Şimdi beni Allah korudu; korumuş yani Sayın İzleyicilerim.
Pazar günü Yurt Dışı'nda değil de burada olsaydım; Marjinal Yazar Ertuğrul
Özkök'ün pazarlık yazısını okuyup (geçtiğimiz pazar buram elem ve kalemlediği)
pazartesitesi hopadi zipadi sevinçler içinde "Aa, gitmiş baksanıza" diye Havai
Fişek Gösterisi düzenlemeyecek miydim köşemde?
Zira 'insanoğlu beşer şaşar'; Sn. Özkök'ün pazarlanma yazılaması o kadar farklı
renk ve modelde insanda "Ekime kadar nereye gidiyor bu beyefendi?"
hissiyatlanması doğurmuş ki- bu kadar olur!
Beni pazartesi günü Hatırısayılır 1 Köşecimiz aradı. Dünyada paranın gidişini
en iyi teşhisleyen 1 Ekonomistimiz aradı. Ve de şimdi 'from different walks of
life' 2 kişi artı bütün internet siteleri artı Star'dan Ahmet Kekeç yazdı.
Yazmış yani. Bu kadar mı Toplu 1 Yanlış anlamacılık olur? Tır? Tır?
Zira Sn. Özkök "Bu pazar kaçıyorum. Her şeyden kaçıyorum. Türban
sıkıntısından firar ediyorum. Onun temsil ettiği her şeyi terk ediyorum. Nisan,
mayıs, haziran, temmuz, ağustos ve eylül. Ekim ayına kadar bana eyvallah" diye
bizleri şokşokşok panikpanikpanikliyor yazısında.
Ekime KADAR Bu Marjinal Yazarımız'ın yazılarından MAHRUM MU kalıcaz hissi,
dolgusal gecekonduapart-manlarımızın giriş katlarını basmasın da, neylesin?
Tarumar oluyoruz.
Çarpılıyoruz. Çarpım tablosunu yeniden ilkokul üçlüyoruz.
Enginar tarlalarından, bakla yapraklarından, İzmir'deki mahalle
arkadaşlarından dem vuruyor bu 'legendary' (olması gereken) yazısında Allahım!
BU ADAMI KURTAR; burçak tarlalarında, enginar tarlalarında, bakla tarlalarında
koşsun artık! Amiral Kaptan Avustralya İzmirlisi olmaktan yorgun düştü-
oluyorsunuz ister istemez.
Onun Türkiye'nin Gidişatını Mikserleyen Yazıları'nı ne denli özleyeceğinizi
bilseniz de, içinizdeki Şefkat Pınarı Hemşire'ye engel olamıyorsunuz- "Evet
gitsin 6 aylığına! Hatta 10, 12, 18 aylığına!" demenize kalmıyor süzüntüler
içinde-
Ertesi günün ertesi 'Ceeee!'lemiyor mu okurunu Afacan Marjinal Yazarımız!
"Pazar günü her baharda yazdığıma benzer yazılardan birini yazdım. Hafta
sonunu Viyana'da geçiriyordum. Zaman zaman, çoğu insanın hissedebileceği gibi
bir İÇ KAÇIŞ yazısıydı bu. Bir 'pazar'lık teneffüse çıkış da diyebilirsiniz.
BAZI okurlarım bunu 6 aylık tatile çıkıyormuşum gibi YORUMLAMIŞ. Hayır, bu
sadece bir 'pazar'lık kendi kendime kalma yazısıydı" topaçlamıyor mu Salı
Pazarı? Zarı?
Tamam, rahatlamasına rahatlıyoruz. Ama BAZI okurların böylesine yanlış
YORUMLADIĞI bu yazıyı neye borçluyuz?
"Eniştem bize niye lokum yolladı?"
"Latif'e latif gerek."
"Ayıkla baklanın başını."
"Ah sen ne oyunbaz ağbimizdin Marjinal Efendi!"
Bir sürü atagözü ve deyimsende üşüşüyor dilimize. Suyu kaynatıp burgu
makarnaları içine atıyoruz.
Korkularımız! evet boşşş'a çıktı.
Eet! rahatladık. Türban Korkusu Yazarı'nın Türban'a dair herrr şeyden
kaçtığına şahit olduğumuz 1 Türkiye; çok lüks, çok realist bir Türkiye olurdu.
Demokratik Sınıf atlardık. Bize birkaç çarşaf büyük gelirdi.
Oysa pazar(lık) yazısında "Bu bahar ölürüm, beni kimse tutamaz" dahi demişti.
"Allah gecinden versin" demiştik.
Veda ederken hani, o mahzun tavrını takmış; harflerden (bakla) falı tutmuştu.
A harfine 'Allah', ş harfine 'şarap', z harfine 'zeytinyağı' demişti.
(Yine pazar yazısında. Açın okuyun bari.)
Şimdi ben onun harflerdenniyettutması'na- A harfine 'AllahAllah', Ş harfine
'şakulle biraz', Z harfine 'zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkmak' diyorum.
Bir de öylesine duygusal bir helter skelter'a maruz bırakıldım ki, şarkılardan
HANCI gelip konuyor obamızın orta yerine.
"İşte hancı ben her BAHAR böyleyim
Öteyi ne sen sor, ne ben söyleyim
Kaldır artık boş kadehi neyleyim
Şu bizim hesabı gör yavaş yavaş."
İlginç tabii. Şizoid bir şarkı!
Özellikle Ajda söyleyince.
Radikal/17/04/2008