Kırmızı Top, karyolanın altına itildi. Çocuk Türk Milleti, Kırmızı Top hiç
varolmamış gibi yapacak.
Kapatma Davası (Kırmızı Top) mühim değilmiş/öyle ya da böyle Bu Mesele
halledilirmiş gibi hislere gark olup- Hepten unutup-
İşte AK Parti bu arada taktik geliştirmeye çalışacak. 'Öyle mi yapsak? Böyle
mi?' 'Diklenmeden dik durmaya' çalışacak. Uğraşacak.
"Kapatılmak istenen AK Parti değil;
Türkiye'de bir kez daha, Demokrasi İhtimali." Böyle bakılmalı hadiseye.
"AMA onlar DA çok ileri gitmişlerdi."
BU BAKIŞ: bu Büyük Gazete/Küçük CHP bakışı, halk nezdinde satın alınmasa da,
itibar görmese de, HEMEN HERKES AK Parti'nin çok ileri gitmiş olduğu konusunda
sessiz bir konsensüs içindeymiş gibi yapılacak. Antide-
mokratların Pazarlama Teknikleri. Hep aynı.
Geçen haftalarda Taraf'taki yazısında Yasemin Çongar, Yargı'da, Anayasa
Mahkemesi'nde vicdanların sızlayıp sızlamadığını sorguluyordu. Anayasa Mahkemesi
Üyelerinin 367 Kararı'nı 'zorla', 'zorlamayla' aldıklarını açık seçik
belirtiyor, 'Ama olmaz paşam'lara rağmen, o zaman e-muhtıra yerine, d-darbe'yle
(nerdeyse) tehdit edilerek, bu kararı almak durumunda 'bırakıldıklarını'
yazıyordu.
Anayasa Mahkemesi Üyelerinin "Bu kararı torunlarıma nasıl izah ederim" diye
vicdanları sızlayıp geceleri gözleri yaşararak aldığını zannetmiyorum ben 367
kararını.
Dilerim öyledir. Çongar'ın yazdığı gibidir yani. Ama ben artık YARGI denince;
Sabih Kanadoğlu, Vural Savaş gibi 'derin yargıdan provokatörlerin' kanal kanal
dolaşıp 'yakın gelecekte' bulaşacağımız rezillikleri (Kanuni Yorum kisvesi
altında) muştuladıkları bir kör düğümle silsilesinin (gizli iktidarına)
inanıyorum.
Anayasa Mahkemesi raportörü Osman Can'ın yazdığı raporda, AK Parti'yi
kapatmama imkânlarının kuvvetle bildirildiği, oylamadan hemen önce çıtlatıldı
medyamıza.
Sonra: Oybirliğiyle Davaya Bakma 'hezimeti' geldi. Ama raportörün onca emek ve
hukuk bilgisiyle hazırlanmış raporu, NEDEN kamuoyuyla paylaşılmaz? Hepimizin
bilgisine sunulmaz? Mahkemenin nihai kararı ve ara aşamalar HEPİMİZİ
ilgilendirmiyor mu?
17 klasörlük iddianamesinde Abdurrahman Yalçınkaya'nın; çok fantastik
'şeylerden' kanıt olarak medet umulduğunu, bu şişkin iddianamedeki "Herrr 'şey'
aleyhinize delil olarak kullanılabilir" mantığının, hukukun özüyle çeliştiğini
niye vurgulamıyoruz? Yeterince?
Diyelim, 'Musa'nın Çocukları', 'Musa'nın Gül'ü' gibi kitaplarında handiyse
bilimkurgusal bir ırkçılıkla Gül ve Erdoğan'ı 'karalamak'
için Yahudi oldukları gerçeğini(!) 'seçen' Ergun Poyraz'ın, bu tarz 'değerli
eserlemelerinin' iddianamede 'kanıt' olarak 'kullanıldığını' biliyoruz. Başsavcı
tarafından.
O Ergun Poyraz ki, şu an Ergenekon'dan içerde. Ve de JİTEM'den kendisine
yapılan para ödemelerinin makbuzlarını gösteren disk, İşçi Partisi'nde yapılan
aramalarda ele geçti.
Perinçek'in Ergun Poyraz'a JİTEM'den yapılan ödemelerle ilgili sorgulandığını
da biliyoruz. Peki bu denli kredibilitesi (hapishane) tavanlarında bir
Irkçı/Milliyetçi Bilimkurgusal Komplolar Yazarı'nın 'eserlerinin' dahi kanıt
olarak bulunduğu bir iddianameyi, tüm o klasörleri şişiren delil enflasyonunu
neden daha yakından incelemiyoruz?
Yargıtay Başsavcısı A. Yalçınkaya derhal, bir nevi Medya Yasağı empoze etti
muhteşem iddianamesi incelenip eleştirilmeye başlanınca.
Bu konuda 4 Nisan 2008 tarihinde fevkâlâdenin fevkinde bir yazı kaleme aldı
Hasan Celal Güzel. 'Jüristokrasi'nin tehdidi ve gerçekler' başlıklı.
Sabih Kanadoğlu'nun ADD'nin Frankfurt'taki toplantısında yaptığı ve
"Ergenekon Soruşturması'nın akıbetinin Şemdinli Soruşturması gibi olmaya mahkûm"
olduğunu müjdeleyen konuşmasının 288'e girip girmediğini sorguluyor Hasan Celal
Güzel, dünkü yazısında.
Yaşar Büyükanıt, Şemdinli'deki bombacıya, "İyi çocuktur, tanırım" diye kefil
olunca 288'e (yargıyı etkilemeye teşebbüs) girmiyor, Deniz Baykal 367 kararı
öncesi yakın markaj şantaj cümleleriyle Anayasa Mahkemesi'ni âlenen kendi
görüşlerine 'boğunca' 288'e girmiyor, Sabih Kanadoğlu, Ergenekon Savcısı'na aba
altından sopa gösterince 288'e girmiyor-
Bugünlerde yapmamız gereken Yargı'ya karşı büyük bir sivil sorgulamacılık- bana
kalırsa.
İddianamenin 'nesnelliğini', 'hukukiliğini', 'içeriğinin tutarlılığını'
sorgulayalım.
Geri basmayalım.
Dökülsün saçılsın tüm o klasör birikintilerinde ne var, ne yoksa.
'Demokrasinin Pabucu' artık çok daha pahalı olmalı. Askeri ve Sivil Elit, güç
savaşını sürdürürken her şeyi böylesine ucuzlatıp Kemalist ellerinde illa,
oyuncaklaştıramamalı.
Radikal / 19/04/2008