yargıları ve geleneksel ahlak tarafından- bastırılmış cinselliğinin Azize hanım açısından nasıl bir kayıp olduğunu sezdirirmeyi ihmal etmez.

Edebiyat alanında Türk aydınlarını ilk etkileyen Zola doğalcılığının izleyicilerinden olan Hüseyin Rahmi için sanat ve edebiyat bir eğitim aracıydı. Geri kalmışlık nedeni olarak gördüğü din, düşünce, davranış ve inançları değiştirmek için yazmıştır romanlarını. Bir yazısında belirttiği gibi, "her eserinde, karilerini, avamî şathiyat arasında yüksek bir felsefeye doğru çekmeye uğraşmıştır." Kendine özgü realizmini öyelesine abartmıştır ki bu abartı onu natüralizme götürecektir. İlerleyen yaşlarında ise toplumdan umudunu kesmiş, pesimist bir yazar olarak çıkar karşımıza. Gelir farklılıklarından cinsel hayata, aile kurumundan eğitime, iki yüzlü ahlaki değerlerden siyaset sahnesine kadar aklınıza gelen ne varsa ağır bir eleştiriden geçirilecektir. Derinlikli olmamakla birlikte, sosyalist bir dünya görüşünden de söz edilebilir. Bu nedenle, toplumsal sorunlara sınıfsal bir açıdan yaklaşmayı bilmiş ve sisteme belki de o ana dek yapılmış en radikal eleştiriler Hüseyin Rahmi'nin kaleminden çıkmıştır. Ne var Gürpınar'ın toplumculuğu bu eleştirinin ötesine geçmeyecektir.

"Avam için, avamı yükseltmek için" şiarından hareketle, halkın okuyabileceği romanlar yazmıştı Gürpınar. Halkı kolaylıkla çekebilecek hikâyeler aramış, bu hikâyeleri çekici kılacak kişi, mekân ve olayları bir araya getirmiş, mizahi bir üslubu, basit bir dili tercih etmişti. Romanlarının en büyük zaafı romanın bütün öğelerinin Gürpınar'ın toplum hakkındaki görüşlerinin taşıyıcısı olamaya memur edilmesidir. Amaç bu olunca kişiler derinleşmez, diyaloglar sarkar, kurgu gevşer, kötü olaylar ardarda sıralanır. Ama bütün eksikliklerine rağmen öyle bir fazlası vardır ki Gürpınar külliyatının, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin değerini koruyacaktır. Bu külliyat 19. yüzyıl sonlarından 20. yüzyılın ilk yarısına kadar geçen sürede İstanbul'un bütün insan ve mekan zenginliğini yansıtır. Museviler, Ermeni ve Rumlar, Levantenler, arabacılar, bıçkınlar, randevu evi sahibi madamalar, polisler, küçük memurlar, zengin tüccarlar, mirasyediler, kısaca İstanbul ahalisinin tekmil-i birden, kimi zaman acıklı kimi zaman gülünç sahnelerle ve kendilerini çok iyi yansıtan lehçeleriyle boy gösterirler.

Romana gönül vermiş, bütün dünyasını yazmak üzerine inşa etmiş, yaşamının neredeyse tamamını yazarak kazanmış, romancı yakıştırmasını belki de herkesten çok hak etmiş edebiyatımızın en başarılı örf ve âdet romancısı Hüseyin Rahmi, her yaşa hitap eden, her dönemde farklı bir okuma keyfi veren bir yazardır.

ŞIPSEVDİ
Sadeleştirilmiş Metin
2008, 475 sayfa, 18 YTL.

ŞIPSEVDİ
Orijinal Metin
2008, 475 sayfa, 18 YTL.

H. R. Gürpınar'ın eserleri Everest Yayınları'ndan yayımlanmaktadır.

 

Radikal Kitap
02/05/2008


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Kitap Tenkidleri
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Kitap Tenkidleri:
Doğunun Limanları - Kitap Özeti


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 4
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Doğunun Limanları - Kitap Özeti
Sinsi uyuzluklar ve şeffaflık limanları
Moshe Zuckermann: Anti-Semitizm ve "Anti-Semitizm İdeolojisi"
Pop-topluma paralaks bakışlar
Şecaat arzederken merd-i Kıpti sirkatin söyler
Kitaplar
İstanbul Kitap Fuarı kapılarını açıyor
The yeni kitap: Secret

"A.Ömer Türkeş: Osmanlı'nın aydını ve 'züppe'si" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke