Bu dünyadan çok erken ayrılan Sermet Çağan’ın “Ayak Bacak Fabrikası” isimli
oyunu bizim tiyatro repertuarımızın en zekice yazılmış piyeslerindendi.
Çok gençtim seyrettiğimde.
Ve, oradaki öküzü hiç unutmadım.
Arada bir sahnenin ortasına gelir, “Bir öküz gibi yaşayacağım bir ülke
istiyorum” diye bağırırdı.
Ona istediği gibi bir ülke bulmak kolay.
Ama biz “insan gibi yaşayacağımız bir ülke arıyoruz” ve bizim durumumuz zor.
Garip bir yerde doğduk biz.
Bu ülkede herkes “ağa” ve kendisinden başka herkesi de yanaşma olarak görüyor.
Başbakan’a baksanıza.
İşçilere “ayak takımı” dedi çıktı işin içinden.
“Ayaklar baş olursa” çok kötü olurmuş.
Bunu söyleyen Başbakan’ın iktidarına da “Cumhuriyetin elitleri” aynı klişeyle,
“ayaklar baş oldu” diye karşı çıkıyorlar.
Herkes birbirine baktığında “ayak” görüyor demek ki...
Kendisi de baş oluyor.
Çok “baş” var ama hepsi de “ayaksız” olduğundan bir yere gidemiyoruz zaten.
İnsan sormak istiyor bu “baş” kalabalığına:
Siz ne zaman “baş” oldunuz?
Neden “baş” oldunuz?
Çok düşündüğünüz, çok yarattığınız için mi?
Siz düşünmeyi çok sevdiğiniz, çok akıllı “başlar” olduğunuz için mi bu ülkenin
en parlak şairlerinden Nâzım Hikmet sürgünde öldü?
Bu yüzden mi Sabahattin Ali’yi öldürdüler?
Bu yüzden mi Cannes’da ödül alan ilk yönetmenimiz Yılmaz Güney ülkesinden uzakta
terk etti bu dünyayı?
Bu yüzden mi ilk Nobelli yazarımız ülkesinde huzur içinde yaşayamıyor?
Bu yüzden mi Kemal Tahir, Orhan Kemal, Aziz Nesin, Çetin Altan yıllarını hapiste
geçirdiler?
Bu yüzden mi bu ülkenin neredeyse bütün aydınları sanık sandalyelerine
oturdular?
Aydınlarına, sanatçılarına, yazarlarına bunca eziyet eden bir ülkenin
yöneticileri olduğunuz için mi kendinizi “baş” olarak görüyorsunuz?
“Baş” olmak insanları eşit görmemek, insanların eşitliğini savunanları da
mahkemelerde yargılamak mı?
Siz Sermet Çağan’ın oyununu seyrettiniz mi?
Bir öküzün öküz gibi yaşayacağı ülkenin neye benzeyeceğini, oradaki “başların”
kimleri “ayak” olarak göreceğini hiç düşündünüz mü?
Sizi üzmek istemem beyler ama “başlar” oturdukları makamlarla, Hazine’den
aldıkları maaşlarla “baş” olmuyorlar.
Onlar düşünerek “baş” oluyorlar.
Yaratarak oluyorlar.
Bu kibir, bu böbürlenme nereden çıktı?
Neyinizle böbürleniyorsunuz siz Allah aşkına?
Avrupa’nın en fakir, en yasakçı, en baskıcı, darbe yasalarını bile değiştirmeyi
becerememiş en çağdışı ülkesini yönetmekle mi?
Bu mu sizi “baş” yapıyor?
“Cumhuriyetin elitleri” denilen adamlar Başbakan’ı, Başbakan da işçileri
küçümsüyor.
Siz, hep birlikte küçümsenebileceğinizi aklınıza getirmiyorsunuz, değil mi?
Birbirinize ne kadar benzediğinizi görmüyorsunuz, değil mi?
Bir sürü köy ağası.
Hepsi de “çok önemli” adamlar.
İnsanlarını, halklarını küçümserler.
O küçümsediğiniz işçiler olmasa açlıktan ölürsünüz.
“Ayaklar baş olursa” çok kötü olurmuş.
Ayaklar olmasın... Neresi baş olsun?
Şöyle düşünebilen, yaratabilen, insanları sevip saygı gösteren, mütevazı gerçek
“başlar” bulamadığımıza göre bir şeyleri baş yapacağız.
O her neresiyse bizim “baş” yaptıklarımız, ayakları pek sevmiyorlar.
Siz, tarihi bir okuyun.
Tarih, “baş olan ayakların” hikâyesidir.
Ayakların “baş” olmasından bir zarar gelmez, insanlık öyle ilerliyor.
Başka şeyleri “baş” yapmak toplumlara kötü geliyor.
O yüzden zaten “bir öküzün öküz gibi yaşayacağı bir ülkeyi” bulmakta zorluk
çekmiyoruz da...
İnsanın insan gibi yaşayacağı bir ülkeyi arayıp duruyoruz.
Taraf Gazetesi, 25 Nisan 2008