Çin'in Tibet üzerinde kurduğu baskıyı eleştirmek için birbiriyle yarışan
Batılı ülkeler, iş Filistin sorununa geldiğinde işgalciyi değil, işgal altındaki
halkı boykot ediyor. İsrail hükümetinin ve pek çok İsrailli'nin Çin'i
kınamasıysa trajik. Arapların Filistin'i korumak adına adım atması şart
Tibet'teki olayların Batı ülkelerinden ve Batılı medya organlarından gördüğü
ilgi, uluslararası ilişkilerin vardığı riyakârlık ve çifte standardın açık
örneği. Zira bu ülkelerin liderleri, Çin'in Budist rahiplerin isyanına yönelik
tutumunu kınamakta adeta yarışıyor. Örneğin, Almanya ve Fransa Çinli
yetkililerden Tibet'e bağımsızlık vermesini istediler. Fransa Cumhurbaşkanı
Nicolas Sarkozy ve Almanya Başbakanı Angela Merkel, Filistinlilerin dönüş ve
işgalden kurtuluş hakkından kesinlikle söz etmedi. Bunun yerine bütün Arapların
duygularını tahrik ederek, İsrail'in kuruluşunun 60. yıl kutlamalarına katılmak
için İsrail'e yöneldiler. Keza Amerikan başkanlık adayları da aynı şekilde
davranıyor. Bunun yanı sıra, Amerikalı yetkililer Çin'e karşı dünyayı ayağa
kaldırırken, CIA'in Tibet halkının 'ayaklanması'nı tutuşturmada parmağı var.
Son örnek Kongre kararı
Öte yandan, İsrail'e yönelik Amerikan bağımlılığı benzeri görülmemiş bir noktaya
vardı. Bunun son göstergesi, Kongre'nin Siyonist hareketin İsrail'e göç
ettirdiği Arap ülkeleri Yahudilerinin, mülteci konumundan beslenmeleri
gerektiğini öngören tasarısıydı. Oysa ABD yönetimi, gerçek Filistinli
göçmenlerin vatanlarına dönüş hakkını inkâr ediyor.
Batı medyasıysa Pekin'e karşı şiddet gösterileri sırasında ölen veya yaralanan
onlarca Tibetli rahip için timsah gözyaşları dökerken, Filistin'de
boğazlananlara karşı duruyor ve Siyonist kasapları masumlaştırıyor; saldırganı
destekliyor, kurbanı kınıyor.
Batılı ve diğer ülkelerin Tibet sorunu ve Filistin sorununa yönelik tutumlarını
karşılaştırdığımızda, önümüzde kör bağlılığın ve adaletsizliğin açık tablosu
beliriyor. Tibet'le Filistin sorunları arasında karşılaştırma alanı
bulunmamasına rağmen, bağımsızlık mücadelesi ikisi arasındaki ortak etken. Fakat
Batı, Tibet halkının bağımsızlığını destekleyip Çin işgalini kınarken, her gün
insanlık dışı uygulamalara ve vahşi bir işgale maruz kalan Filistin halkına
karşı Siyonist işgali destekliyor.
Bütün bunlar, Filistin sorununun açık yarasıyla dünya barışını tehlikeye maruz
bırakmasına, Filistin'in önemli stratejik konumu ve Arapların beslendiği doğal
kaynaklardan dolayı dünya ekonomisini eritmesine rağmen yaşanıyor. Tibet
bölgesiyse, özelde Filistin'in ve genelde de Arap bölgesinin sahip olduğu
stratejik önemden yoksun.
Orta Asya'da özerk yönetime sahip Tibet'in, uluslararası şartların akışına
hiçbir etkisi yok. Tibet, Çin'in ayrılmaz bir parçası olmakla beraber, Çin'in
buradaki kontrolü dünyaya hiçbir maliyet getirmemekte ve ülkenin içişleri
çerçevesinde kalmaktadır. Oysa Batı emperyalizminin denizler ötesinden
Filistin'i işgal etmesi için getirdiği güçler, tıpkı Irak, Afganistan, Lübnan ve
Filistin'deki gibi savaşlara yol açıp işgallere girişmek için tehlikeli roller
oynuyor. Bu işgallerin ve özellikle de İsrail işgalinin sonuçları epey
tehlikeli. İşgal, ekonomik etkilerinin ve can kayıplarının yanı sıra dünya
barışını tehlikeye maruz bırakıyor. Bütün bunlara rağmen Batı işgali görmezden
geliyor ve kızgınlığını, ülkesinden kovulan, toplumu yıkılan, işgale direnmek ve
bağımsızlık için çalışmak dışında bir günahı olmayan Filistin halkından
çıkarıyor.
İsrail hükümeti ve birçok İsrailli Tibet'teki Çin işgaline karşı çıkıyor ve
Tibet halkının bağımsızlık çabasını desteklediklerini iddia ediyor. Arap
topraklarını işgal eden ve Filistin halkına karşı en çirkin suçları işleyen
İsrail'in, Çin'i kınaması gerçekten trajik. Oysa Çinliler Tibet halkının
topraklarına el koymadı, uçaklarla bombalamadı, evlerini yıkmadı, çocuklarını
boğazlamadı ve onları yaşamın en basit dinamiklerinden mahrum bırakmadılar.
İsrailli gazeteci Gideon Levy'nin 13 Nisan'da Haaretz gazetesinde yazdığı gibi,
"İsraillilerin Tibet'teki Çin işgaline karşı durmak gibi ahlaki bir hakkı
yoktur." Kaderin cilvesi, İsrail'deki Tibet Halkı Dostları Cemiyeti'nin Başkanı
Psikolog Nahi Alon, 1967'de Gazze'de iki Filistinli'nin öldürülmesine karışmış
eski bir subay. Levy ayrıca şu eklemede bulunuyor: "Kendi arka bahçesinde
Çin'inkinden aşağı kalmayan askeri baskı uygulayan ve işgale karşı neredeyse
hiçbir protestonun yapılmadığı bir devletin vatandaşlarının, başka bir işgali
protesto etmesinin meşruiyeti yoktur." İsrailli yorumcu şu ifadelerinde de
tümüyle haklı: "Bugün dünyada hiçbir yer Gazze kadar abluka altında değil. Peki
sonuç ne? Dünya Çin konusunda işgalciyi boykot etme çağrısında bulunurken,
absürd bir şekilde iş Filistinlilere gelince işgal altındaki varlığı, veya en
azından onun seçilmiş liderliğini boykot ediyor. Bunun tarihte bir benzeri
yoktur."
Trajediden Araplar sorumlu
Fakat Batı'nın, Tibet halkının bağımsızlığını desteklediğini iddia ederken,
bağımsızlık ve vatanına dönmek gibi doğal hakkından soyutladığı Filistin halkına
yönelik bu zulmünün sorumlusu kim? Doğal olarak rejimleri ve hatta halklarıyla
Araplar, bu trajedinin sorumlusu. Zira ellerindeki geniş imkânlarla Batı'nın
tavırlarına karşı koysalardı, onları temel hatalarını düzelmeye mecbur bırakır,
zulme direnmeye zorlayabilirlerdi.
Fakat Araplar Filistinli kardeşlerini desteklemekten uzak durdukça Batı, Arap
topraklarını işgali, sömürmeyi, Filistin haklarını inkâr etmeyi, saldırana
yardımı ve kurbana komplo kurmayı sürdürecek. Araplar ne zaman saygınlıklarını
kazanacak ve milletler arasındaki konumlarını tekrar kazanacak? Ne zaman
uyanacak ve olayların akışına etkide bulunacaklar?
SEMİR CEBUR
(Londra'da Arapça yayımlanan Kuds ül Arabi gazetesi, 19 Nisan 2008)
Radikal
23/04/2008